29 Eylül 2012 Cumartesi

.


"İçimde sıkıştırılmış öfke var."dedi BatZat.

"O da ne demek öyle?"diye sordu Plasebo

"Hepinizi dövmemek için kendimi tutuyorum demek."


.

28 Eylül 2012 Cuma

revolutionary road


 
Geleceğimizi gördüm belki de ve içimden dedim ki “Ben bir sanatçıyım. Mutsuz olmaya hakkım var.” Beynimin içine sıkıştırılmış bir dilde söyledim çarpık düşüncelerimi  ve ne korkunç sana dile getirmek bunları. Geçmişte geleceği gördüm, gerçek olmasa da. Çatlak aynalara bizdik yansıyan. Bağırışların ve çığlıkların yıllar boyu doymayan karnımı doyurması. Kahkahaların ardında gelen küçücük bir öpücük ve dudaklardan başlayarak canavara dönüşmek mi geleceğimiz?

Korktum aynadaki görüntülerden ama bir o kadar da haz duydum. Yuvarlanarak düşüyoruz içimizdeki canavara. Hatalarımız beden bulacak ve koşuşturacak etrafta. Ve içimde başka bir hata büyürken bacaklarım kıpkırmızı kesilecek. Son bir iyilikle sonsuzluğa adım atabilirim. Bir balerin gibi şarkıyla dans ederken karnımdan akan kan holizonlar çizecek etrafımda, saçlarım yüzünün önümde uçuşurken.

Lanetli Rock

                                          
                                                     Iain BANKS




(okurken güldüğüm çok kısım oldu.)


İntihar etmeye karar verip sonra vazgeçen bir Rock Yıldızı'nın hayatı.


*Fakat bilinçaltını aldatamazsın.

*Her şeyin ille de bir anlamı olacak diye birşey yok.

*Yaşamak demek 'Aman Tanrım,ben ne yaptım?' demek.

*En yıkık dökük hangisi diye yazı tura atabilirdiniz:Evler mi aileler mi?

*Ben,sararmış,sayfa uçları kıvrılmış ucuz bir dergiydim,bu insanlar ise parşömen kağıttan ve deri kaplıydılar;ben ucuz,çizilmiş bir plak,bu insanlar altın disklerdi.

*Hep komik görünüşlü bir çocuk olmuştum,çiçek açtığımda çirkin bir adama döndüm.

*Çatık kaşlıydı,kaşlarının arasında ona etrafında hoşlanmadığı bir şeyler bulan biri görüntüsü veren çizgiler vardı,sanki dünya ona ir hayattan çok bir özür borçluuymuş gibi.

*Paran çoksa egzantrik derler,fakirsen kaçık diye bir deliğe tıkarlar.

*Tanrım,o gün ne kadar mutluydum;hani sanki aynı anda hem bir milyon dolarım olmuş hem kumarda masadaki tüm parayı toplamış hem ölümsüzlük kazanmış hem de David BOWIE ile bedenlerimizi değiştirmiş gibi olmuştum.

*İnsanlığın keşfettiği en zararsız uyuşturuculardan birini sat,yirmi yıl yersin.Sigara gibi yılda yüzbin insanı öldüren bir şey sat...şovalyelik payesi alırsın.

*Arkasında saklamanyı sevdiğim için sakal bırakıyordum.

*Tanrı bizi kendi esprilerimizden korusun.

*Hayallerim gerçeklerşti ve anladım ki hayaller bir kez gerçekleşti mi artık hayal edilmeye değecek bir yanları kalmıyor.

*Tanrım,birbirleriyle aynı şekilde giyinen ve farklı olmak için o tarzda giyindiklerini söyleyen çocukların sayısına inanamıyor insan.

*Mantıklı olanı yapamadığımız,sorumluluk sahibi bir yetişkin gibi davranamadığımız zamanlar vardır;aklınıza gelen o çılgınlığı mutlaka yapmak zorunda olduğunuzu hissedersiniz.Kötü insanlar böyşe yaptığı zaman katil oldukları ortaya çıkar,iyi insanlar böyle yaptığı zaman kahraman oldukları ortaya çıkar ama geri kalanımız böyle yaptığı zaman tam bir salak olduğumuz ortaya çıkar.Ama bu bizi asla durduramamıştır,değil mi?

*Bencillikten en uzak göründüğüm zamanlarda bile tamamiyle bencil bir insanım.

BENZER KİTAP

Bir reklamcının uçuk ve komik yaşamı.İkisini de okuyun bence.Komik olduklarından değil,güzel kitaplar.























.

27 Eylül 2012 Perşembe

DOKKO DOK DOK DOKDOKDOKGO JİN(GREATEST LOVE)

 
 
Dün,gece gece fark ettim ki bloga uzun zamandır doyasıya mızmızlanmıyorum,gideyim mızmızlanayım,bir içimi dökeyim,eskisi gibi onu buna laf atıp kendimle dalga geçerek eğleneyim dedim de bu saate pek birşey kalmadı ne yazık ki.Halbuki çok büyük planlarım vardı hepsi de öncekiler gibi benim tarafımdan katledildi eheheh.
 
Ankara'nın pazarında kuru kafalı çorap bulamamak garipti, sevgili gerçek ve hayali okuyucularım.Poşet poşet kuru kafa ile dönerim diye düşünüyordum,olmadı olamadı.
 
Stajı lisede yapacağımızı öğrenince Kızılay'daki tüm liseliler ürkünç gözükmeye başladı.Ankara'nın havasıyla suyuyla büyüyen bebeler lise çağında gürbüzleşiyor imiş.Tıfıl halimizle ne bok yapacağız çok merak ediyorum.
 
bir yerlerine takmayacakları kesin,Zamanında ben de takmamıştım.Tecrübem var yani.
 
Tahtanın karşısındayken önüne geçmek de acayip korkunç,sanki dolunaya hazırlıksız yakalanmışım da AnkaMALL'de kurt kıza dönüşmüşüm gibi. (ikinci öğretimim,dolunaya yakalanabilirim,evet.)
 
Kendi kovuğumda yaşayacağa benziyorum yine.Saolun duvarlar ve dibimdeki dolap.
 
Saçlarım aktı ve yeşilimsi sarıya döndü ama böyle de güzel böyle de hoş böyle de kabul edilesi.
 
Okulu ve onunla alakası hiçbir şeyi de özlememişim.Bunu söyleyen birinin öğretmen olacak olması çok acı bence.Elimde değil
 
Rüyamda Jack nicholson bana mor spor ayakkabı aldı.Birlikte takılmamız değil de bana ayakkabı almasını yadırgadım.Neyse ki mordu.
 
Dokko jin de dizinin en güzel faktörü.Diziyi tabii ki her zaman ki gibi açıklamayacağım amma ve lakin her daim düzenli gönderileri ile hayranlık uyandıran blog (cidden) Neo'nun Köşesi'nde dizi ile ilgili bilgi edinebilirsiniz.İzleyin,izleyin.
 
 
 
 
 
 
 
 

 
 
 
 

 
 
 

 
 
 
 

 
 
 

 
 
 
 

 
 
 


 
 
 
 
 
 
 
 
 

 
 
 
 
 

 
 
 


 
 
 
 
 

 
 
 
 
 

24 Eylül 2012 Pazartesi

İSTİYORUM.

 
 
 
HEM STEAMPUNK HEM MOOORRR





(Janım ANKARA,kim ne düşünürse düşünsün sen denizsiz bile güzelsin,kuru havanla güzelsin,Ankaray'ınla güzelsin.Seviyorum seni.)

22 Eylül 2012 Cumartesi

.


"Baştan aşağı pembe giyen kızlar kendilerini grotesk hissediyor olmalı."dedi Plasebo.

BatZat viraneye adımını atmadan önce külahının dibini ağzına sıkıştırıp hızla çiğnedi. "Pembe ne, bilmiyorum."

"Çok şanslısın."

Parantez Adam ayak seslerini duydu, "I have dungeons in me." dedi fısıldayarak, fısıltısı yardım çığlığıydı.

.

Memnoch

                                                         Anne RICE





Hümanist Şeytan Memnoch,Meleksi Dora,her zamanki küstah Lestat ve ne yaptığını pek bilmeyen

bir Tanrı ve son onda sayfada "noluyor lan?"diye ben ve kapaktaki beyaz tişörtlü pis bakışlar (yada

seksi)atmaya çalışan bir sarışın ve kaybolan rengarek kuru kafalı çorabım ve diğer kuru kafalı

çoraplarım ve bimden aldığım çoraplarım ve kaybolan tüm çoraplarım ve naz yapan vıınım "yanlış

ruh,yanlış beden"diyen ben ve Anne Rice!a göre Lestat=



     rutger hauer
 
 
 
 
 
 
(Memnoch bana Memnuh'u hatırlatmadı değil,hatırlattı.)
 
.

20 Eylül 2012 Perşembe

Kemikleri Severim 2




 
                     












 



 


 

(Reno0 Boys'a (Parantez Adam,BatZat ve Plasebo)  yeni üye GETTO katıldı.)

18 Eylül 2012 Salı

Bay Ahtapot


Rüyama giren ünlüler gün geçtikçe çeşitleniyor.
Bu sefer ki de diğerleri kadar sevilesi idi ki rüyamda hep bana sarılmaya çalıştı.
Tarkan filminden tanıdğımız güzel Bay Ahtapot


 
 

ünlendiği kareler


(Ahtapotu uyandıkttan sonra değil,rüyada tanımam ne kadar da etkileyici olduğunun başka bir işareti)

.

13 Eylül 2012 Perşembe

.


"Bence bale şiddetin en erotik hali.Ya da 'hava bükücüler yavaş çekimde yaşasa nasıl olurdu
acaba?'nın cevabı."dedi Plasebo,boynuna bağladığı siyah kadife pelerini sol omuzundan ayak bileklerine doğru kıvrımlar halinde iniyordu.Pelerinin içi yavruağzı rengiydi,saçlarıyla aynıydı.Siyah kadife pantolon,postal botlar ve pelerin hariç üzerinde hiçbirşey yoktu.Gözünün ucuyla BatZat'e baktı. "Neden güneş gözlüğü takıyorsun ki?Sen körsün."

BatZat çilekli dondurmasını yalamayı bıraktı. "Açık sözlülüğünü takdir ediyorum.Yine de seni yumruklayacağım."Yumruğunu hızla boşluğa savurdu ve Plasebo'nun omzuna geçirdi.Plasebo omzunu ovalarken BatZat dondurmasına döndü. "Takıyorum çünkü ne kadar havalı durduğunu hayal edebiliyorum."

Plasebo gülümsedi,başka bir yumruğu göze alarak "Sen hiç kendini aynada görmedin ki."dedi.


.

12 Eylül 2012 Çarşamba

Gül bahçeleri


                                                        Joanne Greenberg

(senin hüznün imrendirici ve bambaşka benim için.)



*İçinde kıvranıyor,kokuşup duruyordu öfke.

* "Öyleyse,belki de,şey,mutsuz olduğu doğru" dedi Jacob Deborah'ı düşünerek.
"Hasta."dedi Esther.
Jacob "Mutsuz,"diye bağırıp odadan çıktı.Birkaç dakika sonra odaya geri dönüp "Sadece mutsuz."dedi

*Bir çocuğun bağımsız olması kimi ana-babaların kırılgan dengesi için çok büyük bir tehlikeydi.

*Başı hep öne eğik dolaşıyordu sanki,gelecek darbeleri beklercesine.

*"Benim düşmanım,ne nefret edebileceğim ne de bağışlayabileceğim bir insan."
"Kim bu insan?"diye sordu Deborah.
"Annem."

*Kendi yıkımın çevresinde dönüp dolaşıyor,küçük bir parmak sokup orasını burasını kurcalıyorsun.

*"Filozof."diye mırıldandı Deborah kendi kendine ve elini uzatıp kuşağının arkasından bir yemek kırıntısı çıkardı.

*"Benim hastalığım...ağzına kadar dolup taşmş bir bardak,senin küçücük damlan taşan kısmın içinde çoktan eriyip gitti."

*Hepsi kendini öldürme isteği duymuş,bunu gerçekleştirmek için çabalamıştı ve hepsi de ölülere imreniyordu.

*Gurur sanki her gün yapılan birşeymiş gibi soylu bir biçimde üzüntüden ölme yetisi anlamındaydı.

*Ah şu ana babalar. "Onu iyileştirin."derlerdi hep "onu,sofra adabını bilen ve bizim kararlaştırdığımız geleceği kabullenen biri olacak biçimde yetiştirin."

*Karanlık ağrılar,şiddetli korkular,bilinç yitimleri ve gene de yüreğin atıyor ve nabzın seni nüfus sayımına dahil ediyor.
Neden diye bağırdı,Deborah Yr diliyle
Çünkü bakıcıların sadist kişiler.

*Günler çoktandır yalnızca bir dilbilgisi ayrıntısı olan bir yeryüzü kalıbına dönüşmüş durumdaydı.

*Duvarlar terleyip kanamaya başladı ve tavan,yüzeyinden kopmaya başlayan bir tümör oluşturdu.

*"Bu yüzün gösterdikleri...hep...aykırıydı.Öfkeli olmadığım halde 'Neden öfkelisin?';tepeden bakmadığım halde 'Niye tepeden bakıyorsun?' Sansür'den,kesin kuralların ve Yr yasalarının ortaya çıkmasının bir nedeni de buydu."
 

Summer time sadness


        Gözlerimle savaşıyorum ve biliyorlar ki benden güçlüler, yüzüme küstahça gülüyorlar. Kalbini
kırdığım için vicdan azabı duyuyorum, kalbim artık yumruğumdan bin kat daha küçük sırf seni
üzdüm diye ama bunun sebebi sensin, kalpsiz kalacak olsam da özür dilemek istemiyorum. Gururun
ateşi beni yakıp küle çeviriyor, bense bundan utanç verici bir zevk alıyorum ama içimde solucanlar
dolanırken hissedebilmek çok zor. Kelimelere zincirlendim ve bunu herkesin gözüne sokmak
istiyorum, avuçlarıma çakılan çivinin akıttığı kanlar herkesin gözünü kamaştıracak. Her zamankinden
daha dengesiz yürüyorum, tek kulağımı kesip aldılar, ne yazık ki Van Gogh beni çizemiyor. Güçsüzlüğümle alay ediliyor ama ben onu asilce ve zarafetle taşıyacağım her deli gibi veya yazar gibi.

         Gözlerimle savaşıyorum ve biliyorlar ki seni görebilmek için onlara muhtacım, şeytanca sırıtıyorlar suratıma hiç çekinmeden. Onların özgüveni yok bende, kendimi karanlığa sarmaladım ve biliyor musun bundan çok memnunum. Tutunduğum birkaç tel beni ayakta tutuyor ki bundan hiç mi hiç şikayetçi değilim. Bazen zarar veriyorlar bana, bunun uzantısı olarak sana ama pek umurumda olamıyor çünkü ben üzüntümü şımartmakla meşgul oluyorum ,üzgünüm senin için zaman ayıramıyorum. Gözlerimin gösterdiği sadece beyaz sayfalarken tüm dünyamı karartmaya çalışıyorum ki o karanlıkta sana ulaşabileyim ama sen pek hevesli değilsin bu yüzden seni avuçlarımdan düşürdüm bilerek .Aşağıda neler yapıyorsun merak ediyor ve acı çekiyorum ama gururum, hokka burnu önde, bana baş sallıyor “Hayır!” diyor sadece ve sesi dünyamı parçalara bölmeye yeterli.

         Gözlerimle savaşıyorum ve biliyorlar ki ben yenileceğim, pütürlü tenimi okşuyorlar. Senin veremediklerini onlardan almam benim suçum değil, verdiğin güller ceset kokuyor. Bugün önemli idi çünkü yabanıllığımın kaynağına hiç şiddet beslenemediğimi fark ettim ve bu beni kemiklerime kadar korkuttu. Bana en çok zarar verene hayallerimde bile karşı çıkmayı akıl edemiyorum, ne acizim görüyorsun ve bana yardım etmeye gönüllü olduğunu ne sen hatırlıyorsun artık ne ben. Güller ceset kokuyor, yapraklarından kanlar damlıyor kucağıma. Ve ayak izlerimin altında kalbimin leşi saklanıyor. Kemiklerim kimsesiz.

          Gözlerimle savaşıyorum ve biliyorlar ki onlar haklı, sadece gülmekle yetiniyorlar neye güldüklerini açıklamadan. Her heyecanım mavi cesetlere dönüşüyor, her birinde senin açtığın ölümcül yaralar. Kanları ile mi besleniyorsun? Zincirlerinden kopmuş bir canavar mısın? Ağzımı açamadan nüfuz ediyor tüm ruhuma hayal kırıklığının gri dumanları. Bir sayfalık canım kaldı geriye, ben onu dumanlar içinde büyütüp karanlığa armağan edeceğim sırf sonradan daha fazla acı çekebilelim diye. Bilinç akışım yolunu kaybetti, her şeyle birlikte ışıkta kaybolduk.

Tekrar avuçlarıma tırmanmaya çabalamadan anlamsız, çünkü gözlerim kapandı.

 
 
(Reno0 Boys'a (Parantez Adam ve BatZat) yeni üye katıldı:Plasebo)

6 Eylül 2012 Perşembe

.

 
 
 


(uyurken üzerimize kar yağsın  Pipet Dostu.)

.

L.L?


Görünce oha dedim.Kaşları kalınlaştırıp,çeneyi sivrileştirirsek yazdığım karakterin beden bulmuş hali kendisi.Özellikle kahküller,o kahküller...

ayrıca,L'nin manga halini yaptım
 



Sizde bu siteden kendi manga yüzünüzü yapabilirsiniz=http://www.faceyourmanga.com/



(üç gecedir TUVAL kelimesini hatırlamaya çalışıyorum ama sadece geceleri.Kabus gibi aklıma geliyordu ama hatırlayamıyordum.Kelimeleri hatırlayamamam beni nerelere sürükleyecek bakalım.Bu sefer de "rival" kelimesine taktım.Türkçesi aklıma gelmiyor bir türlü.Sözlüğü açıp da bakmıyorum,inat ettim kendim hatırlıcam.Siz de söylemeyin olur mu?)

5 Eylül 2012 Çarşamba

.


BatZat tek başına ıslak asfaltta yürüyordu.

Göremese de yolunu bulabiliyordu,çünkü onu nefreti yönlendiyordu.

Göğsünün tam ortasında kalbiyle eş zamanlı tepiniyordu öfkesi.

Midesi kıskançlıkla kasılıyordu, köşe başında neredeyse midesini kusmuştu.

Ağzında geç kalmışlığın ekşimsiliği vardı.

Bu tadı sadece çilekli dondurma bastırabilirdi.


.


(Geç kalmışlığın ekşimsiliği var ağzımda.Ve çilekli dondurma alamıyorum şimdi ben.)


3 Eylül 2012 Pazartesi

Yazamadımmmmmmm.

 


İstesem de tüm gün yazamadımmmm, yazamadımmmm, yazamadımmm(ucubik bir melodi eşliğinde)

Nasıl içimde kaldı,içimde kaldı,içimde kaldı, kaldı, kaldı...........

T_T_T_T_T_T_T_T_T_T_T_T_T_T_T_T_T

(yazmak isteyip de yazamamanın yan etkileri.)
(Parantez Adam sen bana yardım etsen?.Ya sen BatZat?)

2 Eylül 2012 Pazar

.


"I'm so sick of words." dedi Parantez Adam.

BatZat bıkkınlıkla başını iki yana salladı. "Oğlum, şu İngilizce konuşabiliyorum ayaklarını bırak yoksa dalıcam sana.Özenti özenti dolanıp duruyorsun."

Parantez Adam portrenin arkasından çıkan küçük kirli kağıdı cebine sıkıştırdı.Kağıtta yazan kelimelerin ağırlığı portrenin çerçevesinden daha ağırdı ve geceden daha yoğun.

"Dondurma alalım mı?"diye sordu Batzat deri ceketine uzanarak.

Parantez Adam sadece portreye baktı.


.

1 Eylül 2012 Cumartesi

Dehşet Hikayeleri


Kesinkes okunması gereken kitaplar arasında.


 
























"Düğünler."dedi amcam. "Ne kadar da tüyler ürpertici şeyler,değil mi Edgar?"

"Etrafımı saran bu eşyalar-nasıl söylesem-garip bir enerji yayıyor.Acı ve dehşet duygularına aracı olmuş gibiler.Ben bu tip nesneleri muhafaza ederek bir çeşit mahzen yaratmaya çalışıyorum.İstenmeyenlerin koleksiyonunu yapıyorum,Edgar;tekinsiz,talihsiz ve lanetli olanların koleksiyoncusuyum."

"Bir adamın en kıymetli uzuvları dövmeyle kaplı olanlarıdır."
 
"......sonsuza kadar koybaldoğu bir sessizliğin içinde ağlıyor,ağlıyor...."

 

Ürkütücü ve gotik bir dünyanın en güzel örneklerinden.

Kitapların sitesi =http://www.talesofterror.co.uk/unclem.html

Kitaptaki çizimlerden birkaçı:


 Çizer  David Roberts'ın sitesihttp://www.artistpartners.com/portfolios/david_roberts/bw/index.html

 

























Veeeeeeeeeeeee yazarın bloğu:     http://chrispriestley.blogspot.com/

dehşet hikayelerinin devamını sitede görebilirsiniz.Ne yazık ki burada sadece ikisi çevrilmiş.


.

JANIM SONBAHAR

SONBAHARI DÖRT DAKİKA GEÇE

 PİPET DOSTU

Yorganlar

deri ceketler

rüzgarda dağılan saçlar

soğukta çekilen burunlar

çizgili çoraplar

19,20,21...............A

yarım parmak mor eldivenler

yere değen atkılar

Ve YİNE PİPET DOSTU.

turuncu-siyah çizgili şemsiyeler

VE YİNE PİPET DOSTU.

VE YİNE PİPET DOSTU .................................................................................................................................................................