28 Aralık 2013 Cumartesi

Oh La La Cumartesi ve Pazar

*Sempozyum bittikten sonra iki gün tatilim var diye öyle sevindim ki heyecandan uykum kaçtı. Her gün  dokuz buçukta yamulan ben gece yarısını karşıladım.

*Bir ara internette "Dış görünüş önemli değil, geçici, fani arkadaş. Bak, hepimizin iskeleti aynı." sloganıyla birkaç resim paylaşılıyordu. Bok aynı. Adamlar bir dişine, pelvis kemiğine bakıp cinsiyetini, yaşını, ırkını, soyunu sopunu tespit ediyor lan. Bir bakış diyorum, soy sop diyorum. Burada böyle hepimiz aynıyız temelde, ayağı yapmayın. Bunu da romantikleştirmeye çalışmayın.

*Nitekim, farklı olmak güzeldir. Babamdan aldığım somurtkan yüz yapım beni kuul gösteriyor. Yoksa yüzümün yüzde doksan beşi yanak. O kadar yanakla nasıl kuul olabilirsin ki. Hele yazın. Kırmızı, Hedie gibi yanaklar. O yüzden güzel böyle, böyle somurtkan olunca hem yaklaşamıyor kimse. Süper.

*Varsa var yoksa yok. Bu cümle kadar basamakları aynı yere çıkan bir infinite loop gördünüz mü?

*Her yer her yerde.

*Sınıfta birden interneti, internet bağımlılığını ve biz eğlendiğimizi sanırken nasıl üzerimizden milyoner olduklarını ve bunun bir kısır döngü olduğunu anlatmaya başlamışım, hatta tahtaya infinite loop'u bile çizmişim. Sonra silkinip kendime geldim, ruhani bir tokat attım kendime ve present simple'a geri döndüm.

*Çok artistik okulumda yılbaşı partisi yapıldı. İlk Maclemore, ikinci olarak Britney çaldı sonra direk halaya geçildi ve kıç altı etekleriyle tüm kız öğrenciler halay çekip çiftetelli oyandı. Dedim, sizin eteklerinize de halay çeken topuklu ayaklarınıza da. İki kültürün birleşmesi değil bu. Ayının kürk giymesi.

*Mohmohmoh. Saatlerce uğraşarak ilk defa kendi başıma bilgisayarda bir sorunumu hallettim. Şimdi skype götlük çıkarıyor ama onu da çözeceğim birazdan.

* Gördüğüm öğrenci profilinden sonra We don't need no Education şarkısı bende ayrı bir yere geldi. 11 yıldır eğitim alan ve toplum içinde yer edinmeye çalışan bireyler hala insan olmayı, empatiyiı, saygı duymayı ve dinlemeyi öğrenememiş, ellerinde iphonelar uçuşurken otomatlardan 75 kuruşluk yiyecek çalmaya çalışan adamlar sike sike eğitim alacaklar. Bu öğretimsiz eğitim belki başka ülkenin evladında işe yarayabilir. Ama burada sadece daha fazla moron ürer. Her geçen gün geleceğe ve insanlığa dair beslediğim umut yok olmakta, beslediğim öfke ise alevlenmektedir. Yakın tarihte küfür yumağıma yem olacaksınız.

*Teknik sorunları çözmenin verdiği mutlulukla işte tam şimdi bulaşıkları dizmeye gidebilirim.




22 Aralık 2013 Pazar

Ben demiştim.


* Günaydın sayın gerçek ve hayali okuyucularım. Geçen bir hafta içinde bisssürü malzeme biriktirdim. O yüzden heyecanlıyım ve muhtemelen bu gönderiyi yayınladıktan sonra unuttuğum birkaç şey olacak. Ama büyük balık,küçük balık gerçeğini uzun süreli hafızam da biliyor. O yüzden hayatın acımasızlığının farkındalar.

*Bu yazdıklarımı benim sesimden dinleseniz bu kadar sarkastik çıkmaz. Çünkü sesim tiz benim. Hele bağırınca felaket. Abov, çok kötü. Ama bazen bas çıkıyor, o güzel işte, hep olsun o.

*Bebek adımlarıyla giden bir süreci daha belirteyim. Kitabın bitmesine az kaldı desem de aslında baya varmış, yazdıkça uzuyor. İçimde hem minik elfler koşuşuyor hem de küfür yumağım genişliyor. Ayrıca, ona yakın yayınevini gözüme kestirmiş durumdayım.Bazılarının beni kabul etmeyeceğini zaten biliyorum, tarz açısından uyuşmadıkları için.Olsun, o da güzel olacak.

* Kültürüme kültür kattığım fantazya sempozyumu bitti. Bana ne kattı?
1.Böyle artistik olaylara bir daha girme.
2.Paranı böyle artistik olaylara verme.
3. Zamanını böyle artistik olaylara harcama.

*Son hafta, son konu Le Guin, aklımın bu sefer çıkmasını bekliyorum. Bir buçuk saat Fantastik ve Bilimkurgu ayrımı konuşuldu sonra Le Guin'e geçtik. Karanlığın Sol Eli, işte neyi anlatmayı amaçlamış, kitapta ne yazıyor zart zurt. Sonra Yerdeniz Büyücüsü'ne geçti. "Aha,"dedim. "Geliyor Atuan Mezarları." Bekliyorum ki oturup inceleyeceğiz, baya pinçik pinçik yapıcaz bu kitabı. Üç dakika bile üzerinde durulmadı ve sadece kitaptaki erkek karakterden bahsedildi. "Lan,"dedim. "Burada o kadar feminizmden bahsettin, hak dedin hukuk dedin, Tenar'la kurduğun tek cümle "Tenar'ı kurtardı." idi. Geri geri uzaklaş" dedim.

*Ben bir bok değilim ama bir konu nasıl işlenir ondan bir haberler. O yüzden cidden üzücüydü. Üç konuşmacı da oturdu kitapları anlattı ya, oturup okuyoz biz zaten. Saol, devamını da wiki den öğreniriz. Saol he çok saol.

*Lan Tenar (bayan kahraman) erkek karakerin (burada çok pis spoiler veririm de yapmıyorum) imanını gevretti, bildiğimiz ağzına sıçtı sonra "Hadi neyse iyisin, özgürsün.Hadi bakalım."dedi, Yav, çok sinirlendim resmen. Götü boklu erkek karakter sanki tüm olayı halletmiş gibi aktardı. Çok pis sinirliyim. Kitap sadece kadınlar üzerine yazılmış.Sen neyden bahsediyorsun yahu?

*Bu arada kaç yaşındaki konuşmacıları ve bu kadar birikimli adamları yerden yere vurmam beni bir yerleri kalkmış yapmıyor. Bilgi ayrıdır, bilgi aktarımı ayrı. Bunun da farkına varalım. Hepsinin bilgisi çok genişti ama doğru kanalı bulamadılar.

*Otuza yakın kişi, beş ay içinde benim dediğime geldi. Wuhuuu. 22 yaşımdayım lan ben. Hepsi benden en az beş yaş büyük. Aahahahahaha. Şimdi söylediklerime de bir beş ay sonra gelecekler.O zamanı da iple çekiyorum.

*Farklı üniversitelerin kampüsünde bulunmak nedense bana zevk veriyor. Kıçımı hep farklı kampüs tozlarıyla kirletmek artık bir hobi benim için.

*Sağ yanağımda çıkan iki büyük sivilce hayatımda gördüğüm ve hissettiğim en acımasız sivilce. İnsaf lan insaf azıcık. 

*  Bu hafta hatırladığım bir anım; ortaokul dershane zamanı. Kaloriferler yanmıyor, kış. Sınıf buz gibi. Tir tir titriyoruz. İncecik giyinmişiz. Yarım gün böyle üşüdüm. MAL montunu giysene, hemen yanında mont. O zaman aklım montu sadece dışarıda giyilmesi gerektiğini kodlamış. İyi ki büyüyoruz. Çok mutluyum büyüdüğüm için.

*Sempozyum Bilgi Üniversitesinde yapıldı ve artistik kişiliklerle dolu falan. Herkes bir bohem, avangard vs. Kampüsten çıkmadan önce yorgana benzer montumu giydim, ağzıma kadar ilikledim, kafamın iki katı şapkasını taktım ve bahçeden yürümeye başladım. Bohem karakterler o soğukta mini etekli ve beresiz takılıyor. Dedim. "Amma gelişmişim ben. 8 sene önce olsa bu soğuğa rağmen başımı kapatmaz, japonlu tişörtümü göstermek için montun fermuarını çekmezdim. Sonra üç saniyelik hava uğruna bir hafta yataklarda hasta sürünürdüm. Aferin lan."

*9 yaşındaki yiğenime Edward Makas Elleri izlettim. Film boyunca iç çekti ama bitince güzeldi dedi. Bence nazik olduğu için öyle dedi, gerçekten beğenmedi. Beğendiyse ne ala. Konu bu değil. 9 sene sonra arkadaşlarını hava atma malzemesi verdim ben ona. "Ben daha veletken izledim o filmi abi." diyecek. Çok büyük sükse yapacak.

*Sıkıcı oldu,içimde patladı. Bu gönderiyi de süslemeden gidiyorum.

17 Aralık 2013 Salı

Egomuza darbe

AHAHAHAHAHAHAHAHA.

Herkesin İzleyiciler kısmı gitmiş.

Blog hep istediğim ego-darbesi yaptı.

Çok seviyorum bu siteyi ben.

Aahahaha.

15 Aralık 2013 Pazar

Sell the World

*Ne yazacağımı bile bilmeden önce başlığı düşünmek sürekli düştüğüm bir hata. Ders almayan yapımı tebrik ettim.

*Hemen aktarmak istediğim bir anım var. Serviste en önde oturuyorum. Camlar son derece geniş, her yer gözüküyor. Sağımı izleyerek gidiyorum. Sonra bir bakıyorum bir kız kendini karlara atmış gülümseyerek kendi fotoğrafını çekiyor ve hemen önünde arkadaşı elinde bim poşetleriyle somurtarak bekliyor. Dedim, hayat sadece şu iki taraftan ibaret.

*Sonra kızın mallığına gülerek yoluma devam ettim.

*Artık kara sevinmeyen bir yapım olduğu için bir yanım çok üzüldü bir yanım çok kuul hissetti.

*Tüm umutlarımdan sıyrılarak hiç olamadığım kadar rasyonel ve realist takılabiliyorum. Kendimi sevmeye başlayabilirim sanırım. Ama sevmemeye devam de edebilirim. Olman gereken bu zaten deyip ağzımın ortasına çakarım bir tane. Dizini kır otur aşağı derim.

*Bestseller olsam bile bak, çok büyük konuşacağım, yazacağım şimdi, bu blogu kapatmam, böyle saçma sapan yazmaya devam ederim. Kitaplarımla çelişirim burada. Zihninizde kavram kargaşası yaratırım. Beş sene sonra ölmez hala burada sürünüyor olursak hatırlayalım bu yazdığımı.

*Fark ettim de Jennifer Lawrence'tan sonra herkeste bir yemek yeme sevdası ve bunu dile getirme ihtiyacı çıktı. Tumblar'da üç gönderiden biri bu konuyla alakalı.( kafadan atılarak yazılmıştır.) Şimdi şunu bir açıklığa kavuşturalım. Bu kızın bu tür konuşmalar yapmasının sebebi kilosu yüzünden eleştirilmesi ve rol verilmeyeceği söylenmesiydi ama şimdi Oscar'ı var cart curt, kilonun önemsiz olduğunu söylüyor ki bunu zaten Kate Winslet'cığım da göstermişti senelerdir. Olay sadece üslupta. Kız komik, kendini sevdirdi, mesajını verdi ve bitti. Diğerlerinin bu tür konuşmalarını samimieytten kilometrelerce uzak buluyorum. Yemek yemekten zevk almak tabii ki de güzel birşey, hele benim gibi sadece doymak için yiyen biri bu olguya bazen saygıyla bazen gereksiz bakıyor. amma ve lakin (bu uzun paragrafın özeti olarak) tıka basa yemenin, sırf yemek yemek için yemenin hiç bir insani yönü ve desteklenecek bir tarafı yok. Zayıflamak ile kafayı bozmanın bir alemi yok ama fazla yağın var diye böbürlenmenin hiç bir hiç ama HİÇ bir anlamı yok. Ayıp.

*Bundan ikinci defa bahsetmem gösteriyor ki bu konu beni çok rahatsız ediyor.

*Ehliyetimde resmimin üzerine gelen şeffaf kabartmalı damga sayesinde Hayko Cepkin'in kız versiyonu gibi gözüküyorum. Sol tarafı kapatınca sarışın asyalı gibiyim. Fotoyu görünce babamla koptuk annem çok alındı. "Ne cürretle..."diye başlayan söylevini şahsen kendim gülerek sonlandırdım.

*Evim olsa salon kurmam. Çok ciddiyim. Salonları da kaldıralım artık. Salonlara son.

*Çalıştığım okulun kütüphanesinde Felsefe bölümüne geçtim. Kütüphanenin en düzgün rafıydı.

*Moralim bozulunca canım Pringles çekiyor. Resmen iki, üç sene öncesinin koşullandırılması hala devam ediyor. Bir dönem sürekli Pringles yiyordum ve hayatımın bol çalkantılı dönemiydi. Finallerde ayağımı burkmuştum ahahaha, hatırladıkça nasıl içimde güller açıyor. Beynim acıyı pringles ile dindirebileceğimi sanıyor hala. Çok acı verici. İki ucu boklu değnek gördüğünüz gibi.

*Evimizin koridorunun başında durunca bütün odalar gözüküyor. Kendimi illüminatinin gören güzü gibi hissediyorum.

*Popüler kültür yerin dibine batsın.



8 Aralık 2013 Pazar

Trinity

* Çünkü insanlar iyi olmadıkça her şeyi iyileştirebilmen olanaksızdır.

*Giysilerinin kendilerini değerli kıldığına inanıyorlar.

*Çünkü acı daha keskindir ve daha uzun sürer. Hazdan önce başlar ve hazla birlikte aynı anda son bulamadıkça da durmaz.

*Utopus kesin olarak şunu anlamıştı ki insanın doğru olduğuna inandığı bir şeyi karşısındakilere zorla ve tehditkar savurarak kabul ettirmeye çalışması edepsizlikten, küstahsızlıktan başka birşey değildi.


(Başta güzel olsa da sonradan kendisiyle çeliştiği için  kalitesi bozuldu. Yine de ütopya kavramını oluşturduğu için sevgilerimi sunuyorum More'a)





* "İnsanı büyücü yapan kılığı mıdır?" diye sordu asık bir yüzle.
"Hayır."dedi büyük oğlan. "Ama duyduğuma göre insanı insan yapan davranışlarıymış."

* "Bir mum yakan bir gölge yaratır."

* "İnsanın gerçek gücü büyüyüp bilgisi artıkça izleyebileceği yol iyice daralıyor.Ta ki en sonunda sadece ve sadece mutlaka gereken başka yapacak şeyi  kalmayıncaya kadar."

* "Çok acelem vardı,şimdi de zamanım kalmadı. Bütün güneş ışığını, kentleri, uzak ülkeleri bir avuç güce sattım;bir gölge için,karanlık için."

(Arka kapak yazısı bile Ursula'dan alınmışsa bu kadın cidden mümmüthiş.)




" Never pretened that the things you haven't got are not worth having...

(Sağ olsun her sayfada bahsedilen deniz imgeleri ile iki gündür zehirli denizlerden kaçmaya çalışıyorum rüyalarımda.)












3 Aralık 2013 Salı

Hayatımın Kadını URSULA'M

Şurada zaten üç beş insan yazmamı beklerken onu da yapamamama bir sıfat bulamıyorum.

Genel olarak bu gönderinin konusu; Geçmişten bugüne gelen götü kalkmış yazarların nasıl da şımartıldığı ve el üstünde tutulduğu.

Bu gönderiyi olabilidiğince küfürsüz yazmayaca çalışacağım ama iç sesim anca bu şekilde rahatlıyor. sanırım bu çelişkilerden kurtulduğumda gerçekten kıvama gelicem ben.

Bunun öncesinde belitmek isterim ki geçen gün Açlık Oyunları; Ateşi Yakalamak'ı izledim ve aklım çıktı. Tam anlamıyla. Sağımda oturan orta okul kız arkadaş grubu ve sol tarafımda oturan çift ile beraber izlemek ayrı bir zevkti. Hatta koltuğumun önüne dikilince adam bana bakıp acıyarak "Sizin koltuğunuz mu?"dedi. Başımı salladım. Ve montuyla çantasını kaldırdı. Hiçbir insanoğlunun tek başına bu filme geleceğinin mantığını kurmuş ama ben onu anti-tezimlen yanılttım. Ancak reklamlarda geyik yapacağım bir türdeşimin olmaması beni yaraladı. Özellikle ilk filmi birlikte izlediğim F.Z.S yanımda olmayınca içimdeki minik elfler oturup ağıt yakarak ağladı. Film süperdi. İlk yarıda ağlamamak için kendimi tuttum. Utanmasam ağlayacaktım. Ağlayanlar olmadı değil. Ama kuul sert kadın imajımı yerle bir etmek istemediğim için tuttum kendimi. Çünkü veli toplatısından geliyordum ve üzerimde takım elbise vardı. kot ve postal giyseydim de ağlamazdım çünkü Punk imajıma ters düşecekti. Bunlar hep şaka. Dış görünüşümü artık sadece sempozyuma giderken önemsiyorum. çünkü sempozyumdakilerin hepsi imajcı.

Bu konuya da geçebiliriz sanırım. Bir bir buçuk saatlik gel gitten sonrs 4 saat bir bok öğrenemeden eve dönmek çok yıkıcı. Verdiğim para sadece bu tür etkinliklere bir daha dinleyici olarak katılmamam gerektiğini gösterdi. Bütün umudumu Ursula için saklıyorum. umarım hakkı verilerek anlatılır. Yoksa bu aleme küseceğim. İmajcı katılımcılar ise gerçekten de bazen konuşmacılardan çok daha yerinde ve güzel yorumlar yaptılar amma ve lakin sınıfa giren kedi ile akıllarını kaybetmeleri beni beden aldı. Hepsi bir kere kucağına alıp sevdi,hatta foto çekildi. Herhangi bir kedi ile foto çekinmek hangi dürtünün, hangi hormonun, hangi lob'un eseridir bunu bilemem ama bildiğim şudur ki çoğu yaşıtımı sevmiyorum. Paragraftan anlaşıldığı gibi bu bana çok koydu. Üzülüyorum.

Kitabımın sonu üzerime uçarak geliyor. Nasıl heyecanlıyım. Önceden tek sorun benim yazmamam iken şimdi Yayınevlerini sorun etmeye başladım. Kabul edilmemem beni son derece göt edecek.

Gelgelelim, mızmız yazarlara. Biyografisini okuduğum Allan Poe, şuan okumakta olduğum Woolf ve yarı biyografik kitabını okuduğum Plath  şuan ki fikrime göre mızmızmış. Vay dedim. Amma sinir bozucu kişilikleri varmış. Ben bunlara sırf beyin sıvıları birbirine karıştı diye mi hayran olmuşum, bana da yazıklar olsun dedim. Akıl hastalıklarını küçümsediğimden değil, Freud'un önünde eğilirim. Sadece Poe kendini acındırmayı seven, Woolf burnu havada ve Plath sinir bozucu derecede narin imiş. Sanatçılar hassas olur teranesini de umursamayın. Geçmişte bu tür kişiliklere ne kadar zaafım olsa da şimdi sadece tiksiniyorum. Edebiyatta katkılarından bahsetmiyorum. Yazar ile kitaplarını ayırıyorum ben. Asimov'un otobiyografinisi okuduğumda da ona baya kıl olmuştum, fazla kendini bilmişti ve alçak gönüllülükten bihaberdi. Ama Vakıf serisini içerek okuyorum ve zekasına hayranım.

Sanırım bu aralar takıntım Zeka. Üniversite yıllarımda fazla moronla iç içe olunca en değer verdiğim şeylerden biri rasyonel düşünmek ve beynimizi sonuna kadar kullanabilmek. Bu açıdan Ursula'ya ne derece hayranım bilemiyorum. Sanırım onun beynine aşık falan oldum. Bu kadar yoğun duygular içerisindeydim.

Lütfen, kendine zarar verme ve acıyı romantikleştirmeyi arkamızda bırakalım. Ne o öyle ya?


19 Kasım 2013 Salı




Buna katılarak dakikalarca gözlerimden yaş gelene kadar güldüm.  Artık sadece havada uçuşan çocuklara gülebiliyorum.

*Karma var,cidden.Etme bulma dünyası da var,cidden. Ağır bir şekilde çıkıyor şuan benden. Şöyle ki paramla kültürüme kültür katmak için gittiğim fantazya sempozyumunda Rowling'i işledik ve hocamız çok sevgili Kutlu idi. Ben çıkışta "Ulan, üç beş şey anca çıktı bu dört saatten."dedim. Meğer zaten bunları biliyormuşum ben dedim. Çok da gerek yokmuş dedim ama ilk dakikalar nasıl heyecanlandım "Ohaaa,Kutlu ile aynı odadayım ben ve sesini duyacağım.Göt kadar sınıfta Harry Potter tartışacağız." Eve dönerken ise tek düşündüğüm aç midemdi, çok fazla etkilenmemiştim. Tabiisi sınıftaki diğer Potterdaşlar ne düşünüyor diye Twitter'da izlerini sürdüm ve akıllarının çıktığını gördüm ki koridorda  yaptıkları geyiklerden onların Edebiyat öğrenciyi olduklarını çıkarmıştım. Bu durumu bilimum yerlerde yazısal ve sözel olarak anlattım. Sonuç olarak bugün bir saat içinde ağız burun akacak şekilde hasta oldum. Hasta olmamı yediğim soğuğa da yorabiliriz tabii ki ama ben karma'ya yoruyorum.

*Yazmamak için her gün kendime yeni bir mazaret buluyorum ve hepsi de çok kaliteli oluyor.

*1400lerde yazılmış kitap ben başta çok etkilese de sonlara doğru verdiği vaazlar ile yüzyıllar sonrasında içimden ona siktiri çektim. Ağzım bozulmaya başladı ama hoşuma gidiyor.

*İç sesimizin sesi yok.

*Sadece yazdıklarını okuduğum insanların sesini duymak ayrıcalık gibi geliyor bana. Her gün gördüğüm insanların yazdıklarını okumak ise geriyor. Sanki gereksiz yere samimi olmuşuz,yalan yere en yakın arkadaşımmış gibi. Ve çoğunun yazdıkları bir bok olmadığından nazik dönüt vermek zorunda kalıyorum. Bu konuya nasıl geldik,gelmememiz gerekirdi.

*Sadece kendi egosu tatmin olduktan sonra beni siklemeyen hocalarıma da en içten orta parmaklarımı gönderiyorum. Bu kadar anaç ve fedakar olmanız bir gün ....(sansür.....(kıç deliğinizi yırtabilir) Sanırım ben sinirlenmişim. Ve sanırım ben Garez besliyorum ve bunu büyük harflerle yazıyorum.

*Etraf manyak dolu.Sizin haberiniz yok. Manyakların içinde yaşıyoruz ve en kötüsü psikopat olduklarını kabul etmemeleri. Haberiniz olsun. Bu yüzden çocuk doğurmayı derhal bırakın. (Geleceği bir saniyeliğine görür ve sırf bu cümlesi yüzünden tutuklanır) Azalarak bitelim. Ergenlikte bizi kısırlaştırsınlar. En rahatı.

*Hayatımda gördüğüm en kıytırık şeylerden biri kendi imzam.

*Johnny Depp bir gün ölecek. Üzüllüyorum.

*İnertte gördüğüm yamyam kadından sonra (parça parça edilip buzluğa atılmış bacaklar,kollar) Hannibal dizisine kıl olmaya başladım. Böyle vahşet ve insaniyet dışı olguları neden romantikleştirerek süsleyip püslüyorlar ki? F-U!

*Bir ütopya fikri olarak; yağlanmayan saç.

*Komadaki insanların saçları yağlanmıyor mu?Yağlanıyorsa ne yapıyorlar?

That's it,ahahaha.




9 Kasım 2013 Cumartesi

Resmen yazma hevesim sömürüldü.

Perşembe günü ıkınsam da yazamadığım için kendimi kutluyorum.

Ve hala daha yazamıyorum.

Yazmak istediklerim salak vınnımın yavaşlığı sebebiyle sömürüldü.

Çok anlamlı bir post yazacakken olay buna döndü.

Ama yavaşça toparlıyorum sanki.

Kim derdi ki Gün gelecek deri ceketinden bile sıkılacaksın.Deseydi inanmazdım. Yürü git lan derdim.Hatta abartıp Siktir de çekebilirdim. Bu aralar yine ağzım bozuldu.Keşke yazıya geçirmeseydim ama tutamıyorum parmak uçlarımı,kemiği olsa bile durdurulamıyor.

Tüyap insana bir buçuk saat yetiyor. Cüzdan bağırıyor çünkü "Siktir artık buradan"diye. Ve de çok önemli olarak bazıları çekçekli bavul ile gelmişti.Vay dedim zeka bir sıvı olsaydı kesin bunlar kana kana içmiş çünkü anca bunların aklına gelir.Tebrik ettim.Orada bir kızda postalımın aynısını gördüm. O benden binbeşyüz kat daha havalıydı ama ayağımızdakiler aynıydı. Bundan bir çıkarımda bulunamıyoruz.

Onbeş yaşındaki ben, gelecekte iltifatları siklemeyeceğimi bilseydi eminim ki ayrı bir özgüveni olurdu. O zamanlar da denilenleri takmıyordum gerçi, ergenliğimde ayrı bir kuulluğum yok değildi ama bu resmen tiksinti. Yalan yere egomu şişirmeye çalışma. Neyin ne olduğunu biliyoruz heralde. Aşalım lütfen bunları.

Ayın Yedisinde bir burukluk hissettim tam kalbimde.Takvime baktıkça hatırladım. Artık bursum yoktu diye çok ağladım. Nedense kafiyeli gitti düz yazım. Ama cidden, bir burukluk hissetmedim desem yalan. Öğrenciliğimin bittiğinin tokadı gibiydi. Ama benim kafam hala Üniversite son sınıfta. O moddan çıkamıyorum. Kavram karmaşası yaşıyorum. yetkili çekirdek kadromdan yardım istiyorum.

Yazdığım kitaptaki ana karaktere yapılan en güzel yorum tabii ki Pipet Dostundan geldi "Çok salak konuşuyor bu. Salak bu çocuk."dedi. Zümrede gülmeye başladım. Ağlıyorum sandılar. Öyle bir etkisi var işte.

Vıcık insandan daha vıcığı vıcık öğrenci.

15 yaşında çocuklara laf soktum diye havalanıp mohmohmoh diye gülen de benim.

Şimdi resim paylaşmadan bir kitap eleştirisi yapacağım.Vınnı tehlikeye atmak istemiyorum.Daha yeni havaya girmişken sinirlenmek istemiyorum. Yıprandım resmen.

Evet,başlıyoruz.

Buraya kadar azimle gelen sevgili okuyucularım,orada burada belki rastladığınız Yağmurdan Kaçmayanların Şarkısı adlı fantastik romanı Tüyap'ta alıp hatta yazarından imzası ile birlikte hele hele kendisiyle merabalaştıktan sonra okudum ve üç günde bitirdim.143 sayfalık hap kadar bir kitap olmakla birlikte yazacağım uzun eleştirinin özeti olarak şunu diyebilirim;Konu harcanmış. Halen daha kafasında kitap yazan biri olarak oturdum ve konu için yas tuttum,cidden içim gitti.Keşke dedim bu bayan azcık daha detaylı yazaydı da şu konuyu mundar etmeyeydi.Orada burada rastladıysanız çok beğenildiğini,övüldüğünü ve tavsiye edildiğini görmüş olabilirsiniz. Benim tavsiyem alın okuyun, yeni bir yazara destek çıkın ama bir dikişte okuyun çünkü konu harcanmış,pek birşey beklemeyin. Benim aklımı en çok kurcalayan şey TELİF HAKKI. King'ten, Jefferson Airplane'den ve daha başka (benim umursamadığım) birçok sanatçıdan kitap demeçleri ve şarkı sözleri paylaşılmış.Bu nasıl yapılmış?Telif hakkı olduğu için izin alınması gerekmiyor muydu? Koca Rowling bile kitabında gitmiş rihanna'dan izin almışken bu yayınevi nasıl olmuş da bu işten paçayı sıyırmış? Bunu şahsen yazara da sormayı düşünüyorum. 1 buçuk -3 (şimdi emin değilim) sayfalık savaş ve olayların bu denli hızlı ve bir bakıma anlamsız gelişmesi cidden üzücü çünkü konu harcanmış çok fena. Bu kitapta ne yazık ki ben yazarın yanında değilim çünkü konu yazardan önce gelir. Lan bir kitap yazacam diye ben gırla kitap okuyup araştırma yapıyorum ve hala kendimi yetersiz hissediyor iken konunun (hayal savaşçıları falan) bu denli acımasızca harcanmasına benim gönlüm el vermedi. "Hemen bitsin." denmesi ayrı üzdü,konu harcanmış.Bana çok koydu. Erkek karaktere uyuz oldum,büyücü desen en bilge ama her şeyde götü tutuşuyor falan dur şimdi profesyonelce yapmalıyım bu işi. Evet karakter açısından da azcık zayıf olduğu söylenebilir. Sanırım fazla abarttım ama devam edesim de var çünkü bu kitap bana baya umut verdi. Dedim "Vay anasını, benim kitap kesin basılır.Yeni yazarlar el ele.Coşalım."

Sizin için yapmalıydım bunu diye düşündüm çünkü eleştiri ile göt yalamak arasındaki çizgiyi baya incelttiklerini düşünüyorum.Wuhuu baya ağır konuştum burada bak şimdi,yeminle kötü olacak benim sonum bu blog yüzünden ama neyse.

Ama yazarı yılmayıp kitabını bitirip bastırdığı için tebrik ediyorum,Bu konuda yüzde yüz ciddiyim.

Ancak ve ancak insan önce kendine iyice bir bakmalı ve ondan sonra yayınevlerine sövmeli diye düşünüyorum.

Next,please....

2 Kasım 2013 Cumartesi

Hımhımhım

*Anlamsız başlıklar atmaya yakalandım.Geçmiyor.

*Url'mde grammer hatası var.

*Genel olarak söyleyecek bir şeyim yok gibi ama zamanla bulurum.

*Tekrar okuduğum Ölüm Yadigarları ile Harry Potter sevdam depreşti. Ve nedense heykellerin canlanıp savaşa katıldığı kısımda acayip ağlamaklı ve duygusal oluyorum.Okurken de öyle ,izlerken de öyle olmuştu.Heralde Hogwarts'ın taşı toprağı bile sevilesi olduğundan.

*Artık insan vücudu görmek istemiyorum.Lütfen kat kat giyinelim ve hatlarımız belli olmasın.Ve fiziksel temaslarımızı bilimum düzeye indirelim.Mesafemizi koruyalım.Daha yeni tanıştığımız insanları yanaklarından öpmeyelim.Gerekirse el sıkışmaları da ortadan kaldıralım.Hatta "Günaydınlar" ve "Afiyet olsun"lar da kalksın yürürlükten.Gereksiz sohbetlerden ve bakışmalardan,hele hele gülümsemelerden son hızla uzaklaşalım. Ne düşünürler diye insani davranmayalım. Artık samimiyetsiz medeniyeti arkamızda bırakalım ve çıplak insaniyete dönelim. Ama kat kat giyinelim.Uzun kazaklar ve paltolar olsun lütfen.

*Johnny Depp sakalını kesip saçını sarıya boyamış. Gününüzü mutsuz geçirmek istiyorsanız buyurun internette arayın derim.

*Ayrıca kilolu insanların  "Özgüven" kavramı altında "Mutluyum" imajı vermek için çıplak,yarı çıplak,giyinik pozlar vermesi ve bazılarının bunu bir bokmuş gibi sanal aleme yayması beni deli rahatsız ediyor. Kilon var diye tamam kendini yerden yere vurma ama derinin altındaki fazla yağdan da övünme derim. Herşey sağlık derim.Onlar fazlalık derim.At onları vücudundan derim.Sonra kendi göbeğime bakarım. Ama lütfen, bu algı olduğu gibi kaldırılsın artık.

*Sanırım bu aralar bana K. Le Guin'lik gelmiş. Fazlalıklar gözüme çok batıyor. Etrafımız dışkı ile çevrili. Guin hayranları anladı.

*Yarın civcivlerimle Tüyap'a gidiyorum.Ve kendime verdiğim( daha doğrusu cüzdanımın, sevgili anamın ve yayınevlerine karşı beslediğim kinin sonucunda) izin doğrultusunda sadece üç kitap alacağım.Gerisi sadece insanlara sürtünmemeye, nefes almaya, civcivlerime saçma kitaplar aldırmamaya çalışarak geçecek.

*Sanal ortamda hızla artan popüleritem beni korkutuyor.

Ahhahahahahah (T.T)

28 Ekim 2013 Pazartesi

Tutunamayanlar


* O zaman,akıllı veya akılsız bütün ezilenler,yani bizim caddedeki insanların çoğu...

*Arada bir bize benzeyen biri çıkıyor ve artık yeter diyordu.Onunla birlikte bağırıyorduk:Artık yeter!Bazen kazanıyorduk,bazen kaybediyorduk ve sonunda her zaman kaybediyorduk.

*Saatine baktı,saniyeleri izledi.Zamn kavramını canlı tutmaya çalışan yetkisiz bir gösterge.Zamanın böyle geçmesine imkan var mı?Yıllar,bu küçük aralıkların birleşmesiyle açıklanabilir mi?

*Her günü yaşamaktan çok geçiştirmeye çalışıyordu.

*Sürekli elimi tutar ve avucunun içinde kayboluşunu gülerek seyrederdi.

*Oysa insanlar tetikte hatalarımızı bekliyorlardı.

*Beklenmedik hiçbir şey olmaz.Hiçbir zaman beklenmedik bir olayla karşılaşmaz insan.Olaylara rastlamamak için sen yolunu değiştirdin.Karşı kaldırıma geçtin.

*Kimse düşünmesini bilmiyor.Düşündüğünü sanıyor.

*Kimseye zararı dokunmayan bir kötülüğü,ben, büyük ve mustarip bir ruhun iç çekmesi olarak kabul ediyorum.

*Devlet otoritesinin korunması bakımından asık surat gereklidir.

*Kendimi o kadar haklı görüyordum ki bütün aksaklığın bilmemelerinden doğduğunu sanıyordum.

*İnsan beyninin böyle farklı güçte olması,birinin yazdığını ötekinin okuyamayacak kadar bile zekaya sahip olmaması çok üzücü.

*Bir silgi gibi tükendim ben.Başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım:mürekkeple yazmışlar oysa.Ben,kurşunkalem silgisiydim.Azaldığımla kaldım.

*Sevdiğim insanların hatırı için neden "yakınlarına" katlanayım.

17 Ekim 2013 Perşembe

Hohoho,bir şişe rom

(Başlık konu ile alakasız)

Youtube'da dinleyebileceğim şarkıları kendi blogumda dinliyorum.Böyle de sadık biriyim.

Şunu yazmak için buradayım. İş arkadaşlarım tarafından Japonca Metal ve rock dinlemem garipsendi. Hatta bir tanesi çıkıp espri yapmaya kalktı. Dedi ki; "Özünü unutma Elf." Orada kafam attı benim tabii.Ama daha çömez olduğum için sesimi pek çıkaramadım,bir de kız kavgası hiç yaşamadım ben.Sinirlenince direk ağlayan tiplerdenim.Şuan bu kısmı okuyorsanız baya yakınlaştık sizinle. Ben de dedim ki ." Neredeyse İngilizce kusucam. 4. sınıftan beri ingilizce görüyorum.Özüm mü kalmış benim?" Herkes kendi işine devam etti.Ki kendisi neredeyse ingilizce nefes alıp verecek. Tebrikler. ÖZÜN MUHTEŞEM.Benimkini rahat bırak.

Tüm asabiliğimi burada göstererek aslında tam bir luzır olduğumun altını çiziyorum.Bunun farkındayım. Ve bu böyle devam da edecek.

Etrafta artık kore fanı görmek istemiyorum.Lütfen. Sri Lanka fanları gelsin,bana katılsın.Ama kore kültürü ve dizileri kusacağım. Nolur yeter. Overdose oldum.

Bildiklerimi sadece çekirdek kadromla (F.Z.S;youknowwhoyouare,Pipet Dostu ve Şizofren Ninja) paylaşmayı ve diğerlerini küçümsemek için kullanıyorum.

Yine hissediyorum ki gelecekte bu yazdıklarım benim aleyhime çok zeki bir biçimde kullanılacak.

Beni genelde ya dinsiz sanacaklar yada satanist. Go fuck yourself. Bu çok alındığım bir konu. Yorum yapmayın. Gelecekteki eleştirmenler. (Sosyolojik bilgi: Millet beni yanlış anlıyor ve bu benim çok umurumda(ironi değil))

Bir öğrencim M.I.A'ya benziyor diye seviyorum sanırım.Yazık kıza.

Yıllar öncesine ait olan kankalarımız hala kimin umurumda?

Yaşasın yeni kankalar.

İsmim arap alfabesinin bir parçası iken onu orta dünyalaştırma çabalarım aslında çok acınası. Bak,cidden öz möz kalmamış bende.Yazık.Hiç utanma yok bende.

İronimi, Tutunamayanlar'ı okuyarak geliştirme çalışıyorum.

Penguen Kitapevinde Fantastik kitaplar bölümünde Harry Potter'ın altında Boş Koltuk kitabı vardı.Tüm çalışanları ve müdürü tebrik ettim. Satış stratejiniz muhteşem,göz yaşartıcı. Bir de kırtasiye ürünleri satmanız tam süper olmuş çünkü çarşıda bin beş yüz  mağaza ve Japon pazarı varken gözlerimiz hep sizin mağazanızı arıyordu. Büyük tebrikler.


Başka malzemeler toplayıncaya dek hoşçakalın.

(Birinci dereceden büyüğüm dedi ki: Okumuşsun ama adam olamamışsın.(Vay,dedim; tüm saydırdıklarım bana bir cümle halinde geri döndü.Öpüyorum yanaklarından.60 yaşımda ben de senin gibi olurum umarım. Yehuu, yaşasın kan bağları ve koparamadığımız ilişkiler.))

14 Ekim 2013 Pazartesi

Beginning of a Beginning


Blog yaşantımda başarıyla devam ettirdiğim tek bir şey varsa  o da dini, resmi  bayramlar ve uydurulmuş kutlamalar hakkında yazı  yazmamaktır. Bu başarımın ömür boyu devam etmesi dileği ile.

Motto: Ben kutlayınca mı kutlu geçecek?Kutlamayacağım.
 
Doğum günleri ve yeni olarak öğretmenler günü de boş verilebilir tarafımdan.Aynısını öneririm.

Cuma günü kendime tekrarladığım cümle:  Ümüğünüzü sıkıcam lan godoşlar.Bok kafalar. Götler. 
Dışımdan söylediğim: Ümüğünüzü sıkıcam.Fındık kafalar.

Başlangıç'ın Başlangıç'ı olarak; yayınevlerini not almaya başladım.Çoh heyecanlıyım.

Bir Göt olma şekli; 15 yaşındaki öğrencim Parantez Adam hikayeme "Bu tutmaz."dedi. Ahahaha.
Piyasa adamı.

Bestseller olur olmaz Kuzey Avrupa ülkelerinden ev alacağım ve bir türlü gelemeyen kışı orada kesintisiz olarak yaşayacağım.

Kendi bilgisayarımda internetin çekmemesi ve kardeşimin bilgisayarını kullanmam bana garip hissettiriyor. Onu aldatıyormuşum gibi. 

Tumblar'ımda görülen ani izleyici artışı ile tutuşmam bir oldu. "Aha."dedim. "Öğrencilerim beni buldu.Olamaz.Tüm tumblr hayatım sona erdi.Lanet bebeler." Meğer değilllermiş. Çok müthiş rahatladım. Beni bulamasınlar. Tanıdık istemiyorum ben.

Bir sanat dalı olarak; göbeğime istediğim şekli verebiliyorum. Yoğrulabiliyor ve yeterince esnek.Aahahaha.

Konserine gidince ağlayacağım iki insan var. Bir Miyavi; iki M.I.A. 

Blog'umla sohbet etmek istiyorum ama konu bulamıyorum.

Öğretmenliğin getirisi şu ana kadar iki tane. İstediğin kadar böğürebiliyorsun. İçinde biriken öfkeyi bu kanal ile atabiliyorsun .For example. LISTEN-TO-ME. BE-QUITE ve benzerleri.Sadece bunları böğürerek rahatlıyorum. İkinci getiri ise, sokaktaki teyze  özgüveni. Çekingenlik sıfıra inmek üzere.Vay anasını yaw. 8 senede insan ne kadar değişiyor.

Kötü tarafa geçsem yapacağım ilk şey pürüzsüz tenli insanların derisini yüzmek. Fuck Beauty.

Artık kliplerdeki illüminati öğelerini tespit edebiliyorum.Kültürüme kültür kattım.

Burada sergilediğim ironimi,kendini bilmişlik olarak algılayan varsa da yazıklar olsun diyorum.

I love you as long as I am full. Bu olguyu görmezden gelmeyelim.

Bir kitap istiyorum.Doksanlarda geçsin,Finlandiya olsun mekan ve karakter de sahte sarışın olsun falan. (bunlar hep foreshadow)




                                                                Bazı Pipet dostlarına gelsin.




6 Ekim 2013 Pazar

Aşırı hızlandırılmış yaşlanma ve ömür törpüleri

Artık Türkçe başlık atıyorum.Ve nedense hep üçüncü sınıf kitap isimleri gibi duruyor.Bir önceki başlığım çok içten ve Jesse Pinkman esintileri içeriyordu,ayrıca üstünde amerikan popüler kültürizmini eşleştiren kırıntılar da yok değildi. Birkaç egzanterik(kesin yanlış yazdım) kelime ile kendinizi çok daha kültürlü göstrebilirsiniz.İşin püf noktası cümlelerinize abidik gubidik kelimeler sıkıştırmak.

*Postal aldım ve hala giymedim,ve hayal ettiğim gibi onlarla uyuyup onlarla uyanmadım.İçim ölü benim.

*Hayatımda ilk defa serenat yapıldı bana.Hem de üç haftadır tanıdığım 15 yaşında öğrencilerim tarafından.Hemide Duman-Sende Daha Güzel şarkısını söylediler. Verdiğim  tepki çok manidardı. "Ne şimdi bu?Neydi şimdi?Oturun yerinize.Sayfa 7 aç,bakayım. Sağolun,şok oldum,çok teşekkürler.Sus,yeter,otursana evladım." Ama çok sevindim de belli edemedim.

*MOHMOHMOH.Google'da kendimi arayınca ben hariç herkes çıkıyor.Çok sevinçliyim,kıvançlıyım.Beni bulsunlar istemiyorum.Ben burada laf da sokuyorum, küfür de ediyorum,saçmalıyorum,mallaşıyorum.Tüm bu yazdıklarım en yakınlarıma ve yabancılara  özel.Arada kalanlar bulamasın beni.

*Ölmeden önce bir rollercostar'a binip ciğerlerim çıkana kadar bağıramadan ölmemeliyim.

*Orada burada artistik kütüphane fotoları paylaşılmasından çok rahatsızım.Ayda kaç kitap okuyorsun da böyle kütüphane fotoları koyup duruyorsun bilişim ağlarında,he?Sevmiyom sizi.

*Resim kursum yine yatacak.Ahahahaha.

*Canım ölümüne Burger King çekiyor amma ve lakin YEMEYECEM.

.


23 Eylül 2013 Pazartesi

Şurada bir kaç milyon insanız.


*Tüm hümanist düşünceler teoride başarılırdır.Uygulamaya geçirmiş insanları ise illa ki biri vuracaktır. (for example diyerek bu karizmatik sözümün içine etmek istemezken bu parantezi açarak çoktan ettim amma ve lakin şunu unutmamalısınız ki benim içim Dali'nin elinden çıkma bir parantezler tablosu, hangi parantezi hangisinin kapadığı belli değil,sonsuzluğun parantezi içindeyiz.)

*Zümrede tüm edebi kişiliğimi akıtmaya çalışıyorum,böyle bu entel hallerim ayaklarımın altında havuz falan oluyor.Ancak bir buçuk aydan sonra "Elf,nasılsın?Yüzün gülüyor."diye tepki aldım.Önceliklerimi şaşırdım.

*Blogumu özledim beeen.Blogum.

*Postal buldum ben.Ahahahaha.

*İlk kurul toplantıma gitmek için servisi beklerken yanımdan bir ses yükseldi "Günaydın,hocam."diye.Döndüm,baktım.Çocuk bana gülümsüyor.  Tekrar "Günaydın,hocam."dedi. Gülümsedim çok içten (şaşkınlıkla) "Sana da."dedim.Halbuki çocuğu tanımıyordum, bir kere bile görmedim okulda. "Vay,"dedim. "Çocuk belki de benle kafa buldu he." Orada bir ünlü olma kompleksine girdim. "Ben tanımıyorum onları,Onlar beni biliyor,yüzümü biliyor,ismimi biliyor.Oh nooooo!!!"dedim de kendime geldim sonra.

*Benim alter egomun ismi "hocam."

*Twitter'ım var,tumbler'ım da var.Twitter'da blogumun adresi var.Her yerde kendimden bir parça bırakmışım gibi.Hortkuluklarım var oğlum,haberiniz yok.Bak şimdi öğrendiniz. Bulmak size kalmış artık.Harry'nin bile işi kolay değildi.

*Öğrencilerimin bilinçaltına M.I.A'yi soktum,onları yavaşça işliyorum.

*Bakıyorum geçmişimden birkaç insan hala abuk subuk,pembe bir baloncuğun içinde,kitap görünümlü kağıt birikimlerini (bak bu sarkastik bir kalıp oldu) okuyorlar,sonra bi bakıyorum bilinç düzeyi 100 bin kat artmış,çarpışıyor bu imajlar,o yüzden ben onların moron hallerini seçiyorum.

*Yaw bir de insan azcık minnet duymaz mı yaw,sanki benim verdiklerim onlara vahiy inmiş gibi (tövbe tövbe) bir havalar havalar,içimden bir böğürtü yükseliyor: "Sikerim lan havanızı."  Zaten hayır işler gibi herkese kitap dağıtmışım,toplayamıyorum.Gerginim.Alter egomu salacam üstlerine.

*Sims oynayan bünyeme ters tepkiler doğuyor bazen içimde.

*Derek Landy bloguna kendi evinin resimlerini koymuş.tekrar anladım ki bestseller oldun mu zenginsin dostum.Yaşarken bestseller ol, öldükten sonra edebi. Bu işler böyle.

*Bir an geleceğe gidip bu ana baktım ve dedim ki "Gelecekte bu yazdıkların yüzünden ağzına sıçıyorlar.Adam ol." ama ben devam edeyim böyle.

*Bir kaç haftadır çevremden derlediğim sosyolojik bilgiyi sunuyorum size:  Bireyler bilişim ağlarındaki kendi hesaplarında her daim edepli,adaplı,uslu olmalı, küfür ve bel altı kullanmamalıdır. Benim tepkim ise tabiiisi tam tersi. Kendini ifade etme özgrürlüğün var.İstediğini yazarsın diyorum.Sonra vıcık vıcık platonik aşk yazıları veya nöronlar arası sinaps eksikliği çeken insanların mucizevi bir şekilde yazmayı çözdüğüne şahit oluyorum ve diyorum ki "yazmasın lan bunlar yeminle gitsin bunlar artık,artık evrimleşemiyoruz Darwin"diyorum. "Kalmışız burada diyorum,büyük balık yiyecek yakında hepimizi"diyorum. (bilimum felsefe bilgimle kendimi kültürlü gösterme ve bu arada alaycı olma çabalarım)

*Tutarlı olduğumu iddia etmedim.

*Zamanımızın en tutarlı varlığı kesinlikle Pipet Dostu.KESİNLİKLE.

* Tüm sarkastik cümlelerim ben öldükten sonra 3 dereceli denklemleri çözemeyenler tarafından açıklanacak ve anlaşılacak.

Yakın tarihte benzetildiğim kişi: professor trelawney


saçlar aynı.

( "hocam,bilerek mi saçlarınızı böyle yapıyorsunuz?"dedi çocuk bana)



14 Eylül 2013 Cumartesi

Children were born at MIDNIGHT

*Belki de insan büyük kalabalıkların arasında birey olarak kalmak istiyorsa kendini biraz groteskleştirmeli.

*Tekrar birlikte olmaktan duyduğumuz  neşeyi tekrar tekrar söyledik;derinlerdeki gerçeği görmezden geldik- yani bizim de diğer aileler gibi olduğumuzu,ailenin bir araya gelmesinin gerçekte değil görünüşte daha hoş olduğunu ve zamanı geldiğinde bütün aile bireylerinin kendi yoluna gittiğini.

*Çünkü çocuklar yetişkinlerin zehirlediklerini akıttıkları kaplardır.

*Paslanan zamanın yalnızlığında ben...

*Anam babam beni sevgileri uğruna mahvettiler.

*Bazılarımız hayatta kalmıştık çünkü hiç kimse tümüyle yok olmamızı sağlayacak bombaları,mermileri, uçakları,müstakbel kattillerimizi satmaya yanaşmamıştı.

*Büyük adamlar hep küçük adamların insafına kalmışlardır zaten.Tabii bir de küçük deli kadınların.

*Kimim,neyim ben?Cevabım: Benden önce olup biten her şeyin bütün yaptıklarım ve gördüklerimin,bana yapılan her şeyin özetiyim.

*Düşünce fazlasıyla acı vermeye başladığında eylen en güzel devadır.

*Öyle oldu çünkü öyle oldu.

*Geceyarısı çocuklarının ayrıcalıkları ve lanetleri çağlarının hem efendileri hem de kurbanları olmaktır;kendilerinden vazgeçip kalabalıkların imha edici girdabına çekilmek ve yaşarken bulamadıkları huzuru ölürken de bulamamaktır.

12 Eylül 2013 Perşembe

Bir kaç sosyolojik bilgi


4 haftaDA içimdeki tüm hümanist öğretmen esansı kuruyup tükendi ve geriye sadece esasi huysuz öğretmen kaldı. Aahahahah.

Öğrencileri "If I want to, I can be a bad teacher,heartless and cruel."bile dedim yani.Tehdit ettim yani bildiğiniz.180 derece döndüm.

Amma ve lakin bir bayan öğrencim var ki onun yanaklarını mıncıklar,kemiklerini hissedene kadar sıkı sarılırım.

Geçen sene benim yaşadığım "Öğretmenine hayran öğrenci" modelini şimdi o yaşıyor bende.Nasıl güzel bir duygu bilemezsiniz. Sanki 14 yaşında çocuk doğurmuşum gibi hissediyorum. Ki yaptığım tek şey kız ile izlediğimiz diziler hakkında konuşmamızdı.

Benim "Öğretmenine hayran öğrenci" zamanlarım ise çok sancılı geçti çünkü durduk yere trip atar, hocayla bir kere bile konuşmam olmamasına rağmen küserdim bazen.Sonra onun haberi olmadan (yine) barışırdım, (yine) onun haberi olmadan kanka olurduk falan. Şizofrenik bir ilişkimiz vardı yani.

Bir kere hikayelerimiz ile ilgili konuşurken hocamla (muhtemelen okumuyor bunları) benim kültür seviyemden bir on level üstte ışık hızıyla çıkınca ne dediğini hiç anlamamıştım.Kafa sallayıp hımhımlamayı geç soru mu sordu birşey mi anlatayor,anlattığı şey kurgu mu gerçek mi onun ipini kaçırmıştım.O derece kopmuştum konudan. Ama olsun hoca kalkmış bana kendi kitabından bahsediyordu.Büyük olaydı.

Tahta sizin arkanızdayken ve önünüzdeyken girdiğiniz psikoloji tamamiyle farklı. Otorite insanı bozuyor bunu fark ettim.  Fuck the authority!

İş arkadaşım dedi ki "Sende zaten saygı uyandıran bir tip var." İçimdeki elfler küçük inlerine kaşıştı şaşkınlıkla.

Geçen gün tumblar'da çok dolanan şu titanlı animeye bir bakayım dedim. Eren (nasıl okunuyor bilmiyorum ama ben türkçe okuyorum) titan'a  dönüştü.Birden kollarındaki kaslar -spoirler mı oluyor bu şimdi banane la- birden şişiverdi,kemikleri metrelerce uzadı  falan. Verdiğim iç tepki : "Bıyır? O.O"

Sonra dişi titan birkaç atlının peşindeydi ve metrelerce kovaladı karınca kadar atlıları.Koca dev atı yakalayamadı yani.Öyle bir animeymiş işte. Ama aksiyon sahneleri falan,görüntü süper,ona laf yok.

Küçükken deliliğe garip bir hayranlık beslerdim.Hem kendimde olup hem de delirmek isterdim.Şizofren olmayı dilerdim.Bana bir şekilde akıl hastası olmak karizmatik geliyordu. Daha bir hikayesini,bir cümlesini bile okumadan Virginia Woolf'a hayran kaldım,sırf deliydi ve intihar etti diye, ve o sıvıları birbirine karışmış aklıyla birçok şey yazabilmesine hayran kalmıştım. Sonra Plath'ın filmini izledim. Yine bunalımlarda bir yazar ve yine intihar. Çok karizmatikti gözümde yaşanalar,dram akıyordu ve beni besliyordu, ben öyle sanıyordum.

Ankara'da büyüdüm, 4 yılda sanki yüzyıllar geçti ve fark ettim ki önemli olan "ne kadar güzel ve deli"olduğun değildi. Her şey nöronlardaydı. Duygularını kontrol edemeyen,bunalım koridorlarında koşuşturanlar değildi artık idollerim. "Düşenen" zeki kadınlar örnek alınmalı.Ve şimdi onları ne çok seviyorum,görmeseler de  ellerinden tutuyorum şimdi. Bir bakıma gurur duyuyorum da kendimle. Narin ve acınası olmanın gerçekten de acınası olduğunu fark ettim sonunda. Bunların hepsi aslında benim bilinçaltımdan süzülenler de onlar hakkında konuşmak hem mahrem hem çok uzun sürer.

Lana Del Rey falan hep yalanmış.



Ursula K. Le Guin, Frida, Marie Currie , Joan Jett

vvvveeeeeeee                                               M.I.A

7 Eylül 2013 Cumartesi

Ben,Amele


Bir kez daha anladım ki yaptığım,doldurduğum tüm karakter envanterleri yalanmış,benim kişiliğim sanatçı değil,amele.Ben amele olmak için doğmuşum aslında ama kendimi öğretmenlikte buldum.Öğretmenlikte yaptığım ameleliklerdir beni şuan hayatta tutan.

Vınn ömür törpüleme konusunda ilk üçe rahat girer.Yıldız alsa beş tane alır.Turkcell vınndan uzak durun bakın ciddi söylüyorum UZAK DUR!!!

Dış görünüşüme dair aldığım iltifatları sıralayacağım şimdi:
* "Senin tenin beyaz değil,kırmızı."
* "Sen sarışın değilsin,kumral da değilsin.Kırmasın sen."
* "Saçların 70lerin hippi erkeklerinkine benziyor.Senin saçların unisex."
* "O pantolonu çıkar,çıkar.Patlar o pantolon.Çıkar onu."
* "Yine sivilcelenmişsin."
Aklınızda biçimlenmeye başlayan şekle sınırlama getirmek için burada bırakıyorum.

Bir önceki yazımda paylaştığım M.I.A'nın şarkısını örtmenler odasında açınca tabii ki de garip bakışlara maruz kaldım ama beni aralarına aldılar,bağırlarına bastılar,sağolsun.

14,15 yaşındaki öğrencim beni öğrenci sandı.ahahahaha.

Şuan Geceyarısı Çocukları'nı okuyorum ve bitmiyor kitap,bitemiyor,son yüz sayfada sürünerek gidiyorum.Bundan önce okuduğum,son yirmi sayfasına kadar süründüğüm kitabın ise son sayfası yoktu.Kitaplar konusunda şansım kör edici.

İnternette dolanırken kaşlarımı iyice çatıyorum ki beni ciddi bir iş yapıyor sansınlar ki yaklaşmasınlar diye.

Sims oynamak istiyorum ama farem yok.Faresiz oynanmıyor.

Bazen Ankara çok daha yakın geliyor.

Ankara'yı kötüleyenlere inat ben de İstanbul'u kötülüyorum.

Çalıştığım okulun tüm personelinden küçüğüm.Çömüm ben.İş ortamında da çömlük mevcutmuş.

Yoğunlukta yine hissedememeye başladım.




31 Ağustos 2013 Cumartesi


*Tanıdığın tanıdığı televizyona çıkınca nedense ben havalanıyorum.Yolum yol değil.

*Yabancılarla veya az samimi olduğum insanlarla konuşurken sesim bir kalınlaşıyor bir bas çıkıyor inanamıyorum.Bir kuuluk akıyor ki üstümden,kalın sesimle dövüyorum onları.

* "Öğretmen,öğrenciyi bilgisiyle dövmeli"dedi disiplin konusuna yorum yapan bir hocamız. "Nöronlara kuvvet."diyemedim.

*Yine yazacak birşey yok gibi ama bulunur.

*Çevirinin bir ömür törpüsü olarak çok başarılı bir iş çıkardığını belirtmek isterim.Ayrıca güçlü özelliklerinden biri de insanın peşini bırakmaması.Bir nevi kurt adam.

* 'İnsan' denize,havuza girip fotosunu çekip,bu fotoyu allayıp pullayarak neden facebook'una koyar?Yanlış yöne doğru evrimleşiyoruz.Silkelenin kendinize gelin!

*İş ortamında yeni gelin gibi hissettiğimden işlere balıklama atlıyorum ama bir iki aya kalmaz gerçek yüzümü,üşengeçliğimi, tüm kötü yanlarımı görecekler ve müthiş bir hayal kırıklığına uğrayacaklar.

*Şimdi böyle bir hümanist, eğlenceli, anlaşıyla eğitim diyorlar ama gerekirse baba baba GTM dayayacağım.Boru gibi gramer vereyeceğim. Küçük elflerle vedalaşsınlar.Ahahahahah.

*Benim çoktan yazıp söylediklerimi popi insanlar aylar sonra söyleyip dönüt alınca "Yaaaa"diyorum. "Bir siktir git."

*Okuduğum onca manganın isimlerini unutarak ayrı bir başarıya imza attım.Aahahahah.Çok mutluyum.

*Mutsuzluğun beni çirkinleştirdiğini fark ettim.Aynaya her bakışımda muazzam bir tatminsizlik hissediyorum. Beni meğer Ankara(m) birşeye benzetmiş.Burada tam bir tipoş oluyorum.

*Arkadaşsızlık ÇOK koyuyor.

*Bunlar hep sosyolojik bilgi.

Pipetler diyarında tüm pipetler ortadan yok olmuş.Sadece Pipet Kralı ve Pipetiçe kalmış.Ancak onlar da çıkan kum fırtınasında diyarın iki ucuna sürüklenmiş.Birbirlerini bulmaları ve pipetlerine kavuşmaları için kola fabrikalarını yıkmaları gerekiyormuş.Ama asit adamlar Kral'a ve Pipetiçe'ye süikast düzenmelemişler.Kral ve Pipetiçe ne olduğunu anlamadan,daha kum fırtınası yeni dinmişken,ikisininde kirpiklerinde kum tanecikleri asılıyken Asit Adam'lar onları yakalayıp hapsetmiş.Asit havuzunun üstünde sallandırmış.Asit Adamların amacı pipet yapımını öğrenmekmiş.Pipet Kralı "Beni eritseniz de söylemem."demiş.Pipetiçe de "Beni yaksanız da ağzımdan laf alamazsınız."demiş.Asit adamlar üstlerine biberli asit sıkmış. Ve bu uyduruk hikayeyi yazan kişi sıkıldığı için burada bırakmış.





25 Ağustos 2013 Pazar

Günlük

Dün okuduğum 5 sene öncesine ait günlüğümden çıkardığım ana fikir: Kimseden umudu kesmeyeceksin.
 Şöyle ki;

"Vay,"dedim "Amma bebemişim ben."dedim. "Nasıl bir değişim geçirmişim la ben."dedim. "Haklılarmış."dedim. "Can çıkmayan bedenden umut kesilmezmiş."dedim. "İyi ki büyüyoruz."dedim. "Doğum günleri artık,"dedim. "daha önemli."dedim. " 'Biraz daha az moronum artık' diyebiliriz" dedim. "Yaşasın."dedim.

Çok daha detaylı değincektim bu konuya ama şimdi sıkıcı geldi bırakıyorum o yüzden.

Sıcaktan ağlayacağım. Kliması olanlar şikayetlenmesin lütfen.Ceyran da yok la.Saunada yaşıyoruz.

Dolmuşa kız geldi dedi ki :İyi günler,kolay gelsin,birşey sorabilir miyim?...... geçiyor mu acaba?

  O dolmuşa öyle bir nazik soru bomba gibi düştü tabii.Yazık gitceği yerden geçmiyormuş.Sırf nazikliğinden bile yol değiştirilirdi yani.

Bir önceki sinirli gönderime ithafen diyorum ki "dizini kır otur lan." Şöyle ki; ilk iş haftamı bitirip cumartesi tatil olunca dedim "Vaaaay,cidden de iki gün tatil naasssssı güzel bişey yav.O kada çemkirdim 'Tatili hiç olmasa da olur ben istediğim işi yapmak istiyorum'diye ama tatil canmış,kanmış,balmış."

Yine aynı gönderiye ithafen diyorum ki;tek ben harcanıyor değilim.Etrafımda en az 6 kişi de çoktan harcanmış veya harcanıyor.O yüzden o 'sistem beni yuttu,bağırsaklarında hapsediyor' ayakları yalan.Sonuçta hepimizin ağzına bir şekilde sıçılıyor.Bu konuda şikayetlenmeyi bırakacağım. Ama bu konuda şikayetlenmek de çok hoş oluyor.Veriyosun alayına,tüm suçu topluma,sisteme atıyorsun,imkan yok diyorsun,değer verilmiyor diyorsun,kıç büyütmeye devam ediyorsun.En rahat kafa hee.

Bu gönderide de resim kullanmayacağım.Dinlediğim şarkı kafamı çok karıştırıyor ama burada suçu şarkıya atmayacağım,benim odak sorunum.

Kim derdi ki ben kendi rızamla,hiçbir baskı altında kalmadan saat 10 buçukta kalkacağım,10 buçukta yatacağım.Büyük konuşmayacaksın,konuşmayacağım.

Büyümem de (üsteki konuya dönüş yaptım) etkisi olan Ankara'ya sevgilerimi kamyonlar dolusu gönderiyorum.İyi ki orada okumuşum,evde kalmamışım.Tabii bunda benim godoş hocalarımın ve etrafımı saran göt kişiliklerinde katkısı yok değil.

Yine Çekirdek Kadrom'a da ayrı teşekkürler ediyorum tabii.Hepimiz zamanla birer panda olduk.

Ben kazaklarımı özledim.

İş görüşmesinde mülakat yaptığım zümre başkanımız kitap yazdığımı ilk günden yumurtlayıverdi, durduramadım da.Var olmayan kitapların yazarı olma da bir başarı sayılmalı bence. O nereden biliyor derseniz 'kendi bahset'denildiğinde direk kitap yazdığımı söylüyorum,beni ilginç gösteren tek şey bu.

Blog'umu bulacaklar diye çok korkuyorum ben.Saklayın beni tamam mı?Beni bulurlarsa derisiz et gibi kalacağım ortada.


Son bir haftadır kafama kazınan şarkı ile baş başa bırakıyorum sizi.



(zümre toplantıları sömürmüş beni resmen.Blog bile yazamadım  T.T)

21 Ağustos 2013 Çarşamba

I'm not a grown up


Hala sırt çantamın askılarına sarılarak yürüyorum.

Neden ingilizce başlık atıyorum bilmiyorum.

Ben artık büyüdüm diye havalanıp duruyordum ama olmamışım ben daha.

6 kişinin arasında tek hevessiz ve profesyonel olmayan kişiyim ve bu beni nasıl mutlu ediyor,ama nassıııı.

Çok mızmız havasna girmişim.

Serviste yine Miyavinin en sert şarkılarını çekti canım. "Aha."dedim. "Yine boka srükleniyoruz."Çünkü genellde moralim baya fucked up olduğunda dinliyorum o şarkıları.C vitamini eksikliğiden canımın biber çekmesi gibi aynı.

Çok sıkııcıııııııııııııı.


Bedenimi değil ama ruhumu ele geçirdiler dikdörtgen bir kağıt parçası uğruna.

16 Ağustos 2013 Cuma

We are badasses!!!!

Twitter'a yazacaklarımı buraya yazacağım.Seni daha çok seviyom Blog.

En yeni gelişme olarak artık Örtmen Hanım oldum.Daha fazla yorum yok.

5-6 gündür tatilde idik,eskiden denize girince sivilcelerim söner,hatta neredeyse tamamen iyileşirdi.Bu sefer deniz-aburcubur oranını ayarlamadım.Daha çok sivilce ile geri döndüm.Ahahahah,yaşasın.

Farkında olmadan yaptığım bir şeyi fark ettim.Ben kendi zümremi oluşturmuşum resmen.Special Thanks bölümünde yazacağım 4 kişi  var.Çekirdek kadrom var.Şimdiden açıklıyorum.Pipet Dostu,F.Z.S.,Kim-Olduğunu-Bilmiyonuz-Siz ve kendisi de kabul ederse Şizofren Ninja.Biz artık Tim Burton-Johnny Depp-Helena Carter üçlüsü gibi takılacağız.Şizofren Ninja da kabul ederse dörtlü olcaz.

Yazacaklarım bu kadar olamaz.

Artık akrabalarımı aşağılarken onlar hakkında derece olarak bahsediyorum,bilmem fark ettiniz mi.En güzeli bu imiş.Onlara lakap bile takmıyorum o şekil yani.Göbek derecesini söylüyorum.

Üniversite döneminde içli dışlı olduğum toplu taşıma araçlardında level atlayıp okul servisine geçtim yine.Ama bu sefer örtmen olarak.Her daim kıçımı yerleştircek bir koltuğum olacak ama ben hümanist bir hocayım,ayakta giderim ben.

Size sosyolojik bir bilgi olarak söylüyorum ki lisedeyken servis hayatım cehennem gibiydi.Şimdi olsa o servisin pencerelerini açar,rüzgarda klip çekiyormuş gibi yaparım.nereden nereye.

4 sene içinde aldığım tüm kıyafetleri düşünüyorum da onları giycek yerim kalmadı T.TOkula giderken kullanabiiyodum da şimdi yalan oldu hepsi,benim İstanbul'da sürekli bir etkinlik bulmam lazım,dışarı çıkmam lazım.

Vaay,amma sıkıcı oldu bu yazı ama kaç gündür yazmak istiyorum,bari komikli birkaç resim serpiştiririm birşeye benzer.

Farkındayım ki benim bu yazdıklarımı yine Çekirdek Kümemden başka kimse okumuyor,osssun böyle de çok güzel.

Türkçe pop zehirlenmesi yaşıyorum.Başımı yastığa koyduğum an Soner Karadayı mı kimdi o,onun şarkısı dönmeye başlıyor kafamda.
Şimdi size güzel bir şarkı koyayım.
Klibi ben böyle hatırlamasam da şarkıya gereken değeri verelim lütfen,bir ara hislerimin tercümanıydı.

komikli resmim yok.




7 Ağustos 2013 Çarşamba

Şimdi buraya bi hikaye koycam,okuyanlar da bana yorum yazcak.oki doki?


                                                                        PURO

Oda loş, daha doğrusu ışığın aldığı son nefesler, eteklerinin uçları. Sigmund purosunu dişlerinin arasında eziyor. Nasıl hissettiğimi soruyor.

“Bir yığın et parçası gibi.” diyorum. “Ya siz?” diye soruyorum sormaz istemezken, ensemde ‘Sosyal Gereklilik’in bana yerleştirdiği çip var.

Soruma teşekkürle cevap veriyor, ben onun nasıl hissettiğini bilemiyorum, pek de umursamıyorum. Belirsiz bir el hareketiyle beni gösterip bunu neden yaptığımı soruyor.

“Sigmund,” diyorum, “ben büyük bir patlamayla oluşmadım. Saçmalama.”

Kollarımdan bahsettiğini söylüyor. Purosundan çıkan oryantal hayallerin ölüşünü izliyorum.  

“Ben gereksizim.”

Beni böyle düşündürenin ne olduğunu soruyor.

Gözlerimi kocaman açıyorum, birden on bir yaşıma geri dönüyorum. “Annem söyledi.” diyorum.

Annemin gerçekten böyle bir şey deyip demediğini soruyor.

“Ruhum,” diyorum, “ ucubik dişlerden oluşma bir çark. Hepimizin öyle. Ve benimki kimseninkine uymuyor. Onların dişleri benimkilere batıyor. Çoğu insan gereksiz Sigmund.”

Ve o soruların tanrıçasıyla dikiliyor karşımda; Neden?

 Gülümsüyorum ama sinirliyim. “Hümanizm, hümanistlerin kendilerini sevdirmesi için var Sigmund. Bana bu zırvalıklarla gelme.”

Gülümsememi çığlığımla süslediğimden Sigmund konuyu değiştiriyor. Bana rüyalarımı soruyor.

“Uçtuğumu gördüm.” diyorum. “Kanatlarım olmadan. Suya kendimi bırakırcasına havaya bıraktım kendimi ve uçtum. Uçmayı biliyordum. Ama çok yorucuydu.” diyorum.

Bana uçmanın iki anlamını söylüyor; Kaçma arzusu ve şehvet.

 Ona, bir ceset olduğumu hatırlatıyorum ve ona diyorum ki, “Biz bir aşk üçgenindeyiz Sigmund. Bilinçaltım ,ben ve sen.”

Bu cümleyle ne demek istediğimi soruyor.

 “Ben lanetliyim.” diyorum. O sormadan devam ediyorum. “İnsanlar peşimden hiç ayrılmıyor. Mağazalarda, lokantalarda, kitapçılarda. Gölgem gibi peşimdeler. Nereye gitsem kalabalıklaşıyor. Kalabalıklardan nefret ediyorum. Sence ben sosyopat mıyım?”

 Bana, benim ne düşündüğümü soruyor.

 Ona “Defol git.” diyorum. “Sen sadece bilinçaltımın peşindesin. Şimdi raflarda bilinçaltı satılıyor. Gerçek, saf bilinçaltları. Ve ben mutluluğu nereye gömdüğümü unutuyorum sürekli. Ben yirmi yaşımda çocuk düşürdüm, Sigmund. Lağımın ağzına, şıp diye. Kemiklerim ruhuma batıyor. Karanlığa doğru süründükçe güneşin kızgınlığında kalıyor tenim. Yorgunluk çörekleniyor üstüme.  Bıkkınlıkta boğuluyorum. Bunu yaptım çünkü sıkıldım. Ben Japonlar kadar asil değilim Sigmund. Bilinçaltımın kölesiyim ben. Ve Sylvia denen kadın da öyleydi. Avuçlarda göklere çıkarıldı ama o sadece bileklerinden bunalımlara zincirlenmişti. Buna yetenek mi diyorsun sen Sigmund? Oral dönemimde terk edildim ben. O zamandan beri nefret doluyum ağzıma kadar. Bu yüzden suskunum. Yapılması gereken hayatla birlikte akmak. Ben tam kendimi akışa bırakmışken içgüdüyle çırpınıyorum. O zaman geçmiyor işte saatler. Can sıkıntısına mahkumum. Kaderim alabora halinde sürekli. Yalpalamaktan başka işim yok. Ruhum morluklarla dolu. Yara bantları işe yaramıyor Sigmund.”

Purosundan derin bir nefes çekiyor.

“Yavaşça ölüyoruz Sigmund,” diyorum. “Hepimiz yavaşça ölüyoruz ve sırıtıyoruz, kutluyoruz mumlarla.”

 Ölmekten korkup korkmadığımı soruyor.

“Her şey yuvarlaktır. Su molekülleri, hücrelerin, gözlerin, Ay, Dünya, Güneş ve hatta belki de evren de yuvarlak. Sonunu bilmememiz onun dümdüz olduğunu göstermez. Gallile haklıydı. Ben de haklı çıkabilirim. Belki de tanrının elindeki bir kürede yaşıyoruz. Cennet gökyüzünün ardında değil. Evrenin ötesinde, biz onun içindeyiz. Yada iç içe geçmiş bir topaç elindeki. Sıkıldıkça döndürüyor.”

 Fizikle ilgilenip ilgilenmediğimi soruyor.

“Ben maddi bir zararım ve bundan çok mutluyum. Karma tam köşemde. Ne muhalifim ne de tarafım ama onu görebiliyorum.”

 Benden karmayı açıklamamı istiyor ,ondan purosunu söndürmesini istiyorum.

“Dumanlar bana ormanları ve cinnet geçirmek üzere olan minik elfleri hatırlatıyor. Ne yazık, benim uğruna çıldırabileceğim bir yüzük yok.”

Bu cümlemi geçen hafta evlenen kardeşimi kıskanmama yoruyor. Düğündeki hislerimi soruyor bana.

“Duvarların arkasındaki suretler mutluyken biz mutsuzduk. Hem gösterişli hem de fedakârız Sigmund. Onurumuzla yaşıyoruz.”

Purosunu söndürüyor ama hala dişleriyle eziyor onu. ‘Biz’ derken kimi kastettiğimi soruyor.

“Unutkanlığım ve ben.” diyorum. “Yufka yüreğim. Olgunluğum. Gölgelerim. Gözümün kenarında benimle dalga geçen cisimler ve ben. Biriktirdiğim tüm çöpler ve içimde kavanozladığım keşkelerim. Ellerimin güzel olması neyi değiştirir ki güzel yazamadıktan sonra? Etrafım çeşit çeşit yaşam formlarıyla dolu, yoğunluklarının ne kadar monoton ve boş olduğunun farkına varamıyorlar.”

Purosunu tekrar yakıyor, konudan konuya atlayışıma dikkat çekiyor.

“Bilinç akışıma karışamazsın.” diyorum. “Kimse James’e karışmadı. Bana da karışamazsın Sigmund. Hangi ipe tutunarak uçuruma indiğim seni hiç mi hiç  ilgilendirmez. Ama hapsolabilirim Sigmund. Takım elbise giymiş adamlar iki kulağımı da kelepçeleyip hapsedebilir beni. Ben aciz olmak için büyütüldüm. Ailemdeki göçmendim. Mahzendeki ikinci prensestim sonra üçüncü oldum. En yakın arkadaşımın ablasının hayaletiydim. Kitaptaki küçük öpücüklere kikirdiyordum. Annemin karnındayken yanımda başka bir cenin daha olsaydı onu plasentam ile boğardım Sigmund. Ben platonik aşkın bedenlenmiş haliydim. Ben beyaz çizginin üzerinde yalpalayandım. Sevmeyi sevdim. Mutsuz olmayı diledim. Bana, bunu niye yaptığımı soruyorsun; çünkü ben bir evrenim. Delirmek isteyen ve bunun gerçekleşme olasılığından ölesiye korkan bir evren. Belki de bir hayalim senin kafanda. Can sıkıntını gidermek için düşlüyorsun, hayal ediyorsun beni. Yazık Sigmund, arkadaşlığı bir ‘n’ harfi ile kaçırdın. Söyler misin Sigmund bana, bir kuşun yere düşüşünden daha acıklı ne olabilir?”

Bir kuşun yükseklik korkusu, diye cevaplıyor.

Kapı birden açılıyor, Sigmund’un etrafını saran dumanlar yok oluyor, içeri annem giriyor. Başını hiç çevirmeden pencereye yöneliyor ve “Odayı havalandırmalıyız.”diyor. Perdeyi acımasızca açıyor, içerisi güneşin kızgınlığıyla dolup taşıyor, yüzümü buruşturuyorum. Annem odada daha fazla oyalanabilmek ve bir şeyler duyabilmek için küçük şeyleri düzeltiyor, tozunu alıyor veya yerini değiştiriyor. Son olarak yanıma gelip kollarımın içinde bileklerimden dirseklerime kadar uzanan bandajları kontrol ediyor, çıkmadan önce “Yemek birazdan hazır olur.” diyor ve kapıyı kapatıyor.

Sigmund’a dönüyorum, dumanlar etrafını tekrar sarmış. “Nerede kalmıştık?” diye soruyorum.

Sigmund bana, kıvrılarak parçalanan bir duman kütlesinin ardından gülümsüyor.

6 Ağustos 2013 Salı

Web killed the T.V.


Annem birlikte televizyon izleyince sosyalleşeceğimi sanıyor.Thank you very much.

Sadece tek kolumun amele yanığı olması ile Amele yanıklığında yeni bir boyuta geçtim.

Bazıları bilişim ortamlarında ayar çekmeye çalışıyor ya nasssı komik oluyor,yani tamam ben de çok yapıyorum da bunların olayı çok komik yav. "Biz sizden önce vardık,siz bla blayı sevmeden önce biz seviyoduk, biiiiiiz tumblr kızlarıyız." La bi git ya.Bi git.

Bir de tüm ilişkisini bilişim ortamlarına yayan var.Şuan birinin sevgilisinin evli çıktığını ve ondan ayrıldığını biliyorum. Neden biliyorum?Bilmek zorunda mıyım?Tabii ki  benim onu takip etmeme gibi bir hakkım var ama neden yani,onu açıklasın bana.Eskiden günlüklere neyin yazılırdı bu olaylar.Annenden-kızkardeşlerden ölümüne saklanırdı yine de yazılırdı,şimdi suratını,adını bilmediğin insan senin özelini biliyor.Azcık kendine gel,bir silkelen lan,özelin olsun,sapıtma.Hayret bişey.

Eskiden yazılarımı süslesin diye ilintili resim de koyardım da iyice savsakladım o işleri  ben.Hiç de çekici gözükmüyor farkındayım.İstemeyen okumaz zaten arkadaşım.Aslında başka birşey diyecektim de gitti konu.

Sürücü kursum bitti,arabada giderken yanımızdan bisikletli geçti. "Vay"dedim. "Koca arabayı öğren,hala bisiklet süreme.Ayrı luzırsın."dedim.Aslında çok üzüldüm.Ben bisiklet sürmeyi bilmiyorum.Bunu size sosyolojik bir bilgi olarak söylüyorum.E5 kenarında eviniz olursa ne mahalle ne sokak oyunları ne de bisiklet,silin bunları sadece barbie ve evcilik var.Kafa yapısı ona göre şekilleniyor.Spor falan yalan.Tek yararı hayalgücü.Bunlar hep sosyolojik bilgi.Yoksa özelimi paylaştığımdan değil.

Şimdi bu "Çok bilinçlendik"dönemlerinde yazdıklarını okumaktan hoşlandığım bir insan dedi ki "Gideyim de ortamı sakinleştireyim.Ben ortama barış götürüyorum." Ya bir siktir git lan.Yeminle...Adamın hayatında ilk defa anlamlı birşey vuku buldu diye yapıştı kaldı konuya.Kararlılık desen değil,baya başka işi olmadığından amaç edindi.Çok üzüldüm.Onu da kaybettik.

Oturarak dinleyeceğimiz rock konserine bir tek üniversite birinci sınıfta katıldım,zaten daha önce hiç konserde bulunmamışım.İyi ki koltuklar vardı,ayakta olsaydım çok gerilirdim.İkinci konserimde ayaktaydım,ve zıplama hissiyatıyla dolup sadece parmakuçlarıma yükselip kalktım.Koltuk güzeldir.Konserlerde koltuk olsun.Çıldırmak isteyen arkada bir yerde çıldırsın.

Başka birşey var mı bi düşüneyim.

FUCK THE VINN

Yaşadığım kentte sadece tek bir esnaf ile kanka oldum gibi.O da 8 sene içinde anca oldu.Ben hiç halk insanı değilim sanırım T.T

8 senede anca kanka olmaya başladığımız abi bana beleş iki dergi verince nasıl uçarak geldim tahmin edemezsiniz.Eve gelince birinin zaten beleş olduğunu öğrensem de olsun,çok mutluydum ben.

12 sonra şemsiye ile dışarda gezince bana tip tip bakıyorlar.Onlara  bir şiir yazdım.

Şemsiyem var diye bana tip tip bakıyorlardı
Halbuki güneşin altında kavrulan onlardı.
farkında değillerdi hiç
asıl onlar luzırdı.


Kişisel gölgem var lan,benden daha başka kim kuul çarşıda,bi söyle.Kişisel gölge diyorum.

En yukardaki amele yanığı araba sürerken oldu,ona yapcak bişey yok.

Ve ilk görüşte kankalığın şerefine sana gelsin Kim-Olduğunu-Biliyon-Sen

(ben çizmedim,bir yerden yürüttüm ama bize adanmış bir çizim)

31 Temmuz 2013 Çarşamba

pure shit


*Ana dilden başka bir lisanda küfür edince sanki gücünü kaybediyormuş gibi ama ayrı bir tatmin de vermiyor değil.

*Beni sabahın dokuzunda ayağına çağırmışsın,mülakat yapcağını haber vermemişsin, daha "strong sides" diyemiyosun, "intern" ne demek bilmiyosun bana GTM'in açılımı ne diyosun sonra kalkıp "Tutuk"diyosun sen bana,siktir git lan godoş.

*Şu aralar hayatıma renk katan tek şey araba sürmeyi öğrenmek.Her zaman dediğim gibi insan kendini tanımalı.Hız yapacağımı biliyodum ve daha şimdiden yapamaya başladım.Övünelecek birşey değil bu.Sinirden dikiilen saçlarımla trafik canavarına daha çok benziyorum.

*Son cümleyi silecektim ama sanki daha önce hiç saçmalamamışım da şimdi bu bir fark yaratacakmış gibi duyumsadım birden ama bıraktım çünkü ben uzun zamandır saçmalıyorum.

*Bir ara bir blogger Sineklerin Tanrısı'nı kötülemişti.İyi ki silmişim onu.Silmekle kalmayıp yırtılıp atılmalıydı aslında.

*Ben de isterdim babadan para kalsın, ada alayıp sonra sırf yatayım.Ama ada alsam "Neden ada aldın?"derler, "Bu nasıl ada?"derler. "Bu adada nasıl yaşayacasın.Sen yapamazsın."derler sonra gider benim yerime ada alırlar.

*Bazen dertleri ben kendim mi ediniyorum acaba,hani sırf sinirlencek birşeyim olsun,açıkta kalmayayım diye mi yapıyorum acaba diye çok düşünüyorum.Hani o kadar moron diye aşağıladığım insanlar normaldi de bir tek ben mi morondum yoksa diye ok kafa yoruyorum bu aralar.

*Zaten oturduğumuz yerde internet sistemi de kurulmamış.Burada ne var ki zaten?Üç bakkal bir de Bim. Bir de deniz gözüküyor.Sözde lüks.daha internet yok be. Kaldım yine Vınn'a.lanet gibi..

*Dediğim her şey bir dipnotmuşçasına yıldız koymaya karar verdim.

*Neyse.

27 Temmuz 2013 Cumartesi

Mirimoru mirimoru


Birinci dereceden akrabam "Kitap niye okuyorsun?Filmi çıkınca izlersin."dedi.O arada 4 yaşındaki çocuk bana seslendi,döndüm çocukla ilgilendim.Çünkü onla ilgilenmek daha mantıklıydı.

Canım sıkılınca ingilizce konuşmaya başladığımı fark ettim.Keşke üj bej dil daha bileydim de can sıkıntımı daha kolay dindirebileydim.

Can sıkıntısı,can acısını gibi dindirilmeli evet.

Şimdi beni iki kurum iş görüşmesi için çağırınca  "ben artık iş kadınıyım"modları havada uçuşuyor resmen ama iş görüşmelerine hep babamla giderek bu imajı yerle bir ediyorum.Aynen birinci dereceden akrabamın dediği gibi; "Velisiyle gidiyor." (çok gülüyorum (T.T))

Aşırı simetrik eviminzin içinde dolaşırken bazen kendimi Sims'teymişim gibi hissediyorum.Belki de bunun nedeni bizim evin Sims'te yaptığım evlere benzemesi.Vay anasını,bak burada çözdüm olayı.

Bir ingilizce öğretmeni olarak gramer anlatmak istemiyorum,öğrenciler de dinlemek istemiyor. Biz hep geyik yapcaz bence.

Kendimi yerden yere vurarak söylüyorum ki ben hala yazmıyorum.Bunu şimdiden oluşan okur kitleme bir eziyet olarak görüyorum ve üzülüyorum. Ama okur kitlem bir günde okunan kitap bir yılda yazılıyor,biliyosunuz değil mi?

Bu konuda en çok Derek Landy'ye üzülüyorum.Adam bir senede 800 sayfa falan yazıyor ki bunun rewrite olayı falan var.Ben iki günde bitiriyorum kitabı. Adamın 365 günlük emeğini, terini en fazla 20 saatte yok ediyorum. Biyane acoşi( yazılışını bilmiyorum,araştırmayacağım.)

Hayvanseverlere toptan kıl olmaya başladım.Sevmek haricinde bir bok yapıyorlar da benim mi haberim olmuyor acaba?Hayvanlar sadece kedi ve köpekten de oluşmuyor.Hayvanlar sadece sokakta eziyet görmüyor.Bunun o çok övülen hayvanat bahçeleri,petshopları var. Bir kere onları bu kadar severken para karşılığında satılıp alınması nedir?Direk mal konumuna koyuluyor.Hayvanat BAHÇE'lerinde çitlerin etrafına hapsediliyor üç beş insan görecek diye.Süs mü lan bunlar?Godoşlukta ayrı ayrı seviyelerde geziniyorsunuz.

Boğa da hayvan,matadorlar da.Onları izlemeye giden şakşakcılar da.

Devam edeceğim,konu bulayım.

Bu kadarmış.





23 Temmuz 2013 Salı

21 Temmuz 2013 Pazar

İdolüm Buttercup idi.


Turkcell insanları çıldırtmaya ant içmiş galiba.Tarifeleriyle,Vınn'ınla süpersin.Çekim kuvvetin ise akıl almaz.

Ciğerlerim yine ıslık çalmaya başladı.Kitaplardaki sürekli burnu akan karakterlere döndüm. Astım,sinüzit,beş numara miyop, 13 yaşından beri sivilce ve sürekli kambur dolaşma.Ben o karakterlerin bedenlenmiş haliyim.

Bugün yüzde yüz amelelik yaptım.Vay,dedim,iş yapmak aslında güzelmiş,dedim.Ama,dedim,yarım saat yapınca söylemesi kolay.Fark ettim ki ben aslında kas gücünü de seven biriyim.Hem üşengeç hem sportif olunamıyor ne yazık ki.

Amelelik yaparken iç sesim daha komikti.

Bacak kadar yiğenim bile bana trip attı.

Pipet Dostu dökülen saçlarım kadar değerli.

Bir dökülen saç,bir de paketinin içinde paramparça olan dorduma.

Tüm gün toz toprağın içinde,mermerin üstünde saatlerce otur sıkılma,gel bir neti aç sıkıntıdan canın çıksın.Olacak iş değil.Ama oldu işte.

Çalışınca oluyor.

Böyle olsun istememiştim,inanın.

7 Temmuz 2013 Pazar

Bilinçaltıma öpücükler...


Bilinçaltım bu sefer ortaokuldan alakasız bir kız olarak şekillenip bana çemkirdi. "Etrafta, sözde yazdığın kitabın çıktısyla gezip duruyorsun.BİR BOK YAPTIĞIN YOK LAN."dedi.

Doğru söze ne denir?Ben de susup baktım ona öylece.

Twitter'da zaman geçirdikçe sinir  katsayım yükseliyor.Sonra televizyona geçiyorum.Sinir kat sayım ışık hızıyla yükseliyor.Sonra etrafımdakiler beni düşüncelerimden vazgeçirmeye çalışıyor.Basıp gidiyorum.Bir olayın bu kadar uzak iki uç noktası olması gerçekten ürkütücü.Gözlerimi kapatmam da olanaksız.Hazmedemediğim yemek gibi oturdu içime.Ve hala toz pembe bir fanusa kapatılmaya çalışıyorum.

Sana kulak vermemişler George .

Kimse de seni anlamamış Ursula.

Bir ara televiyonlarda su balesi,puz pateni neyin olurdu.Artık vermiyolar mı yaw?İzlemek istiyorum ben.


                                         bak işte bunlar hep illuminati,hep nifak tohumları


Gideyim de ilim irfan öğreneyim.