23 Eylül 2013 Pazartesi

Şurada bir kaç milyon insanız.


*Tüm hümanist düşünceler teoride başarılırdır.Uygulamaya geçirmiş insanları ise illa ki biri vuracaktır. (for example diyerek bu karizmatik sözümün içine etmek istemezken bu parantezi açarak çoktan ettim amma ve lakin şunu unutmamalısınız ki benim içim Dali'nin elinden çıkma bir parantezler tablosu, hangi parantezi hangisinin kapadığı belli değil,sonsuzluğun parantezi içindeyiz.)

*Zümrede tüm edebi kişiliğimi akıtmaya çalışıyorum,böyle bu entel hallerim ayaklarımın altında havuz falan oluyor.Ancak bir buçuk aydan sonra "Elf,nasılsın?Yüzün gülüyor."diye tepki aldım.Önceliklerimi şaşırdım.

*Blogumu özledim beeen.Blogum.

*Postal buldum ben.Ahahahaha.

*İlk kurul toplantıma gitmek için servisi beklerken yanımdan bir ses yükseldi "Günaydın,hocam."diye.Döndüm,baktım.Çocuk bana gülümsüyor.  Tekrar "Günaydın,hocam."dedi. Gülümsedim çok içten (şaşkınlıkla) "Sana da."dedim.Halbuki çocuğu tanımıyordum, bir kere bile görmedim okulda. "Vay,"dedim. "Çocuk belki de benle kafa buldu he." Orada bir ünlü olma kompleksine girdim. "Ben tanımıyorum onları,Onlar beni biliyor,yüzümü biliyor,ismimi biliyor.Oh nooooo!!!"dedim de kendime geldim sonra.

*Benim alter egomun ismi "hocam."

*Twitter'ım var,tumbler'ım da var.Twitter'da blogumun adresi var.Her yerde kendimden bir parça bırakmışım gibi.Hortkuluklarım var oğlum,haberiniz yok.Bak şimdi öğrendiniz. Bulmak size kalmış artık.Harry'nin bile işi kolay değildi.

*Öğrencilerimin bilinçaltına M.I.A'yi soktum,onları yavaşça işliyorum.

*Bakıyorum geçmişimden birkaç insan hala abuk subuk,pembe bir baloncuğun içinde,kitap görünümlü kağıt birikimlerini (bak bu sarkastik bir kalıp oldu) okuyorlar,sonra bi bakıyorum bilinç düzeyi 100 bin kat artmış,çarpışıyor bu imajlar,o yüzden ben onların moron hallerini seçiyorum.

*Yaw bir de insan azcık minnet duymaz mı yaw,sanki benim verdiklerim onlara vahiy inmiş gibi (tövbe tövbe) bir havalar havalar,içimden bir böğürtü yükseliyor: "Sikerim lan havanızı."  Zaten hayır işler gibi herkese kitap dağıtmışım,toplayamıyorum.Gerginim.Alter egomu salacam üstlerine.

*Sims oynayan bünyeme ters tepkiler doğuyor bazen içimde.

*Derek Landy bloguna kendi evinin resimlerini koymuş.tekrar anladım ki bestseller oldun mu zenginsin dostum.Yaşarken bestseller ol, öldükten sonra edebi. Bu işler böyle.

*Bir an geleceğe gidip bu ana baktım ve dedim ki "Gelecekte bu yazdıkların yüzünden ağzına sıçıyorlar.Adam ol." ama ben devam edeyim böyle.

*Bir kaç haftadır çevremden derlediğim sosyolojik bilgiyi sunuyorum size:  Bireyler bilişim ağlarındaki kendi hesaplarında her daim edepli,adaplı,uslu olmalı, küfür ve bel altı kullanmamalıdır. Benim tepkim ise tabiiisi tam tersi. Kendini ifade etme özgrürlüğün var.İstediğini yazarsın diyorum.Sonra vıcık vıcık platonik aşk yazıları veya nöronlar arası sinaps eksikliği çeken insanların mucizevi bir şekilde yazmayı çözdüğüne şahit oluyorum ve diyorum ki "yazmasın lan bunlar yeminle gitsin bunlar artık,artık evrimleşemiyoruz Darwin"diyorum. "Kalmışız burada diyorum,büyük balık yiyecek yakında hepimizi"diyorum. (bilimum felsefe bilgimle kendimi kültürlü gösterme ve bu arada alaycı olma çabalarım)

*Tutarlı olduğumu iddia etmedim.

*Zamanımızın en tutarlı varlığı kesinlikle Pipet Dostu.KESİNLİKLE.

* Tüm sarkastik cümlelerim ben öldükten sonra 3 dereceli denklemleri çözemeyenler tarafından açıklanacak ve anlaşılacak.

Yakın tarihte benzetildiğim kişi: professor trelawney


saçlar aynı.

( "hocam,bilerek mi saçlarınızı böyle yapıyorsunuz?"dedi çocuk bana)



14 Eylül 2013 Cumartesi

Children were born at MIDNIGHT

*Belki de insan büyük kalabalıkların arasında birey olarak kalmak istiyorsa kendini biraz groteskleştirmeli.

*Tekrar birlikte olmaktan duyduğumuz  neşeyi tekrar tekrar söyledik;derinlerdeki gerçeği görmezden geldik- yani bizim de diğer aileler gibi olduğumuzu,ailenin bir araya gelmesinin gerçekte değil görünüşte daha hoş olduğunu ve zamanı geldiğinde bütün aile bireylerinin kendi yoluna gittiğini.

*Çünkü çocuklar yetişkinlerin zehirlediklerini akıttıkları kaplardır.

*Paslanan zamanın yalnızlığında ben...

*Anam babam beni sevgileri uğruna mahvettiler.

*Bazılarımız hayatta kalmıştık çünkü hiç kimse tümüyle yok olmamızı sağlayacak bombaları,mermileri, uçakları,müstakbel kattillerimizi satmaya yanaşmamıştı.

*Büyük adamlar hep küçük adamların insafına kalmışlardır zaten.Tabii bir de küçük deli kadınların.

*Kimim,neyim ben?Cevabım: Benden önce olup biten her şeyin bütün yaptıklarım ve gördüklerimin,bana yapılan her şeyin özetiyim.

*Düşünce fazlasıyla acı vermeye başladığında eylen en güzel devadır.

*Öyle oldu çünkü öyle oldu.

*Geceyarısı çocuklarının ayrıcalıkları ve lanetleri çağlarının hem efendileri hem de kurbanları olmaktır;kendilerinden vazgeçip kalabalıkların imha edici girdabına çekilmek ve yaşarken bulamadıkları huzuru ölürken de bulamamaktır.

12 Eylül 2013 Perşembe

Bir kaç sosyolojik bilgi


4 haftaDA içimdeki tüm hümanist öğretmen esansı kuruyup tükendi ve geriye sadece esasi huysuz öğretmen kaldı. Aahahahah.

Öğrencileri "If I want to, I can be a bad teacher,heartless and cruel."bile dedim yani.Tehdit ettim yani bildiğiniz.180 derece döndüm.

Amma ve lakin bir bayan öğrencim var ki onun yanaklarını mıncıklar,kemiklerini hissedene kadar sıkı sarılırım.

Geçen sene benim yaşadığım "Öğretmenine hayran öğrenci" modelini şimdi o yaşıyor bende.Nasıl güzel bir duygu bilemezsiniz. Sanki 14 yaşında çocuk doğurmuşum gibi hissediyorum. Ki yaptığım tek şey kız ile izlediğimiz diziler hakkında konuşmamızdı.

Benim "Öğretmenine hayran öğrenci" zamanlarım ise çok sancılı geçti çünkü durduk yere trip atar, hocayla bir kere bile konuşmam olmamasına rağmen küserdim bazen.Sonra onun haberi olmadan (yine) barışırdım, (yine) onun haberi olmadan kanka olurduk falan. Şizofrenik bir ilişkimiz vardı yani.

Bir kere hikayelerimiz ile ilgili konuşurken hocamla (muhtemelen okumuyor bunları) benim kültür seviyemden bir on level üstte ışık hızıyla çıkınca ne dediğini hiç anlamamıştım.Kafa sallayıp hımhımlamayı geç soru mu sordu birşey mi anlatayor,anlattığı şey kurgu mu gerçek mi onun ipini kaçırmıştım.O derece kopmuştum konudan. Ama olsun hoca kalkmış bana kendi kitabından bahsediyordu.Büyük olaydı.

Tahta sizin arkanızdayken ve önünüzdeyken girdiğiniz psikoloji tamamiyle farklı. Otorite insanı bozuyor bunu fark ettim.  Fuck the authority!

İş arkadaşım dedi ki "Sende zaten saygı uyandıran bir tip var." İçimdeki elfler küçük inlerine kaşıştı şaşkınlıkla.

Geçen gün tumblar'da çok dolanan şu titanlı animeye bir bakayım dedim. Eren (nasıl okunuyor bilmiyorum ama ben türkçe okuyorum) titan'a  dönüştü.Birden kollarındaki kaslar -spoirler mı oluyor bu şimdi banane la- birden şişiverdi,kemikleri metrelerce uzadı  falan. Verdiğim iç tepki : "Bıyır? O.O"

Sonra dişi titan birkaç atlının peşindeydi ve metrelerce kovaladı karınca kadar atlıları.Koca dev atı yakalayamadı yani.Öyle bir animeymiş işte. Ama aksiyon sahneleri falan,görüntü süper,ona laf yok.

Küçükken deliliğe garip bir hayranlık beslerdim.Hem kendimde olup hem de delirmek isterdim.Şizofren olmayı dilerdim.Bana bir şekilde akıl hastası olmak karizmatik geliyordu. Daha bir hikayesini,bir cümlesini bile okumadan Virginia Woolf'a hayran kaldım,sırf deliydi ve intihar etti diye, ve o sıvıları birbirine karışmış aklıyla birçok şey yazabilmesine hayran kalmıştım. Sonra Plath'ın filmini izledim. Yine bunalımlarda bir yazar ve yine intihar. Çok karizmatikti gözümde yaşanalar,dram akıyordu ve beni besliyordu, ben öyle sanıyordum.

Ankara'da büyüdüm, 4 yılda sanki yüzyıllar geçti ve fark ettim ki önemli olan "ne kadar güzel ve deli"olduğun değildi. Her şey nöronlardaydı. Duygularını kontrol edemeyen,bunalım koridorlarında koşuşturanlar değildi artık idollerim. "Düşenen" zeki kadınlar örnek alınmalı.Ve şimdi onları ne çok seviyorum,görmeseler de  ellerinden tutuyorum şimdi. Bir bakıma gurur duyuyorum da kendimle. Narin ve acınası olmanın gerçekten de acınası olduğunu fark ettim sonunda. Bunların hepsi aslında benim bilinçaltımdan süzülenler de onlar hakkında konuşmak hem mahrem hem çok uzun sürer.

Lana Del Rey falan hep yalanmış.



Ursula K. Le Guin, Frida, Marie Currie , Joan Jett

vvvveeeeeeee                                               M.I.A

7 Eylül 2013 Cumartesi

Ben,Amele


Bir kez daha anladım ki yaptığım,doldurduğum tüm karakter envanterleri yalanmış,benim kişiliğim sanatçı değil,amele.Ben amele olmak için doğmuşum aslında ama kendimi öğretmenlikte buldum.Öğretmenlikte yaptığım ameleliklerdir beni şuan hayatta tutan.

Vınn ömür törpüleme konusunda ilk üçe rahat girer.Yıldız alsa beş tane alır.Turkcell vınndan uzak durun bakın ciddi söylüyorum UZAK DUR!!!

Dış görünüşüme dair aldığım iltifatları sıralayacağım şimdi:
* "Senin tenin beyaz değil,kırmızı."
* "Sen sarışın değilsin,kumral da değilsin.Kırmasın sen."
* "Saçların 70lerin hippi erkeklerinkine benziyor.Senin saçların unisex."
* "O pantolonu çıkar,çıkar.Patlar o pantolon.Çıkar onu."
* "Yine sivilcelenmişsin."
Aklınızda biçimlenmeye başlayan şekle sınırlama getirmek için burada bırakıyorum.

Bir önceki yazımda paylaştığım M.I.A'nın şarkısını örtmenler odasında açınca tabii ki de garip bakışlara maruz kaldım ama beni aralarına aldılar,bağırlarına bastılar,sağolsun.

14,15 yaşındaki öğrencim beni öğrenci sandı.ahahahaha.

Şuan Geceyarısı Çocukları'nı okuyorum ve bitmiyor kitap,bitemiyor,son yüz sayfada sürünerek gidiyorum.Bundan önce okuduğum,son yirmi sayfasına kadar süründüğüm kitabın ise son sayfası yoktu.Kitaplar konusunda şansım kör edici.

İnternette dolanırken kaşlarımı iyice çatıyorum ki beni ciddi bir iş yapıyor sansınlar ki yaklaşmasınlar diye.

Sims oynamak istiyorum ama farem yok.Faresiz oynanmıyor.

Bazen Ankara çok daha yakın geliyor.

Ankara'yı kötüleyenlere inat ben de İstanbul'u kötülüyorum.

Çalıştığım okulun tüm personelinden küçüğüm.Çömüm ben.İş ortamında da çömlük mevcutmuş.

Yoğunlukta yine hissedememeye başladım.