31 Ağustos 2013 Cumartesi


*Tanıdığın tanıdığı televizyona çıkınca nedense ben havalanıyorum.Yolum yol değil.

*Yabancılarla veya az samimi olduğum insanlarla konuşurken sesim bir kalınlaşıyor bir bas çıkıyor inanamıyorum.Bir kuuluk akıyor ki üstümden,kalın sesimle dövüyorum onları.

* "Öğretmen,öğrenciyi bilgisiyle dövmeli"dedi disiplin konusuna yorum yapan bir hocamız. "Nöronlara kuvvet."diyemedim.

*Yine yazacak birşey yok gibi ama bulunur.

*Çevirinin bir ömür törpüsü olarak çok başarılı bir iş çıkardığını belirtmek isterim.Ayrıca güçlü özelliklerinden biri de insanın peşini bırakmaması.Bir nevi kurt adam.

* 'İnsan' denize,havuza girip fotosunu çekip,bu fotoyu allayıp pullayarak neden facebook'una koyar?Yanlış yöne doğru evrimleşiyoruz.Silkelenin kendinize gelin!

*İş ortamında yeni gelin gibi hissettiğimden işlere balıklama atlıyorum ama bir iki aya kalmaz gerçek yüzümü,üşengeçliğimi, tüm kötü yanlarımı görecekler ve müthiş bir hayal kırıklığına uğrayacaklar.

*Şimdi böyle bir hümanist, eğlenceli, anlaşıyla eğitim diyorlar ama gerekirse baba baba GTM dayayacağım.Boru gibi gramer vereyeceğim. Küçük elflerle vedalaşsınlar.Ahahahahah.

*Benim çoktan yazıp söylediklerimi popi insanlar aylar sonra söyleyip dönüt alınca "Yaaaa"diyorum. "Bir siktir git."

*Okuduğum onca manganın isimlerini unutarak ayrı bir başarıya imza attım.Aahahahah.Çok mutluyum.

*Mutsuzluğun beni çirkinleştirdiğini fark ettim.Aynaya her bakışımda muazzam bir tatminsizlik hissediyorum. Beni meğer Ankara(m) birşeye benzetmiş.Burada tam bir tipoş oluyorum.

*Arkadaşsızlık ÇOK koyuyor.

*Bunlar hep sosyolojik bilgi.

Pipetler diyarında tüm pipetler ortadan yok olmuş.Sadece Pipet Kralı ve Pipetiçe kalmış.Ancak onlar da çıkan kum fırtınasında diyarın iki ucuna sürüklenmiş.Birbirlerini bulmaları ve pipetlerine kavuşmaları için kola fabrikalarını yıkmaları gerekiyormuş.Ama asit adamlar Kral'a ve Pipetiçe'ye süikast düzenmelemişler.Kral ve Pipetiçe ne olduğunu anlamadan,daha kum fırtınası yeni dinmişken,ikisininde kirpiklerinde kum tanecikleri asılıyken Asit Adam'lar onları yakalayıp hapsetmiş.Asit havuzunun üstünde sallandırmış.Asit Adamların amacı pipet yapımını öğrenmekmiş.Pipet Kralı "Beni eritseniz de söylemem."demiş.Pipetiçe de "Beni yaksanız da ağzımdan laf alamazsınız."demiş.Asit adamlar üstlerine biberli asit sıkmış. Ve bu uyduruk hikayeyi yazan kişi sıkıldığı için burada bırakmış.





25 Ağustos 2013 Pazar

Günlük

Dün okuduğum 5 sene öncesine ait günlüğümden çıkardığım ana fikir: Kimseden umudu kesmeyeceksin.
 Şöyle ki;

"Vay,"dedim "Amma bebemişim ben."dedim. "Nasıl bir değişim geçirmişim la ben."dedim. "Haklılarmış."dedim. "Can çıkmayan bedenden umut kesilmezmiş."dedim. "İyi ki büyüyoruz."dedim. "Doğum günleri artık,"dedim. "daha önemli."dedim. " 'Biraz daha az moronum artık' diyebiliriz" dedim. "Yaşasın."dedim.

Çok daha detaylı değincektim bu konuya ama şimdi sıkıcı geldi bırakıyorum o yüzden.

Sıcaktan ağlayacağım. Kliması olanlar şikayetlenmesin lütfen.Ceyran da yok la.Saunada yaşıyoruz.

Dolmuşa kız geldi dedi ki :İyi günler,kolay gelsin,birşey sorabilir miyim?...... geçiyor mu acaba?

  O dolmuşa öyle bir nazik soru bomba gibi düştü tabii.Yazık gitceği yerden geçmiyormuş.Sırf nazikliğinden bile yol değiştirilirdi yani.

Bir önceki sinirli gönderime ithafen diyorum ki "dizini kır otur lan." Şöyle ki; ilk iş haftamı bitirip cumartesi tatil olunca dedim "Vaaaay,cidden de iki gün tatil naasssssı güzel bişey yav.O kada çemkirdim 'Tatili hiç olmasa da olur ben istediğim işi yapmak istiyorum'diye ama tatil canmış,kanmış,balmış."

Yine aynı gönderiye ithafen diyorum ki;tek ben harcanıyor değilim.Etrafımda en az 6 kişi de çoktan harcanmış veya harcanıyor.O yüzden o 'sistem beni yuttu,bağırsaklarında hapsediyor' ayakları yalan.Sonuçta hepimizin ağzına bir şekilde sıçılıyor.Bu konuda şikayetlenmeyi bırakacağım. Ama bu konuda şikayetlenmek de çok hoş oluyor.Veriyosun alayına,tüm suçu topluma,sisteme atıyorsun,imkan yok diyorsun,değer verilmiyor diyorsun,kıç büyütmeye devam ediyorsun.En rahat kafa hee.

Bu gönderide de resim kullanmayacağım.Dinlediğim şarkı kafamı çok karıştırıyor ama burada suçu şarkıya atmayacağım,benim odak sorunum.

Kim derdi ki ben kendi rızamla,hiçbir baskı altında kalmadan saat 10 buçukta kalkacağım,10 buçukta yatacağım.Büyük konuşmayacaksın,konuşmayacağım.

Büyümem de (üsteki konuya dönüş yaptım) etkisi olan Ankara'ya sevgilerimi kamyonlar dolusu gönderiyorum.İyi ki orada okumuşum,evde kalmamışım.Tabii bunda benim godoş hocalarımın ve etrafımı saran göt kişiliklerinde katkısı yok değil.

Yine Çekirdek Kadrom'a da ayrı teşekkürler ediyorum tabii.Hepimiz zamanla birer panda olduk.

Ben kazaklarımı özledim.

İş görüşmesinde mülakat yaptığım zümre başkanımız kitap yazdığımı ilk günden yumurtlayıverdi, durduramadım da.Var olmayan kitapların yazarı olma da bir başarı sayılmalı bence. O nereden biliyor derseniz 'kendi bahset'denildiğinde direk kitap yazdığımı söylüyorum,beni ilginç gösteren tek şey bu.

Blog'umu bulacaklar diye çok korkuyorum ben.Saklayın beni tamam mı?Beni bulurlarsa derisiz et gibi kalacağım ortada.


Son bir haftadır kafama kazınan şarkı ile baş başa bırakıyorum sizi.



(zümre toplantıları sömürmüş beni resmen.Blog bile yazamadım  T.T)

21 Ağustos 2013 Çarşamba

I'm not a grown up


Hala sırt çantamın askılarına sarılarak yürüyorum.

Neden ingilizce başlık atıyorum bilmiyorum.

Ben artık büyüdüm diye havalanıp duruyordum ama olmamışım ben daha.

6 kişinin arasında tek hevessiz ve profesyonel olmayan kişiyim ve bu beni nasıl mutlu ediyor,ama nassıııı.

Çok mızmız havasna girmişim.

Serviste yine Miyavinin en sert şarkılarını çekti canım. "Aha."dedim. "Yine boka srükleniyoruz."Çünkü genellde moralim baya fucked up olduğunda dinliyorum o şarkıları.C vitamini eksikliğiden canımın biber çekmesi gibi aynı.

Çok sıkııcıııııııııııııı.


Bedenimi değil ama ruhumu ele geçirdiler dikdörtgen bir kağıt parçası uğruna.

16 Ağustos 2013 Cuma

We are badasses!!!!

Twitter'a yazacaklarımı buraya yazacağım.Seni daha çok seviyom Blog.

En yeni gelişme olarak artık Örtmen Hanım oldum.Daha fazla yorum yok.

5-6 gündür tatilde idik,eskiden denize girince sivilcelerim söner,hatta neredeyse tamamen iyileşirdi.Bu sefer deniz-aburcubur oranını ayarlamadım.Daha çok sivilce ile geri döndüm.Ahahahah,yaşasın.

Farkında olmadan yaptığım bir şeyi fark ettim.Ben kendi zümremi oluşturmuşum resmen.Special Thanks bölümünde yazacağım 4 kişi  var.Çekirdek kadrom var.Şimdiden açıklıyorum.Pipet Dostu,F.Z.S.,Kim-Olduğunu-Bilmiyonuz-Siz ve kendisi de kabul ederse Şizofren Ninja.Biz artık Tim Burton-Johnny Depp-Helena Carter üçlüsü gibi takılacağız.Şizofren Ninja da kabul ederse dörtlü olcaz.

Yazacaklarım bu kadar olamaz.

Artık akrabalarımı aşağılarken onlar hakkında derece olarak bahsediyorum,bilmem fark ettiniz mi.En güzeli bu imiş.Onlara lakap bile takmıyorum o şekil yani.Göbek derecesini söylüyorum.

Üniversite döneminde içli dışlı olduğum toplu taşıma araçlardında level atlayıp okul servisine geçtim yine.Ama bu sefer örtmen olarak.Her daim kıçımı yerleştircek bir koltuğum olacak ama ben hümanist bir hocayım,ayakta giderim ben.

Size sosyolojik bir bilgi olarak söylüyorum ki lisedeyken servis hayatım cehennem gibiydi.Şimdi olsa o servisin pencerelerini açar,rüzgarda klip çekiyormuş gibi yaparım.nereden nereye.

4 sene içinde aldığım tüm kıyafetleri düşünüyorum da onları giycek yerim kalmadı T.TOkula giderken kullanabiiyodum da şimdi yalan oldu hepsi,benim İstanbul'da sürekli bir etkinlik bulmam lazım,dışarı çıkmam lazım.

Vaay,amma sıkıcı oldu bu yazı ama kaç gündür yazmak istiyorum,bari komikli birkaç resim serpiştiririm birşeye benzer.

Farkındayım ki benim bu yazdıklarımı yine Çekirdek Kümemden başka kimse okumuyor,osssun böyle de çok güzel.

Türkçe pop zehirlenmesi yaşıyorum.Başımı yastığa koyduğum an Soner Karadayı mı kimdi o,onun şarkısı dönmeye başlıyor kafamda.
Şimdi size güzel bir şarkı koyayım.
Klibi ben böyle hatırlamasam da şarkıya gereken değeri verelim lütfen,bir ara hislerimin tercümanıydı.

komikli resmim yok.




7 Ağustos 2013 Çarşamba

Şimdi buraya bi hikaye koycam,okuyanlar da bana yorum yazcak.oki doki?


                                                                        PURO

Oda loş, daha doğrusu ışığın aldığı son nefesler, eteklerinin uçları. Sigmund purosunu dişlerinin arasında eziyor. Nasıl hissettiğimi soruyor.

“Bir yığın et parçası gibi.” diyorum. “Ya siz?” diye soruyorum sormaz istemezken, ensemde ‘Sosyal Gereklilik’in bana yerleştirdiği çip var.

Soruma teşekkürle cevap veriyor, ben onun nasıl hissettiğini bilemiyorum, pek de umursamıyorum. Belirsiz bir el hareketiyle beni gösterip bunu neden yaptığımı soruyor.

“Sigmund,” diyorum, “ben büyük bir patlamayla oluşmadım. Saçmalama.”

Kollarımdan bahsettiğini söylüyor. Purosundan çıkan oryantal hayallerin ölüşünü izliyorum.  

“Ben gereksizim.”

Beni böyle düşündürenin ne olduğunu soruyor.

Gözlerimi kocaman açıyorum, birden on bir yaşıma geri dönüyorum. “Annem söyledi.” diyorum.

Annemin gerçekten böyle bir şey deyip demediğini soruyor.

“Ruhum,” diyorum, “ ucubik dişlerden oluşma bir çark. Hepimizin öyle. Ve benimki kimseninkine uymuyor. Onların dişleri benimkilere batıyor. Çoğu insan gereksiz Sigmund.”

Ve o soruların tanrıçasıyla dikiliyor karşımda; Neden?

 Gülümsüyorum ama sinirliyim. “Hümanizm, hümanistlerin kendilerini sevdirmesi için var Sigmund. Bana bu zırvalıklarla gelme.”

Gülümsememi çığlığımla süslediğimden Sigmund konuyu değiştiriyor. Bana rüyalarımı soruyor.

“Uçtuğumu gördüm.” diyorum. “Kanatlarım olmadan. Suya kendimi bırakırcasına havaya bıraktım kendimi ve uçtum. Uçmayı biliyordum. Ama çok yorucuydu.” diyorum.

Bana uçmanın iki anlamını söylüyor; Kaçma arzusu ve şehvet.

 Ona, bir ceset olduğumu hatırlatıyorum ve ona diyorum ki, “Biz bir aşk üçgenindeyiz Sigmund. Bilinçaltım ,ben ve sen.”

Bu cümleyle ne demek istediğimi soruyor.

 “Ben lanetliyim.” diyorum. O sormadan devam ediyorum. “İnsanlar peşimden hiç ayrılmıyor. Mağazalarda, lokantalarda, kitapçılarda. Gölgem gibi peşimdeler. Nereye gitsem kalabalıklaşıyor. Kalabalıklardan nefret ediyorum. Sence ben sosyopat mıyım?”

 Bana, benim ne düşündüğümü soruyor.

 Ona “Defol git.” diyorum. “Sen sadece bilinçaltımın peşindesin. Şimdi raflarda bilinçaltı satılıyor. Gerçek, saf bilinçaltları. Ve ben mutluluğu nereye gömdüğümü unutuyorum sürekli. Ben yirmi yaşımda çocuk düşürdüm, Sigmund. Lağımın ağzına, şıp diye. Kemiklerim ruhuma batıyor. Karanlığa doğru süründükçe güneşin kızgınlığında kalıyor tenim. Yorgunluk çörekleniyor üstüme.  Bıkkınlıkta boğuluyorum. Bunu yaptım çünkü sıkıldım. Ben Japonlar kadar asil değilim Sigmund. Bilinçaltımın kölesiyim ben. Ve Sylvia denen kadın da öyleydi. Avuçlarda göklere çıkarıldı ama o sadece bileklerinden bunalımlara zincirlenmişti. Buna yetenek mi diyorsun sen Sigmund? Oral dönemimde terk edildim ben. O zamandan beri nefret doluyum ağzıma kadar. Bu yüzden suskunum. Yapılması gereken hayatla birlikte akmak. Ben tam kendimi akışa bırakmışken içgüdüyle çırpınıyorum. O zaman geçmiyor işte saatler. Can sıkıntısına mahkumum. Kaderim alabora halinde sürekli. Yalpalamaktan başka işim yok. Ruhum morluklarla dolu. Yara bantları işe yaramıyor Sigmund.”

Purosundan derin bir nefes çekiyor.

“Yavaşça ölüyoruz Sigmund,” diyorum. “Hepimiz yavaşça ölüyoruz ve sırıtıyoruz, kutluyoruz mumlarla.”

 Ölmekten korkup korkmadığımı soruyor.

“Her şey yuvarlaktır. Su molekülleri, hücrelerin, gözlerin, Ay, Dünya, Güneş ve hatta belki de evren de yuvarlak. Sonunu bilmememiz onun dümdüz olduğunu göstermez. Gallile haklıydı. Ben de haklı çıkabilirim. Belki de tanrının elindeki bir kürede yaşıyoruz. Cennet gökyüzünün ardında değil. Evrenin ötesinde, biz onun içindeyiz. Yada iç içe geçmiş bir topaç elindeki. Sıkıldıkça döndürüyor.”

 Fizikle ilgilenip ilgilenmediğimi soruyor.

“Ben maddi bir zararım ve bundan çok mutluyum. Karma tam köşemde. Ne muhalifim ne de tarafım ama onu görebiliyorum.”

 Benden karmayı açıklamamı istiyor ,ondan purosunu söndürmesini istiyorum.

“Dumanlar bana ormanları ve cinnet geçirmek üzere olan minik elfleri hatırlatıyor. Ne yazık, benim uğruna çıldırabileceğim bir yüzük yok.”

Bu cümlemi geçen hafta evlenen kardeşimi kıskanmama yoruyor. Düğündeki hislerimi soruyor bana.

“Duvarların arkasındaki suretler mutluyken biz mutsuzduk. Hem gösterişli hem de fedakârız Sigmund. Onurumuzla yaşıyoruz.”

Purosunu söndürüyor ama hala dişleriyle eziyor onu. ‘Biz’ derken kimi kastettiğimi soruyor.

“Unutkanlığım ve ben.” diyorum. “Yufka yüreğim. Olgunluğum. Gölgelerim. Gözümün kenarında benimle dalga geçen cisimler ve ben. Biriktirdiğim tüm çöpler ve içimde kavanozladığım keşkelerim. Ellerimin güzel olması neyi değiştirir ki güzel yazamadıktan sonra? Etrafım çeşit çeşit yaşam formlarıyla dolu, yoğunluklarının ne kadar monoton ve boş olduğunun farkına varamıyorlar.”

Purosunu tekrar yakıyor, konudan konuya atlayışıma dikkat çekiyor.

“Bilinç akışıma karışamazsın.” diyorum. “Kimse James’e karışmadı. Bana da karışamazsın Sigmund. Hangi ipe tutunarak uçuruma indiğim seni hiç mi hiç  ilgilendirmez. Ama hapsolabilirim Sigmund. Takım elbise giymiş adamlar iki kulağımı da kelepçeleyip hapsedebilir beni. Ben aciz olmak için büyütüldüm. Ailemdeki göçmendim. Mahzendeki ikinci prensestim sonra üçüncü oldum. En yakın arkadaşımın ablasının hayaletiydim. Kitaptaki küçük öpücüklere kikirdiyordum. Annemin karnındayken yanımda başka bir cenin daha olsaydı onu plasentam ile boğardım Sigmund. Ben platonik aşkın bedenlenmiş haliydim. Ben beyaz çizginin üzerinde yalpalayandım. Sevmeyi sevdim. Mutsuz olmayı diledim. Bana, bunu niye yaptığımı soruyorsun; çünkü ben bir evrenim. Delirmek isteyen ve bunun gerçekleşme olasılığından ölesiye korkan bir evren. Belki de bir hayalim senin kafanda. Can sıkıntını gidermek için düşlüyorsun, hayal ediyorsun beni. Yazık Sigmund, arkadaşlığı bir ‘n’ harfi ile kaçırdın. Söyler misin Sigmund bana, bir kuşun yere düşüşünden daha acıklı ne olabilir?”

Bir kuşun yükseklik korkusu, diye cevaplıyor.

Kapı birden açılıyor, Sigmund’un etrafını saran dumanlar yok oluyor, içeri annem giriyor. Başını hiç çevirmeden pencereye yöneliyor ve “Odayı havalandırmalıyız.”diyor. Perdeyi acımasızca açıyor, içerisi güneşin kızgınlığıyla dolup taşıyor, yüzümü buruşturuyorum. Annem odada daha fazla oyalanabilmek ve bir şeyler duyabilmek için küçük şeyleri düzeltiyor, tozunu alıyor veya yerini değiştiriyor. Son olarak yanıma gelip kollarımın içinde bileklerimden dirseklerime kadar uzanan bandajları kontrol ediyor, çıkmadan önce “Yemek birazdan hazır olur.” diyor ve kapıyı kapatıyor.

Sigmund’a dönüyorum, dumanlar etrafını tekrar sarmış. “Nerede kalmıştık?” diye soruyorum.

Sigmund bana, kıvrılarak parçalanan bir duman kütlesinin ardından gülümsüyor.

6 Ağustos 2013 Salı

Web killed the T.V.


Annem birlikte televizyon izleyince sosyalleşeceğimi sanıyor.Thank you very much.

Sadece tek kolumun amele yanığı olması ile Amele yanıklığında yeni bir boyuta geçtim.

Bazıları bilişim ortamlarında ayar çekmeye çalışıyor ya nasssı komik oluyor,yani tamam ben de çok yapıyorum da bunların olayı çok komik yav. "Biz sizden önce vardık,siz bla blayı sevmeden önce biz seviyoduk, biiiiiiz tumblr kızlarıyız." La bi git ya.Bi git.

Bir de tüm ilişkisini bilişim ortamlarına yayan var.Şuan birinin sevgilisinin evli çıktığını ve ondan ayrıldığını biliyorum. Neden biliyorum?Bilmek zorunda mıyım?Tabii ki  benim onu takip etmeme gibi bir hakkım var ama neden yani,onu açıklasın bana.Eskiden günlüklere neyin yazılırdı bu olaylar.Annenden-kızkardeşlerden ölümüne saklanırdı yine de yazılırdı,şimdi suratını,adını bilmediğin insan senin özelini biliyor.Azcık kendine gel,bir silkelen lan,özelin olsun,sapıtma.Hayret bişey.

Eskiden yazılarımı süslesin diye ilintili resim de koyardım da iyice savsakladım o işleri  ben.Hiç de çekici gözükmüyor farkındayım.İstemeyen okumaz zaten arkadaşım.Aslında başka birşey diyecektim de gitti konu.

Sürücü kursum bitti,arabada giderken yanımızdan bisikletli geçti. "Vay"dedim. "Koca arabayı öğren,hala bisiklet süreme.Ayrı luzırsın."dedim.Aslında çok üzüldüm.Ben bisiklet sürmeyi bilmiyorum.Bunu size sosyolojik bir bilgi olarak söylüyorum.E5 kenarında eviniz olursa ne mahalle ne sokak oyunları ne de bisiklet,silin bunları sadece barbie ve evcilik var.Kafa yapısı ona göre şekilleniyor.Spor falan yalan.Tek yararı hayalgücü.Bunlar hep sosyolojik bilgi.Yoksa özelimi paylaştığımdan değil.

Şimdi bu "Çok bilinçlendik"dönemlerinde yazdıklarını okumaktan hoşlandığım bir insan dedi ki "Gideyim de ortamı sakinleştireyim.Ben ortama barış götürüyorum." Ya bir siktir git lan.Yeminle...Adamın hayatında ilk defa anlamlı birşey vuku buldu diye yapıştı kaldı konuya.Kararlılık desen değil,baya başka işi olmadığından amaç edindi.Çok üzüldüm.Onu da kaybettik.

Oturarak dinleyeceğimiz rock konserine bir tek üniversite birinci sınıfta katıldım,zaten daha önce hiç konserde bulunmamışım.İyi ki koltuklar vardı,ayakta olsaydım çok gerilirdim.İkinci konserimde ayaktaydım,ve zıplama hissiyatıyla dolup sadece parmakuçlarıma yükselip kalktım.Koltuk güzeldir.Konserlerde koltuk olsun.Çıldırmak isteyen arkada bir yerde çıldırsın.

Başka birşey var mı bi düşüneyim.

FUCK THE VINN

Yaşadığım kentte sadece tek bir esnaf ile kanka oldum gibi.O da 8 sene içinde anca oldu.Ben hiç halk insanı değilim sanırım T.T

8 senede anca kanka olmaya başladığımız abi bana beleş iki dergi verince nasıl uçarak geldim tahmin edemezsiniz.Eve gelince birinin zaten beleş olduğunu öğrensem de olsun,çok mutluydum ben.

12 sonra şemsiye ile dışarda gezince bana tip tip bakıyorlar.Onlara  bir şiir yazdım.

Şemsiyem var diye bana tip tip bakıyorlardı
Halbuki güneşin altında kavrulan onlardı.
farkında değillerdi hiç
asıl onlar luzırdı.


Kişisel gölgem var lan,benden daha başka kim kuul çarşıda,bi söyle.Kişisel gölge diyorum.

En yukardaki amele yanığı araba sürerken oldu,ona yapcak bişey yok.

Ve ilk görüşte kankalığın şerefine sana gelsin Kim-Olduğunu-Biliyon-Sen

(ben çizmedim,bir yerden yürüttüm ama bize adanmış bir çizim)