24 Aralık 2014 Çarşamba

Am I Wrong?


*Dün yaşadığım içsel buhranım kendini başka sanatsal yönle gösterdi. Kitabı yazarken ki üç cümle anca yazabilmiştim, birden kendime yazamadığım için hakaret dolu sözler sıralamaya başladım. Kendimi kaptırmışım. İki sayfa boyunca hiç durmadan yazdım ve çok zevk aldım. Cidden eğlenceliydi. Belki de kitabı bu haliyle yayınevlerine göndermeliyim.

*Son izlediğim komikli kore dizisi City Hall idi. Dizinin içinde azcık politika vardı. Küçük bir belediyede dönen olayları anlamakta güçlük çektim. Ya gerçekten politikadan bir bok anlamıyorum ya da aynı esnada örgü örmekten olayın ucunu kaçırdım. Tüm suçu örgüye atamayız tabii. Dizi iyiydi ya, izleyin bence.

*Korra nasıl bitti lan!

*Yolda bir araba bize yamuk yaptığında illaki arabanın yanından geçerken sürücüye bakarız. Suratını bilinçaltıma yerleştireyim ki zamanı gelince kime neye göre davranmam gerektiğini bileyim.

*Bahsedecek daha çok olayım vardı.

*Goodreads'te kendime 55 kitabı hedef koymuştum ve bu hedefe ulaşamayacağım. Çok ilginç bir olay değil. Ancak senenin bitiminde bana kocaman Luzır demesini istiyorum.

*İngilizce öğretmeniyim diye her ingilizce kelimeyi bildiğimi varsayanlara onların bilemeyeceklerini tahmin ettiğim türkçe bir kelimeyi soruyorum. Tabiisi bilemiyorlar. Tanpınar'cığım sağolsun. Rahmet içinde yatsın.

*Bir daha ki sefere yazacaklarımı not alacağım. Yazarken hatırlamıyormuşum.

16 Aralık 2014 Salı

One word guides me to another


*Böyle artistik düzeyi kendimce fazla olan başlıklar atıyorum ama içerik tamamiyle çerez olacak.

*Konuşmalardan ve televizyondan dikkatim bozulmasın diye açtığım yüksek sesli müzik dikkatimi dağıtıyor.

*Vedalaşırken her kalıbın önüne "Hadi!"demeyi kim başlattı? Hadi görüşürüz, hadi baybay, hadi hoşça kal. Vedalaşma kalıplarını bile bir giriş ile söylüyoruz ki bunun ne kadar uzun süredir devam ettiğini geçen gün odamdan dinlediğim Yeşilçam filmi ile anladım. Hababam Sınıfı'nın bir filminde çok net bir şekilde Yonca Evcimik'in Hadi görüşürüz dediğini duydum.

*Nemlendiri dudak kremi almak için eczanedeydim, "Nemlendirici ruj istiyorum" dedim. Adam "Lipstik mi?"dedi. "He" dedim "He, ondan." Arkadaş, lipstick ruj demek zaten, jargon ayağını da yemem.

*Erkeklerin nemlendirici ruj sürememeleri kötü bence. Kadınlarla özdeşleştirilen bir görüntüsü olduğu için ürünü kullanamıyorlar. "Nolcak lan, bu kadar şeyden?"diyebilirsiniz. Ancak dudak koruluğu ve kurudukça yalama ihtiyacı, yaladıkça daha çok kuruyup acıması kötü bir loop.

*Soyad devam etsin diye hala oğlan çocuğuna sahip olmak isteyen insanları aklım almıyor. Sanki paşa çocukları, asilzadeler de oğlan çocukları olup soyadları dünyada yankılanmaya devam edecek. Kendi kendimize edindiğimiz ve çok önemsediğimiz sosyal statülerimiz ne kadar komik.

* "Sen kimsin ki benimle böyle konuşuyorsun?"

*Başka bir bayanın Ursula'ya manevi ananem demesi beni azcık üzmedi değil, Ursula'nın bizden haberi bile olmasa da onu bu kadar sahiplenmem yersiz gibi ama tanısaydı beni önemserdi ya, severdi falan, yol gösterip, sıçıp batırdığımda  akıl verirdi. Ne güzel olurdu lan.

*Öz ninelerimin dedelerimin ellerinden öperim tabiisi.

*Öğrencilerim için harcadığım onca emek karşısında her gün hürmet görmek ve elimin öpülmesini istemek çok değil ya.

*Genel olarak Tumblr'ı zaman yiyen bir canavar olarak görüyorum ama aslında bana çok şey kattığının farkındayım. Kimin gönderilerini dikkate aldığınız çok önemli. Civil Rights, Feminizim, sanat, tarihi kişilikler, tarihi olaylar ve belki de hiç bulaşmayacağım fizik ile ilgili bilgileri bu site sayesinde ediniyorum. O yüzden biri Tumblr'ı kötülerse çok pis bozuşuruz.

*Öğrencilerimden biri Last Air Bender'a sıkıcı deyince gözüm döndü. Aramızdaki ilişki bitti, benimle bir daha konuşma dedim. Kabul etmiyorum, dedim. Meğer filmden bahsediyormuş. He tamamdır, sorun yok o zaman diyerek konuşmayı sonlandırdık.

*Müzik eşliğinde yazdığımdan yarı bilinçli cümleler kuruyorum.

* Oyun içerisinde ağlamak fiilini  rol yapmayı reddeden ve bunun erkekliğine yakışmadığını ima eden öğrencim hatrına lütfen küçük oğlan çocuklarının istediklerince ağlamalarına izin verin.

13 Aralık 2014 Cumartesi

SAHNENİN DIŞINDAKİLER


*İsabetli tek bir hareket veya fikri olmadığını, her gün hadiselerin yumruğuyla yeni baştan bir daha öğrenen bir toplulukta, bu tecrübe kelimesinden ne kastedilirdi, bunu çok sonra anladım.

*Yarabbim, gök ne kadar güzeldi. Ne kadar kandırıcı bir sesle bana yalnız kendimi düşünmem nasihatını veriyordu.

*Bir devlet batarken hısım ve akrabanın selameti düşünülmez.

*-Altı asırlık...
-Bırak şu altı asırı. Milletimizi duvarın dibine dayamışlar, siz hala altı asırdan söz ediyorsunuz! Ben size bugüne, bu ana ait işten bahsediyorum. Siz hala bir devlet-i muazzama diye tutturmuş gidiyorsunuz! Derimiz yüzülüyor, haberiniz yok mu?

*Kim bilir belki de neşe ve hayat emniyeti içinde felaketin bile kendisine güler yüzle gelmesini istiyordu. Fakat, kıvvet, o kadarcık olsa bile dostluğu ve muameleyi kabule razı değildi. Ona zaferinin maddi üstünlükleri yetmiyordu. Ayrıca bu zaferin manevi istismarını da yapacak, hayatına hakim olduğu şehri ve insanlarını da küçültecekti. Kıymetleri muhafaza etmenin imkansızlığı!

*Adamın o günkü hali hazin bir şeydi. Konuşan, gülen, kendi menfaatleri için çalışan, kızan mahluk, bir kelime ile insan, sadece bir mekanizmanın eline geçmekle küçük, zavallı, ürkek bir mahluk olmuştu. Gözleri, görmekten ziyade yalvarıyor, zaman zaman da kaçacak bir yer arar gibi etrafına bakınıyordu. Ona merhametten ziyade, insanoğlunun kendi benzerini bu hale koyuşu beni çileden çıkartıyordu.

*Bize kapıyı, ilk bakışta bütün iyilik kabiliyetleri doğduğu gün ebesi tarafından çalınmış hissini bırakan bir kadın açtı.

*İtiyat, dikkati köreltir.

*Belki de ahlak yoktu, iyilik yoktu, vazife yoktu. Hiçbir şey yoktu. Sadece bazı şeylere kabiliyetsizlik, bazı şeyleri kendisine neyletmek vardı. İnsiyaklarından korkmak ve kaçmak vardı. Belki de sadece terbiye ve korkmak vardı.

*Sülayman Bey bir mezarlık gibi ölümle doluydu. Bakışının dokunduğu her yerde irin dolu keseler patlıyor, sağlam uzuvlar çürüyor, ten et olup kopuyor, kemik un gibi ufalanıyor, insan eli leblebi gibi küçük parçalarına dağılıyordu.

*Bulutların yıldırım ve şimşek kokusunu koklayabiliyor.

5 Aralık 2014 Cuma

To restrain order


*Küfür Yumağı'm kabarıyor gün be gün.

*Öfkemi yazıyla bile aktaramıyorum, öfke zehirlenmesi geçireceğim.

*Güç insanları bu kadar çirkinleştirmemeliydi. Bu kadar mantık dışına itmemeliydi.

*Elde edilen onca başarıyı göz ardı edip bir başarısızlık ile bütün otorite figürleri tarafından eleştirilmek şuana kadar aldığım maaşlarım hepsini karşıladı gerçekten.

* '....mısınız? misiniz?' li emir ve aşağılama cümleleri 3 aydır koltuğu olan bir adamdan geliyor.

*Bu kadar moronca davranan insanların benden en az 10 yaş büyük olmaları harcadıkları zamana saygı duymamı engelliyor. Zamanla bilgeleşmek gerekmez miydi?

*İki ucu boklu değnek üzerindeyiz.

*Ben ne kadar yıldız atarsam atayım öfkem geçmeyecek, içimde minik bir kütle olarak yer alacak. Beslenen bazı nefretlerin saf ve yerinde olduğuna inanıyorum ve ben bu haklı nefretlerime değer veriyorum. Parası ödenen bir fahişe imişiz gibi çalışanlara ağzına gelen söylenirse ettiğim tüm ah'lar fitil fitil çıkacaktır zaten. Ve bu ah'lar bedenlerinden ıstırapla çıkarken ben ve nefretim memnuniyetle varlığımızı sürdüreceğiz.

*(Alesim bombok.)

23 Kasım 2014 Pazar

Olaylar Silsilesi


*Çok heyecan ve dram yüklü bir yazı yazacakmışım gibi duruyor başlık yüzünden ama öyle değil, sizin pek umursamayacağınız bazı şeylerden bahsedeceğim. Ve bunları yine çok önemliymiş gibi yıldız atıp anlatacağım.

*Komikli kore dizilerine geri döndüm, mimiklerim yine kültür şokuna uğradı, koreli teyzeler gibi hareket etmeye başladım, yadırganacağım.

*Bazı türdeşlerimin dışlanmak ile ilgili sıkıntılar yaşadığına şahit oluyorum, genel sebep karakterlerin birbirlerine uymaması oluyor. Şöyle bir yorum getirebilirim bu konuya; Fuck it off real hard. Açıklamak gerekirse; ergenliğe yavaştan girmem ile birlikte (ortaokul yılları) hem ailedekilerle hem de arkadaş çevrem ile olan ortak noktalarım giderek azalmaya başlamıştı. Özellikle Harry Potter'ı okuduktan sonra iyice farklı semalara doğru yönelmiştim. Bu durum doğal olarak var olan ilişkilerimi zayıflatmıştı ama pek umurumda değildi çünkü ben yaptığım şeylerden hoşlanıyordum. Her zaman bir veya iki çok yakın arkadaşım oldu ancak genel kanı olarak 'gariptim'  Dış görünüşüme dayanarak çok katı ve sıkıcı hatta inek denildiğim bile oldu. Bu yaşımda, 23, hala daha beni garipseyen insanlarla bir yaşıyorum. Ama sorun garipsenmek değil, ben kendimi garip bulmuyorum. Beğenilerim ve ilgi alanlarım beni toplum dışına itmiyor, ben kendime normalim, olmam gereken bu zaten. Bu kadar ucubik olsam şimdiki arkadaşlıklarım da olmazdı. O yüzden götün teki sizi veya sizden birini "Ne kadar garipsin!"diye itelemeye kalkarsa Middle Finger Diyarı'm onlar için var. "Benim durduğum yerden ben gayet normalim godoş."deyin. Godoş yerine başka filler'lar da kullanılabilir tabii.

*Arabada çok sıkıştığımda düşündüğüm tek şey "Şimdi bize çarpsalar ben direk salarım."oluyor, elimde değil.

*Balkona balkon resmi asan annecim bizi infinite loop'lara sokuyor.

*Bugün Ales'e girdim. Bu uzun bir paragraf olacak, kendinizi hazırlayın.
*PART 1:Binaya girmeden önce su almadığım için mal gibi kaldım. yanımda para bile yoktu. Kendimi tamamiyle yetersiz hissettim. Sonra ormanda kazara yalnız kalmış biri gibi nereden su bulabilirim diye düşünürken aklıma musluk suyu geldi. İçmesem bile ağzımı çalkalayarak susuzluğumu dindirdim. Yerime geçtiğimde kendimle övünüyordum. "Kafan çalışıyor lan aferin."diye kendime gaz veriyordum.
*PART 2: Sınavda verilen şekerlerden vişneli mi nedir onu cidden çok seviyorum. Sırf o şeker için tekrar tekrar sınava girebilirim. Ama aynı YDS'de olduğu gibi bana iki naneli bir vişneli geldi, önümdeki adayda ise iki vişneli vardı. Sınava kalbi kırık başladım.
*PART 3: Matematiği direk atladım ve sözel birden başladım. Yavşça ve çok sakince çözdüm. En son sözel mantıkları YAPTIM. Bir soru hariç hepsini çözdüm lan. Bütün sözelden iki boşum var sadece lan, nibiçim mutlu oldum. Özellikle mantık sorularını şemalara oturtmayı başardığım anda kendime hep baş parmak göstererek aferin dedim. Havalara girdim. Matematiğe 25 dakikam kalmıştı ama zaten 5 soru falan çözebildim. İlk soru da kesirler vardı. Onu görünce aklımı kaybedip sevinçten yanaklarımı avuçladım. O beş soruyu çözerken "Görüyor musunuz, he, görüyor musunuz? Hem sözeli yaptım hem de sayısal yapıyom lan ben."diyerek yine kendimi övdüm. Kendimi çok zeki hissettim. Başarılı değil ancak zeki.
*PART 4: Nibiçim sınavdı ya, nibiçimdi, çoh mutluyum. Ehehehehehe.


12 Kasım 2014 Çarşamba

What would have happened if the Avatar were pessimist as fuck?


*Pazartesi sabahı uyanıp günü Pazar sanmak içimi cız ediyor ama burada Pazartesi gününü kötülemiyorum. Hayata adapte olamama suçumuzu niçin Pazartesi gününe iteliyoruz ki hem? Uslu uslu otururken suç üstüne kalan ortanca çocuk gibi, yazık.

*Okulla birlikte ikinci defa TÜYAP'a gittim ve can sıkıntısını azaltma ve zamanla konusunda kendimi geliştirmiş olsam da bu sefer o kadar iyi kitaplar alamadım. "Hepsini zaten net üzerinden alcam." diyerek taşımaya üşendim ya, belki de daha ucuzdu ama taşımaya üşendim yemin ederim. Ve alandaki bavullular beni yine benden aldı.

*Marina'cım yeni klip çekmiş, alın paylaşın.


*Eve doğru yorgun argın ilerlerken yeşilliklerin arasından kilolu bir sokak kedisi fırladı ve onu görür görmez tepkim "Tombik ^_^" oldu. Ben hafif tombiş her şeyi seviyorum sanırım.

*Birebir yaşadığım olayları ve kazandığım deneyimleri benden 50 yıl önce yaşamış bir adamın kaleminden okumak gerçekten çok hoşuma gidiyor. Sanki kitaplara değer yaşamışım gibi. Halbuki her şey kurgu ne kadar hayata paralel olsa da ve dediğim gibi her kitap değerli değil ki.

*AVATAR THE LAST AIRBENDER'ı izledikten sonra hemen Korra'ya geçmiştim ve arabalar, motorlar, gelişmiş şehir falan benim hiç hoşuma gitmemişti. O yüzden Korra'yı izlememeye karar vermiştim. Ama Pipet Dostu'nun bana verdiği özetlerden ve Tumblr'da gördüğüm onca giflerden sonra canım Bükme Hareketleri görmek istedi. Bir cumartesi saat 11'de oturdum ve Korra'nın ikinci sezonunu bitirdim. Bitirdiğimde hayattan gram zevk almıyordum. Neredeyse "Ben de bükücü olmak istiyorum anne."diye ağlayacaktım ki Pipet Dostu'na ağlar gibi yaptım, kendimi koyversem ağlardım. Hogwarts'tan sonra yaşadığım en büyük buhranlara giriyorum yine. Biz de bükücü olaydık ne olurdu yaa, ne olurdu? Ühühühühü.

*Benden 8 yaş küçük öğrencimin Harry Potter'ı okumaması bana garip geliyor, why why why diye bağırmak istiyorum.

*Grace'e tüm kalbimle katıyorum ve diyorum ki seçme şansım olsa hayata kaplumbağa olarak gelirdim.

*Öğrenciler  ben ingilizce öğretmeniyim diye almancayı da çok iyi bildiğimi düşünüyorlar ya da iki üç dil birden bildiğimi. Bu gün bir tanesi "Hocam Almanca'da hangi seviyedesiniz?"diye sordu. "Ben daha inek  ne demek onu öğreniyorum."dedim. Şaka yapıyorum sanıp güldüler. "Cidden."dedim. Daha çok güldüler.

*Vakıf serisi dizi yapılacakmış, kendimi camlardan defalarca atasım var. Çoh heyecanlı O.O

*Her şey güllük gülistanlık gibi ama biz baya fucked up olduk.

5 Kasım 2014 Çarşamba


Bana saati sorduğunda cebimdeki telefon yerine kol saatime baktım. Çünkü ben eskiyi seven bir kadınım. Bu yüzden geçmişte yaşıyorum.

2 Kasım 2014 Pazar

I am bad at spelling, so what?


*Bazen kuyruğumuzun peşinde dolanıyoruz. Hoşuma gitmiyor.

* Yalancı bir rahatlıkta yaşamak üzücü. Bunun bile kıymetini bilememek ahmaklık.

*Amaçlar edinip sadece bunlardan bahsetmek ama yerine getirememek laf kalabalığı.

*Zamanlama hatası yapmak kaçınılmaz.

*Yabancı olanı sevmemek tam bir bencillik ve meraktan yoksunluk.

*Başka bir dilde küfür etmek kolay ve nedense etkisi daha az.

*Asosyal değilim, sadece bir başıma oturuyorum.

*Tüm eğlencem internet el verdiğince.

*Kitaplar arası geçiş çok zor.

*Hayvanlardan kendi kurallarına uyulmasını beklemek burnu havadalık.

*Bir biyologun çevreye ve canlılara duyarsız olması umutsuzluk verici.

*Ben çocuk doğurma makinası değilim.

*Eskiyi, var olanı düzeltmek yerine yeniyi üretme hevesimiz yararsız.

*Emir alırken kurallara karşı çıkmak eğlenceli , emir verirken kurallar sarsılmaz dayanağınız.İki yüzlülük.

*Erkeklerin ağlamaya hakkı var.

*İnsanlar diğerlerini kullanmaya çocukken başlar.

*Bütün kitaplar okumaya değer değil.

*Kitap okumayanlar salak değil.

* 'Kanıksamak' korkutucu bir eylem. Canınız çok yanmadıkça her şeyi kanıksayabiliriz.

*Blog'a halı sermiş gibiyim.

30 Eylül 2014 Salı

DİŞİ ADAM - Johanna Russ


*Çığlık atsanız insanlar melodramatik olduğunuzu düşünür; boyun eğseniz mazoşistsinizdir; adama hakaret etseniz fahişesinizdir. Bir tekme atın o da sizi öldürsün.

*Kendi pembe kitabımı çıkardım, hepimiz taşırız bunu ve "Şiddet" bahsindeki talimatları buldum: Erkeğin kötü halleri kadının hatasıdır. Sonra kırılan parçaları toplamak da kadının görevidir.

*Everest'i fethetmek zorunda değilsin, Everest'İ fethedeni fethedebilirsin ve o dağlara tırmanmak zorundayken sen evde tembel tembel oturur radyo dinleyip çikolata yersin,dedi. Sanırm üzüldü ama bir insanla düzüşerek başarısını ememezsin.

*"Asabi ve kavgacı insanlar,"dedi Janet dikkatle "asabi olmayan, barış yanlısı insaların kendilerini koruyamayacağını kabul ederler her zaman."

*Bir keresinde annemin dediği gibi: Oğlanlar iş olsun diye kurbağalara taş atar.
        Ama kurbağalar cidden ölür.

(Somay Bey'in fantastik sempozyumunda ya da seminerinde artık neyse, bana kattığı en büyük şey bu kitap oldu. Johanna Russ'ın Ursula'nın kankası olduğunu söylemişti, o yüzden merak etmiştim. Biricik sevgilim Ursulamın kankası olan kadının en az Ursula kadar hayran kalınası olması gerekirdi çünkü yine yürekten sevdiğim Goethe arkadaşlarımızın kimliğimizin bir nevi özeti olduğunu söylemişti. Goethe ne dese başımın tacı olduğundan  Johanna'nın peşine düşmüştüm ve hiç pişman değilim.

Kitabın sonlarına olay hardcore'a bağlandı, o biraz fazla geldi bana ama güzel kitaptı, bir beş yıl sonra tekrar okuyacağım.)

21 Eylül 2014 Pazar

İyi Fikirler-Beceriksiz Eller


*Selam gerçek ve hayali okuyucularım. Hepinize Electra Heart kalplerinden gönderiyorum.

*Yakın tarihten geçmişe doğru gidersek; on dakika önce ales başvurularının yarın başlayacağını hatırlattı bana telefonum. Göğsüme bir manda oturdu. Hemen sisteme girdim ve tabii ki benden şifremi istedi. Büyük bir kumar oynayarak "Şifremi hatırlamıyorum. Benim uzun süreli hafızam da iyi değil."dedim ve kalbim son hızda atarken şifre alabilmeyi başardım ve hayatımdaki tüm başarılar gibi bu işi de oradan oraya savrulurken becerdim. Başarımın ödülü olarak perili evde yanlışlıkla kameraya yakalanan hayalete benzer yüzüm ile karşılaştım.

*İki gün önce sol şakağımda boynuz çıkarır gibi ağrı başlayıp elmacık kemiğime ve çeneme kadar inince sorun dişimde sandım ve ölümüne tırstım. Hiç zaman kaybetmeden dişçiye gittim. O dişçi koltuğuna oturur oturmaz kendimi suçlu gibi hissetmeye başladım. Sanki doktor dişlerime yeterince iyi bakamadığım için bir şey söylemese de bakışlarıyla beni küçümseyecek, benden iğrenecekti. Filmde bile birşey çıkmayınca rahatladım. Nereden kaynaklandığı belli olmayan bir ağrım vardı ama ben çürüğüm olmadığı ve doktorun dişlerimi takdir etmesi ile bulutlar kadar mutluydum. Gerisi önemli değildi.

*İki kan testi ve kafa röntgeninden sonra ortaya çıktı ki sol sinüslerim dibine kadar dolmuş, o yüzden ağrım varmış. Sinüziti çürük dişe yeğlediğimi işte o gün fark ettim.

*Sınıf öğretmenliği bana emekliliğe yaklaştığımı hissettirdi.

*Yeni öğrenciler içerisinden yine fantastik kitap yazan bir kız buldum. Kızın övgüveni hayal edemeyeceğim düzeydeydi. Ben de lisede yazıyordum dediğimde aa öyle mi deyip kendi kitabını anlatmaya devam etti ve işi bitince ilgisini kaybetti. Vay be dedim. Kuul kız.

*17 gün önce roaccutane kullanmaya başladım. Saç derim ömrü hayatımda olmadığı kadar kuru, elimi attığım an kar gibi dökülüyor derim. Dudaklarım çok kötü olmadı ama. Sebamed iyi geldi. Bir de http://roaccutanekullan.blogspot.com.tr/ şu blogtan takip ediyorum bu bayanda nasıl etki göstermiş diye. Etrafımdan bırakmam için çok öneri geldi ama bende yan etkisi çok olmadı. Karaciğerim de iyiyse vurucam dibine ilacın. Pazar günü 7.30da kalktım lan ilaç için.İşe yaraması lazım. Bebek götü gibi olcak yüzüm.

*Çok sevgili Rüya Güncem'i ne hale soktuğumu size gösterecektim, işte onu mahvedişimin kanıtı.

Dışta gizemli ve kuul gözüküyor. Sert siyah kapağı ile tam istediğim gibi.
Freud'un siyah beyaz çıktısı defterin sayfa rengi ile hiç uyuşmadı. Ayrıca görüldüğü üzere ismini sığdıramadım.Sığıyor olsaydı bile iğrenç yazmışım.
Diğer tarafına da rüyalarla ilgili iki alıntısını yazayım dedim. Yine möhteşem el yazım ile içine ettim. ehehehe. 

Hep başarılı DIY'ları mı paylaşacağız arkadaşım? Başarısız bir örnek de ben sunuyorum.

6 Eylül 2014 Cumartesi

Spotless Mind #1


*Aldığım bir karardan vazgeçerek blogu ilk açtığım zaman yazdıklarımı yavaşça silmeye başladım. Ancak 4 sene içerisinde neler değişmiş, nasıl büyük konuşmuşum da şimdi onlar götümde patlamış, dediğim neyi yapmışım ve ne kadar büyümüşüm görmek için bazı kısımları aldım.

Ağustos 2010'dan 

-Burada hakkaten saçmalayacağımı hissediyor ve ürkütücü bir neşeyle doluyorum. (ki bence hala saçmalıyorum ama kaliteli saçmalamaya başladım. O yüzden üç beş kişi beni okuyabiliyor. Başta beterdim.)

-J harfine karşı bir fetişim var,itiraf ederiyorum. (Artık tüm harflere eşit mesafedeyim. Ayrımcılık yapmıyorum.)

-bir ara içinde bir adamın kendini parçalayarak bağırmadığı şarkıları şarkı olarak kabul etmez,direk es geçerdim.Daha yeni yeni kırıyorum bu önyargıyı. (Şimdi brut vokal olan şarkıları dinleyemiyorum. Rock bile dinlemiyorum artık. Vay be, ne yaşlanmışım.)

-en sevdiğim şarkılar arasında Are You Death Yet vardır . (Evet, hala dinleyebilirim sanırım.)

-Miyavi'm (evet,iyelik eki kullandım.)melek gibi böğürüyor.^_^ (Miyavi'yi terk edeli uzun zaman oldu. Kendi tarzını amerikanlaştırdıkça ondan uzaklaştım. Uluslararası şarkıcı olma yolunda sadece ingilizce söylediği için de ona ayrıca dargınım. Eski şarkıları hala baş tacıdır ama şuan ki tarzına hiçbir şekilde sevgi hissedemiyorum. Senin için az mı fangirllük yaptım be.)

-KitApların üzerinde karı kız resmi görmekten sıkıldım artık. (4 senedir bu moda değişmedi, hala kitap kapaklarında modelleri kullanıyorlar. Çok anlamsız duruyor.Hiç hoş değil.)

-Değel mi? (Bir ara 'değil mi?' yazmak yerine bu şekilde yazıyordum ve bunun komik olduğunu, sesli söylendiğinse ise daha komik olduğunu düşünüyordum. Büyüdüğüm için mutluyum.)

-Bugün çok sinir bozucu bi rüya gördüm. Zaten gördüğüm güzel rüyaların sayısı güzel çıktığım fotoların sayısıyla eşit,o kadar az yanii. (Güzel çıktığım fotoğraflar hala az olsa da rüyalarım benim için çok kıymetli ve hepsi anlamlı.)

- Yaş hesaplama olayına hala kafam basmaz. (Ya hala tam basmıyor ama aklımda bir şema oluştu sonunda nasıl yaş hesaplandığına dair. Uzun süren seanslar sonucunda oldu tabii bu. Farklı kişilerin anlatımıyla oldu. Yoksa bu konuda  daha beterdim.)

-Hayat mangalardaki gibi midir? (Okuduğun manga türüne göre değişir ya. Josei okuyosan yine gerçeğe daha yakın oluyor. Yoksa bir doksan oğlan, bir elli kız, Kız çocuğun göğsüne alnını koyuyor, oğlan elini kızın kafasına koyup panda gibi takılanı görmedim ben hiç.)

-Msn'de bi tek ben çevrim içi gözüktüğümde bile mutlu oluyorum. (Msn'i kapattı vicdansızlar.)

-kibin (gibi yazmak yerine bunu uydurmuştum. 18 yaşımda başıma darbe mi almıştım acaba?)

-Dün şu sayfanın üst kısmında SONRAKİ BLOG yazan şeye tıkladım,bi baktım hiç bilmediğim birinin blogu açıldı.Ay nassı mutlu oldum başkasının hayatını didiklicem diye. (Sonraki Blog sekmesi ile mazimiz derin işte. Ama o hep kalbimi kırıyor.)

-Canım bole çıldırmışçasına yeni müzekler indirip yeni gruplar keşfetmek istiyor. (Artık zor müzik dinliyorum. Hele okul başlayınca hiç ses duymak istemeyeceğim.)

-Daha bare basamıyorum,tüh kalıbıma,parmakuçlarımda bebek götü kibn oldu zaten. (Gitar işi yalan oldu tabii ki. Müzik bile zor dinlerken müzik aleti çalmak neyime?Ama o zamanlar çok kuul hissediyordum ya, eziklik işte.)

-Tamam gitarıma isim vermiştim,aramızda sarsılmaz bi bağ var. (Aahahaha, sarsılmaz bağ.)

-Kabul ediyorum ki çok önyargılı bir şahsiyetimdir. (Çok sağlam bir kaynak olmayarak ben diyorum ki artık o kadar önyargılı değilim. Birilerinden hoşlanmamak için onların birkaç konuşmasını dinliyorum ve öyle nefret etmeye başlıyorum. Ya da birkaç hareketi ile burada ona laf sokmaya başlıyorum. Yoksa eskisi gibi gördüğüm anda etiketlemiyorum artık milleti. Pek de umurumda olmadığından biraz bu rahatlığım.)

-Oğlanlar hakkında hergün konuşmakta yenetek ve sabır ister. (Ben hala bu cümleme sonuna kadar katılıyorum. Eğer sosyolojik bir konu olarak geçmiyorsa oğlanlar hakkında konuşmak büyük, devasa bir zaman kaybı. Ergenliğimde de konuşmadım şimdi de konuşmam. (dinledim ama ya, uzun uzun dinledim hem de. İçimdeki minik elflerden birkaçı bu yüzden öldü.))

-mohmohmoh,yeni buldum bunu. 'Kıçımla gülüyorum'gülüşü.Üç vakte çok popüler olcak.Moh moh moh. (Mohmohmoh gülüşünü 4 yıldır terk etmedim ve birkaç kişinin ağzına dolayabildim. Daha da popülerleşeceğine inanıyorum. Ona güvenim tam.)

31 Ağustos 2014 Pazar

Asimetrik Şarkılar


*Şarkılar eşliğinde kitap okuyup yazabilen arkadaşlara her zaman imreneceğim.

*Nereden başlayacağımı bilemediğim için çok önemli bir düşünürün dediği gibi "İstediğim gibi" başlayacağım.

*Çalıştığım okula native diye alının öğretmenlerin birisinin Türk olması gerçekten çok başarılı bir çalışma.

*Geçen haftalarda aldığım kitaplardan birini okuyup bitirdim. SİYAH PALTO'YU. (Resmini koymaya üşendim.) Yine güzel ve kaliteli çıkabilecek bir kitap harcanmış diye özetleyeyim ben. Hikaye İstanbul, New York ve Londra'da geçiyor ve çoğunlukla sonbahar ve kış. Siyah palto da işin içine girince baya gotik ve sert bir hava giriyor işin içine ama bu nişan, evlenecektik olayı çok bunaltıcı ya. Yemin ederim okurken sağa sola savruldum ayrılık acısı ve ayrılık sonucunda tadılan öfkeden dolayı. Bir de yaşlı bir teyze ile ilgili bir gizem var ancak ben olayı önceden çözünce yine bir anlamı kalmadı tabii (Tabii haklı çıkmanın verdiği bir mutluluk yok değildi.) Ayrıca yeni karakterlerin birbirine mıknatıs gibi yapışıp hemen aşık olmaları bıkkınlıktan dövünme sebebidir. Keşke son iki-üç bölümü ön kısma alıp gizemi iyice çoğaltıp kitap içindeki korkuyu ve karamsarlığı artırarak ve detaylandırarak yazsaydı Emel Kosi haım, çok daha güzel olacaktı çünkü konu kötü değildi ya. Yazık oldu yine. Üzülüyorum yapmayın böyle. Bir de ne biçim yazım hataları var ya, yazım hataları kadar noktalama işareti kullanmamışlardı.

*Şimdi de Gülşah Elikbank'ın Uykusuzlar kitabını okuyorum. Giriş kısmı gerçekten çok güzeldi, etkileyiciydi ve merak uyandırıcıydı. Sonraki 50 sayfa meğer ayarsız romantizme ve mızmızlanmalara gebeymiş. Bakalım nasıl devam edecek? İki kitaptır nişan ve ayrılık olayları çıkması içimi kabarttı.Mürüvvet  olaylarından soğudum.

*Dün The Fault in Our Stars'ı izledim. Winona Ryder'ın 19 yaşındayken Johnny Depp'den bahsettiği röportajı izlerken daha çok üzüldüm. Böyle "Nişanlıyız, çok mutluyuz ehe ehe."demiş 23 sene önce, şimdi neredeler diye düşünürken daha çok kederlendim. Kurgular kesmiyor beni. Zaten en son sanıırm Atuan Mezarları'nda üzülmüştüm ben. Ursula'mı geçemez kimse.

*Ben eskiden Beyonce'yi seviyordum da şimdi sevmiyorum. Keşke sevmeye devam edebilseydim çünkü cidden seviyordum. I am Survior dönemleri ne güzeldi be!

*Kitaplarda niçin omuzlarını silkmek cümlesini kuruyorlar? Kim omuz silkiyor lan?Bir göstersenize, gerçek hayatta kaç kişi omuz silkiyor? Dudak büktü neyse de omuz silkmek nedir? Bunlardan önce okuduğum kitapta herkes her cümlesinde omuz silkiyordu. Millattan öncesinden bahsediyoruz arkadaş, omuz silkmek denir ya?

*Ambalajında sıkışıp kalmış çikolataya "Arkadaşım!"diye seslenmek aramızdaki samimiyeti açıklar nitelikte.

* "Sonraki blog" sekmesi bir türlü istediğim tipte bloglar sunmuyor ama hep imalı mesajlar veriyor. Yemek tarfi veren bloglar, anaların çocuklarının resmini paylşatığı bloglar, kozmetik ürünleri tanıtan bloglar ve son olarak moda blogları ile sürekli laf çarpıyor bana. Halbuki ona değer üç beş insandan biriyim, neden böyle yapıyor ki?

*Fazla iyi dizayn edilmiş ve yeni tasarımları kullanmış sayfalardan direk çıkıyorum ben. Eski usül seviyorum. Bir de yeni blog açanlar çok bariz oluyor. Her gönderide farklı renk kullanıyorlar. Ben de yapıyordum ya. Çömezlik işte.

*Kol saatimi uyurken bile çıkarmazken sağ bileğime bileklik takınca neden kendimi duvardan duvara fırlatasım geliyor anlamıyorum. Bilekliklerimi takmak istiyorum ben, ühühühü.

*Rüya Güncem'i süsleyeyim derken içine ettim. Gelecek zamanda size kanıtlarla göstereceğim.

18 Ağustos 2014 Pazartesi

Beklentileri Karşılayamamak

Arama Anahtar Kelimeleri

GirişSayfa görüntüleme
bugun ankara mamakta acik kuaförler
1





Bilmiyorum, bilmiyorum. Ben Mamak'a hiç gitmedim ki.Ühühüh.






Kahır ve Pringles arasındaki yok edilemez bağ


*İnsanların çok sıkıldığı masa işini yapsam tek sorunum oturmaktan ağrıyacak belim gibi geliyor bana. Hayatımın mesleği masa başıydı, çok yanlış bir dönemeci döndüm ben.

*Öncelikle canımı sıkan şey şu; hayat tarzı bambaşka olan insanların etrafımı sarması ve onların sığlığında bir şekilde sosyal olmaya çabalamam. Yani evde yapılan yemek ve yediğimiz çikolatanın kaç kalori olması neden sohbet konumuz ben bunu bir türlü anlamayacağım. Kalori ve diyet konuları ortamdan koşarak uzaklaşmam için büyük bir etken oldu artık. Obez değilsen sorun yok işte ya, ye ya, ilerde zaten içeçek bir yudum su bulamayacağız, sen kalkmış leblebinin kalorisini hesaplıyorsun. İçim daralıyor.

*Yağmur yağınca neden şaşırıyor bazıları onu da anlamıyorum ben. Yani orta kuşak bölgesindeyiz diye biliyorum ben, bu kuşağa yağmur yağar, kar yağar, dolu yağar.Her sezonda bu şaşkınlığın sebebi nedir? Şemsiyen yoksa ve eve yürüyerek gideceksen yağmur biraz stres kaynağı olabilir, sucuk gibi ıslanacaksan anlayışla karşılarım ama yaz sezonunda yağmur yağdı diye şikayet edenlerin ağzını burnunu kırasım geliyor. İlerde kıçımızı yıkayacak su bulamayacağız. Susuzluktan enfeksiyon kapıp patır patır dökülcez lan. Yağacak tabii!

*Diplomanın getirdiği itibar bir boka yaramıyor. İzin verdiğimiz ölçüde amale oluyoruz arkadaşlar. Ne kadar boyun bükersek o kadar gırtlağımıza otururlar. İş haklarınızı iyi bilin.

*Yaşanan son gelişmeler üzerinden takip ettiğim şahısların bilişim ağları bana gösterdi ki bu ülkede ideoloji sahibi bir avuç insan var. Yüzsüz ve samimiyetsiz çoğu kişi. Ve tek yapabildikleri işlerine geldiği müddetçe muhalefet olmak. Önceden savunduğum düşünceleri bilişim kanalları üzerinden savunmak istemezdim çünkü bir işe yaramadığını düşünürdüm, şekilci gibi konuşup evimde kıçım rahatken atıp tutmak kolay olduğu için anlamsız gelirdi bahsetmek ama artık fikrimi değiştirdim. Olabildiğimce doğru bulduğum fikri veya aktiviteyi desteklemeye ve yaymaya çalıyorum çünkü en azından rahat geçen günümüzün bir kısmında rahatsız hissetmeliyiz. Canımız sıkılmalı ve tadımız kaçmalı. Eğer eliniz altında dünya kadar bilgi ve erişim gücü varsa sadece kıçımızla gülmek için olmamalı, biraz da tecavüze uğrayan çocuklardan, darp edilen bireylerden ve yok yere öldürülen kitlelerden haberdar olup canınız sıkılsın. En azından bu kadarını yapalım.

*Minnet duymayı öğrenmemiz gerek. Minnet duygusu edinmemiz gereken bir olgu. Medeni ayaklarına yatıp teşekkürler havada uçuşurken içi boşalmış ne yazık ki. Gerçekten müteşekkir olmayı öğrenmeliyiz.

*Bunları geniş topluluklara aktabilmek için çok uygun ve çok yararlı bir konumdayım aslında ancak beklentiler ve yakın gelecek bu fırsatı değerlendirmemize izin vermiyor. Kalpsiz doktorlar, mühendisler ve sözde başka prestijli iş sahipleri yetişiyor.

*Olumlu birkaç şeyden bahsedecek olursam; rüya güncesi çok başarılı bir şekilde ilerliyor. Umuyorum ki sene içinde de bu düzeni devam ettirebilirim. Ayrıca hangi ara oldu bilmiyorum ama artık kelime haznemi daha geniş kullanabiliyorum yazarken, bir kelimenin ikinci veya üçüncü varyasyonunu bulabiliyorum ve bu beni çok mutlu ediyor. Hatta bazen bildiğimden habersiz olduğum kelimeleri bile kullanıyorum. Ancak konuşmaya geçiremediğim hala bu kelime haznesini. Zaten ben kendi sesimi duymaktan da çok hoşlanmam.

*Bazı insanların sessizlikleri çok güzel şeyleri saklayabiliyor. Tanıdığım bu sessiz insanlardan birinin iki üç defa konuşmasına şahit oldum ve içerisinde gizli olan deli laf sokmasını dinledim. Bir de sessiz sakin sesiyle laf sokuyor, müthiş oluyor.

*Size samimiyetten uzak insanlar arasında sabır diliyorum sevgili gerçek ve hayali okuyucularım.

8 Ağustos 2014 Cuma

Yersiz Özdeşleşmeler


* Bu melodiyi aslında başka bir şarkıda duymuştum ama yorum okuma alışkanlığım sağolsun orjinalini bulunca kötü sözlerle benzenmiş güzelim melodiyi çarçur etmemiş olduk sevgili gerçek ve hayali okuyucularım.

* Sıkıntılı bir durumda iken bilinçaltımın bana sunduğu Öğüt Rüyası ile bir kez daha bilinçaltımın ne kadar değerli olduğunu fark etmiştim, onun da beni çok sevdiğinin ve önemsediğinin mesajıydı bu. O yüzden çok sevinmiştim ve tabii ki de bana verdiği öğüt doğrultusunda hareket edince sorun çözülmüştü. Ayrıca F.Z.S ile yaptığım kısa ama çok değerli bir sohbetin ardından rüya güncesi tutmaya karar verdim. Gecelek nesiller benim bilinçaltımdan beslenebilir, tabii ben ölüp gittikten sonra.

*Deftere yazdığım ilk rüyada Gaspard Ulliel matematik öğretmenimdi ve bizi quiz yapıyordu, sorular ise fransızcaydı. Bilmediğim bir dil ve matematik birleşince tabii ki nöronlarım hiç yokmuşçasına davrandı ve ben tam sayılı kesiri bileşik kesire çeviremedim. Ühühühühü T.T

*Kargo firmasının "sizi bulamadık, kargonuzu şubeden alın." diye mesaj attıktan bir saat sonra kuryenin gelmesi nasıl sikko bir süprizdir.

* Kargo idefixtendi ve bir kutuydu, içerisinde sadece kitap olan kargoyu köpük içerisinde göndermişler. Benim belleğim Ptt'nin güzel poşetlerinde kim bilir kaç kilonun altında gitti geldi birşey olmadı. Ptt acil postası ile aramdaki bağ hiç kesilmeyecek sanırım. Çünkü orada çalışan teyze ile özdeştirdim, üç sene sonra benimle sohbet eden ve son sınıftayken bana "Üniversiteye yeni mi başladın?" sorusu ile iyice kalbimde yer eden teyze ile. Son sınıfta hippie gibi gezmemin sonuçları beni halkın içine sokmayı başarmıştı. Çok mutluydum, o yüzden forever PTT.

* Esas konuya gelirsek bu sefer havadan konuşmadım ve gerçekten yeni, bayan fantastik yazarların izini sürüp kitaplarını satın aldım. Şimdilik üç tane var.

*Bunları okumama muhtemelen daha çok var. Okuduktan sonra da üşenmeyip yorum  yazmayı düşünüyorum.

*İlk izlenim olarak şunu söyleyebilirim ki kitapların arka kapakları daha güzel tasarlanmış. ama niçiiiiiin böyle yapıyorsunuz?

* Bir de kitapları açarken nedense kendi yazdığım kitaplar bana gönderilmiş gibi heyecan yaptım. Yine durduk yere özdeştirim kendimi yazarlarla.

*Aynanın Diğer Tarafında'nın olayı tam anlamadım, 600 küsür sayfa ve içinde çizimler falan da var. Açılış yazısını yayın evi yazmış ve baya övmüş, övdükleri kadar çıkar umarım çünkü kapaktaki deriler içindeki kızıl abla veya artık abi ise bana çok umut verdi.

* Saat de periler okulunda geçiyor sanırım. İçine bir göz attım, hem Türk isimleri hem de yabancı isimler var. Çok garip yahu, çok yadırgıyorum ben Türk ismi görünce böyle perili vampirli kitaplarda. Buse vampirmiş, vay anasını, bizim Hakan da kurt adammış falan garip yani.

*Siyah Palto'ya göz gezdirdim ve tek gördüğüm nişan olaylarıydı. Konu kuzgunlar neyin, o yüzden beklentim yine yüksek. Böyle nişanlı olayı diye gidiyorrsa bütün kitap; it is bad, very bad.




*Hasretimden dayanamayıp evde Joshua içeceği denemelerine kalkıştım ve tabii ki başaramadım. Kim olduğunu sizin bilmediğiniz ama benim bildiğim sen, Joshua'yı yapıldığı yerde benim için de iç, olmaz mı?


28 Temmuz 2014 Pazartesi

Back to Sims


*Direkt olaya giriyorum ve demek istiyorum ki; üretkenliğim bir günde yağlanan saçlarımdan belli.

*Dört gün asfalttan uzak, bol çimeni çayırlı, bir nevi doğanın içindeyken yine bilgisayarıma yapışıp internet olmadığı için Sims'e sardım. Doğa sevgim ekran üzerindenmiş. Karışamadım doğaya. Geri dönülemez biçimde kentli olmuş gibi hissediyorum. Ayaklarımı toprağa bile basmadım. Yazıklar olsun.

*Bilgisayar el değiştirecekken Sims'teki aileye bağlanıp "Daha bu çocuğu büyüteceğim, okula göndereceğim, everip işe koyacağım, seni de bu söğüt ağacının altına, ananın babanın yanına gömeceğim." diye kendimi kaptırmamalıydım. Zamanlama Hataları Serisinden Seçmeler.

*Annem temizleyecek yeni bir yer bulduğunda oyunda bölüm geçmiş sebi kadar amaç ve hedef hissiyatıyla doluyor.

*Öylesine dinlerken üç beş cümlesini ezberlediğim şarkı aklıma düşünce hemen kendimi Google'a atıyorum ve bulana kadar pes etmiyorum. Sanırım istakrarla devam ettirdiğim tek çabam bu.

*Saçma sapan kitaplara para veren insanların varlıklarına şahit oldukça çok üzülüyorum ya. Yazık lan.

*İş ile alakalı hayallerim genelde sinir krizi geçirip yere yığılmalarımı kapsıyor.

*Bazı ara mesajlar var, sadece bana özel mi yoksa toplu mu atılmış olduğunu çıkaramadığım. Toplu mesaj olduğunu hissetiğimde cevap yazmam mesela ama sonuncusunda baya bir sevgi seli yaşanmıştı, doğmamış ana karnında kalmış bebe gibi bıraktıp onu mesaj kutusunda.

*Bir kere zaten bana bir erkek arkadaşını anlattın diye en yakın arkadaşım olacak değilsin. Kaldı ki en tiksindiğim konu sevgililer.

*Benim cürümüm burası, bu sayfa kadar. Yoksa herkese böyle lafbaz değilim. Bacak kadar çocuk saati sorunca heyecan yapıp saatleri unutuyorum ben.

*Bir kere, lise çağımdayken, bir bey bana saati sormuştu da ben heyecandan kolumu uzatıp ona baktırtmıştım saati. Zamanla ben de bölüm atlıyorum işte.

*Kilitli blog hesabına rastladığım anda elimde olmadan "Sen de siktir git o zaman." diyorum. İnternet camiasında ne mahremi yahu. Ya da bu nasıl bir burnu havadalık. Sen bloggersın, millet okusun diye varsın, elitlik taslama.

*Sanki en büyük dertlerim bunlarmış gibi duruyor ama ben tüm ciddi olayları tumblr'a  bırakmaya karar verdim.

*Vura vura bilgisayarın ekranını bozdum. Nedense bende aklı gidip gelen yaşlıları anımsatıyor, görüntü karıncalanıyor, geliyor gidiyor falan. Çok üzülüyorum.

* Y ve Ğ harflerini karıştırmak da çok fena.

3 Temmuz 2014 Perşembe

Cooler on the Net

*Azcık içimiz açılsın diye senelerdir kullandığım siuah arka planı değiştirdim. Bir de çok adikal br karar alıp gönderileri sağa attım.

*Changeling filmindeki gibi başka çocuk vermişler sanki bana.

*Ossun güzel oldu.

*Karakteristik değişimimi bloga yansıtıyorum.

29 Haziran 2014 Pazar

Çok Sevgili Bilinçaltım Tasviplendi.


*Çok üzücü bir rüya gördükten sonra moralim düzeltmek için sonraki rüyamda alışveriş yaptığımı gösteren bilinçaltıma adıyorum bu gönderiyi. Sen olmasaydın ne yapardım bilinçaltım. Bff. xxxo.

*Sınavda yüksek puan alayım diye değil de zaman geçsin diye çözdüğüm Türkçe ve İngilizce paragraf soruları hep  çevre kirliliği ve küresel ısınma ile ilgiliydi. Her soruda misantropinin niçin var olduğunu tekrar anladım ve kanım bu yaklaşıma biraz daha ısındı.

*Yazın saçım külfet, kışın en iyi arkadaşım.

*Meğer yazma isteğimi sömüren şarkı dinlememmiş. İkisi bir arada götüremiyorum. Aklım özellikle klipte kalıyor. Sanki yazarken müzik dinlediğimde arkamdan saçımı biri çekiyor, o derece.

*24 yaşıma girmemle birlikte daha doğrusu 24. yaşıma girdiğimi fark ettiğimde davranışlarımla tipimin yaşadığım ömür ile paralel gitmediğini gördüm. Sanki ömrüm karakterime bir beden büyük gibi. Oturmuyor o yıllar üstüme. Ortayı nasıl tutturmam gerektiğini de bilmiyorum.

*Mesela annem bana Hello Kitty'li cüzdan almış, "Senin sevdiğini biliyorum, seversin sen."dedi. Pespembe üzerinde hello kitty yüzleri ile dolu kocaman cüzdanı uzatarak. Alıp yanağıma bastırmadım ama kullanırım onu ben ya. ühühühü. Seviyom Hello Kitty'yi. Ühühühü.

*Türkiye'deki  fantastik yazan tüm bayanların kitaplarını alarak onları desteklemeye karar verdim. Özellikle ilk kitaplarını basan yazarları bilmek istiyorum ama nette pek birşey çıkmadı. Sizin bildikleriniz varsa lütfen bir güvercin uçuruverin pencereme.

*Bi ara kendimi çekilişlere (çelişkilere yazacaktım, içimde fırtınalar, dilemmalar) verdim ve bir tane bile çıkmadı. Önüme gelen çekilişe katıldım, olsa makyaj ürünü çekilişine bile katılacaktım ama yoktu. Zaten bir bok çıkmadı, ne şans lan.

*Şimdi düşündüm de aslında Türkiye'de doğru düzgün fantastik ve bilimkurgu derneği benim bildiğim sadece Fabisad var. Şu da linki;http:  www.fabisad.com  Ama şimdi benim elimde olsa sadece bayan üyelerin olduğu bir Fantastik ve Bilimkurgu derneği açardım. Ama kötü kalpliyim, ergen aşk romanları yazanları kabul etmezdim. Başkan benim. Kurul da kurarım ama son söz benim. Ergen aşk fantastik kitapları buradan geçemez. Evet, böyle bir dernek açmamız lazım. Aklımızda bulunsun. 50. yaşımıza kadar yapmamız gerekenler listesine ekleyeyim. Haydi breler.

* Yukarıda çok despot görünsem de bizli cümleler kurdum. Daha tanımadığım insanlarla şimdiden iş birliği yaptım. Bence çok kötü kalpli değilim.

*Şarkı sözü yazmak çok zor.

*Geçen gün Johnny Depp ve Winona Ryder'ın birbirleri hakkında verdikleri röportajı okudum, içim kan ağladı neden bilmiyorum. Winona ile kendimi fazlasıyla bağdaştırdım ve bir paragraflık şeyi okuduktan sonra tüm gün o ilişkiyi ben yaşamışım gibi acısını çektim. Bazen anlamsız bağdaştırmalar yapıyorum, tasvip etmediğim duygusallıklara giriyorum.

*Blair Cadısını izledim, korkudan dilini yutucam beklentisiyle başladığım filmin son on dakikasını  atlayarak geçtim. Ben mi bir bok anlamadım diye düşünüyorum.

*Apartmanın yanındaki parkta takılan çocukların birbirlerine ana avrat küfretmelerinden yeminle bıktım usandım, tiksindim yahu. Pislikler ya. Daha bedeninin ne işleve sahip olduğunu bilmeden küfür ediyorlar aklım çıkıyor gerçekten. Dayanamıyorum.

*Milletin yazım yanlışlarını o kadar çok düzeltmeye ve eleştirmeye başladım ki ben de burada yanlış yapıyor muyum diye yavaştan yavaştan işkillenmeye başladım.

21 Haziran 2014 Cumartesi

I am a slayer.


*Sivrisiniek sezonunu dün açmamla birikte bugün öcümü almam bir oldu. Dün beni garif avlayan sineği bugün elimle havada yakalayıp parmaklarımın arasında ezerek öldürdüm. İçimde gizli saklı bulunan vahşiliğimi en narin gözüken ama muhtemelen beni nalet bir hastalık ile öldürebilecek bir böcekten çıkarıyorum.

*Türkçe Ales çözmek bende bağımlılık oldu. Kitap okmak yerine paragraf soruları çözüp ilerle "yazacağım" kitaplarda kullanabileceğim bilgileri biriktiriyorum.

*Bu arada hedefime ulaşamadığım için kendimi çok kutluyorum, içimde parti veriyorum. Yazmak yerine malak gibi yattığım için uyuşukluk dalında yılın en iyi çıkışı ödülünü alabilirim.

*Artık yeşil alan görünce sevinç duymak yerine üzülüyorum çünkü elimde olmadan "Burayı da yıkıp yerine birşey inşa ederler 10-20 yıl içinde."diye düşünüyorum. Mesela şuan oturduğumuz yer ben çocukken hep otluktu, şimdi mahalle oldu. Herşey zamanla yavaşça ve fark etmeden oluyor. Şimdiki yeşillikler de gidecek işte, üzülüyorum çok.

* Dünyadaki tüm su kaynakları kurusa ve artık sidik bile üretemeyecek duruma gelip de gözlerimizi oyup onları içmeye çalışsak bana kimsenin saldırmayacağını düşünüyorum. Kendime yetecek gözyaşını bile üretemiyorum. (Gözlerim kurudu demektense böyle distopik bi dünya ile harmanlayayım sorunumu dedim, kötü mü yaptım, lütfen, ben sizi düşünüyorum)

*Normalde daha kaliteli ve daha akışkan yazdığımı biliyorum, şuan çok sıkıve oldukça bağıyı gitse de yazı devam edeceğim çünkü kendimi terk edilmiş hissediyorum ve acımı bir yerden çıkarmam gerek.

*Şiir yazabilseydim bence çok pis şiir yazardım ben ama yazamıyorum işte. Keşke yazabilseydim, bir de sesim güzel olsaydı tam olurdu ama olmuyor işte.

*Yemekten şikayet eden insanı pek sevmiyorum pek. Yani sevmediğin yemek olabilir, tercih etmediğin, o yemeği yemektense aç kalmayı yeğlediğin yemekler olabilir ama bu tavrın yüzünde bir gün ales sözel mantık sorularına malzeme olabilirsin ve ben kaldığım yurda düşebilirsin. Orda yapılmayan her yemek yenebilir arkadaşlar, şikayet etmeyin yemeklerinizden. Zaten doymak için yiyorsun, gereken enerjiyi aldıktan sonra baharatıymış, havucuymuş boş işler bunlar.

*Geçen perşembe,sabahın beşinde uyandığımda ve etrafı kırmızı bir karanlık içerisinde bulduğumda saatin kaç olduğuna anlam veremeyip beş numara bozuk gözlerimle kol saatime baktım ve saatin beş olduğunu gördüm. Beşte bu karanlık ve kızıllık yüzünden çok tırstım ve yastığıma sarılığ bir zelzele olmasını bekledim ama birşey olmadı çok şükür. Bir saat komşunun çamaşır makinesini dinleyip bitince uyudum tekrardan.

*Bu arada Dedektif Kurukafanın son kitap kapağı yayınlandı. Buyurun işte burada.

*Yedinci kitabı alcağıma altı buçuğuncu kitabı alınca çok üzülmüştüm. Tam bir hayalkırıklığıydı. Yedinci kitap çevrilse de bitse bu seri de.

*Morganville vampirde mantık hataları bulmak benim büyüdüğümün bir kanıtıydı, yine de seviyorum o kitapları. Mrynin yeter be.

*Kardeşim bana Rocky göndermesi yaptı ve ben anlamadım.ÜhühühühT.T


10 Haziran 2014 Salı


*Merhaba  çok sevgili gerçek ve hayali okuyucularım.Mazimiz çok derin olduğu için hayali okuyucumlarımdan bahsetmeden geçemiyorum.

*Yerdeniz Büyücüsü'nü okumamla birlikte küçük baş hayvanlara olan görüşüm resmen değişti. Çalıştığım okula giden yol dağ başında olduğu için ve fazlasıyla çayır çimen çevrelediği için sürekli keçi ve koyun otlatmacılığına şahit oluyoruz. Ne zaman yeşillikler içerisinde küçük baş hayvan görsem aklıma Ged geliyor ve kendimi Yerdeniz'in içersindeymişim gibi hissediyorum.Tam luzırıım bence.

*Küçükken bulabilidiğimiz tüm pembe dizileri izliyordum ama tabii ki en kaliteliler favorimiz oluyordu. Rosalinda, Marimar gibi diziler çocuk yaşımda karakterimin oluşmasında büyük bir rol oynadığına inanıyorum. Yaşadığım bir olayı bin kat daha dramatik anlatma hastalığım belki de bu dizilerden dolayıydı.Minnak aklımla fark etmiştim ki kötüler çok daha zekiydi. Bunu dillendirdiğimde büyük bir tepki almıştım ama üzerinden yıllar geçmesine rağmen hala o yaşımın aklı ile hem fikirim.

* Yaz geldi ve normalden daha da hızlı bir şekilde sinirlenmeye başladım. Bunun sebebini ise kanımın çok çabul ısınıp beni rahatsız etmesidir diye düşünüyoruz. Çünkü  Youknowwhoyouare ile elimdeki kılcal damarları görmeye çalışmıştık ve sevgili hocamız konsantremizi bozmasaydı görebilirdik de. Görseydik eğer kılcal damarlarımın tenime çok yakın olduğunu ve bu yüzden sıcağa hiç katlanamadığıma kesin bir sonuç getirecektik ama fırsat olmadı.

* Facebook'da kardeşinin ameliyat masasından fotosunu paylaşacan canlının aklına öpücük gönderiyorum buradan.

*Bugün boş bulunarak öğrencilerimle foto çektirdim ve çok sonra fark ettim ki kesin fotomuzu "elf hoca ile selfie"diye paylaşacaklar. Saklanmak için kendime mini bir çukur kazacağım ve bütün yazı orada serin bir şekilde geçireceğim.

*Sanırım etrafımda laf sokacak adam kalmadı, bilmiyorum, düşünüyorum ama şuan aklıma gelmiyor. Yoksa sonu gelmiş olamaz.

*Biraz önce site büyük bir hata verip "isteğinizi yerinize getiremiyoruz!"dedi Kuulluğumu koruyarak sadece çarpı işaretine bastım ve sayfaya geri döndüm. Eskiden olsa gerilim müziği eşliğinde şimşekler çakardı. Galiba ben hep sinirliyim ama sinirlendiğim şeyler farklılaşıyor.Kendimi yiyip bitireceğim ve yokluğa karışacağım.

*Mesleğimde ilk eğitim-öğretim yılımı tamamlamama çok az kaldı. Ve bu süre içerisinde kulağım hiç çınlamadı. Halbuki çok ama çok eminim ki ardımdan renkli sözcükler kullanılıyor. Benim zaten kulağım arkamdan gelen sesi önümden geliyor sanıyor. Çınlamama olayında da bir bok var kesin.

*Tam tintin tini mini hanım şeklinde giderken gönderm yine üslubumu bozdum,nalet olsun.

*Uzun aramalar ve google'da saçma cümle kurmalarımdan sonra aradığımı rastgele bir video kolajında bulmak ne kadar mutluluk verici.ehehe

*Saatlerimi bir video izlemek yerine onlarcasını izleyerek harcadım. Beynim aktı.

*Frankstein'ın canavarı gibi parça parça birleştirilen bir gönderinin daha sonuna geldik.

*Bay.

28 Mayıs 2014 Çarşamba

I have become bitter and somehow I am proud of it!

*İyi günler sevgili gerçek ve hayali okuyucularım. Üşenip kaçmadan önce hemen yazayım.

*5 sene aradan sonra tekrar kahkul kestirdim. Bu saç modeli ile yazın ne halt yiyeceğim diye düşünürken gözümün önünden bujiteriler geçti ve kendimi toka satan dükkanlarda buldum. Alabildiğim her taç ve çıtçıt tokayı eve taşıdım. 5 yaşında bir sebi gibi takılayacağım bundan sonra ama eski moda dostum bunlar ayağı yapacağım.

*Sailor Moon'u işler hep boka sarınca izleyesim geliyor. Ne zaman ki içimden "Şimdi sıçtılar işte."dediğim vakit çok eğleniyorum.

*TV'den öyle uzak kalmışım ki yeni yüzleri tanımıyorum, bilmiyorum, neyseki Tumblr imdadıma yetişiyor.Gereksiz bilgilerle de doluyorum ama osssun.

*Buzdolabına yapıştırılan yukatalı resmim bir gurur kaynağıdır. Fuji dağının arkamda, ayağımda kundura ben yukatamla.mohmohmoh.

*Şenliklerde beni en çok heyecanlandıran analarımızın yaptıkları yemek çeşitleri. Yoksa rock gruplarıymış, oyunlarmış yalan. Olay kermeste.

*Artık Sims'i düşünmemem trajik.

*thats it.

28 Nisan 2014 Pazartesi

Bayanlar ve genç kızlar


*Tek başıma sosyalleşmenin muhtemel olduğunu düşündüm gerçek ve hayali okuyucularım ve her zamanki gibi yanıldım. Ama ne kadar yanlış yaparsam o kadar bilgilenirim diye kendimi avutuyorum.

*Yalnız sinemaya giderim ve eğlenceden kendimden geçerim dedim ve 1.30'da başlayan filme iki saat önceden giderek zamanlama yeteneğimi kullandım. Zaman geçsin diye mağazalarda hayatımın bir kısmını çarçur ederken yoruldum ve yarım saat öncesinden salona girdim.

*Gittiğim film UYUMSUZ/DIVENGERT idi. Kitabını okumak isteyip kimseden araklayamayınca vazgeçtiğimden filmine gitmeye karar verdim. Bir kez daha boylu postlu, ele avuca gelen bir bayan baş rolde idi ki bence çok hoş.

*Filmde belki de en çok hoşuma giden olay bu elemanların ait olduğu yerdeki kişilerin mohank tarzı saçlara sahip olması, piercing kullanmaları ve dövmelerle kaplı olmalarıydı. Yoksa cesurlarmış, toplumu koruyorlarmış, insan gibi inmek yerine trene atlayıp zıplıyorlarmış pek etkilemedi beni. Şekilci olduğum için dış görünüşte kaldım ben.

*Şunu da eklemek isterim ki Tris'in dövmesi beni benden aldı gerçekten. Yazarın soyisminde yaptığı oyunu fark etmek de elde değil. Prior. Beni rahatsız eden bu oldu sanıırm.

*Tam konuyu anlatmamakla birlikte, çünkü çok fena spoirler veresim var, Açlık Oyunları'nı anımsatan bir alt yapı vardı bu dünyada. Kızımız diğerlerinden bir adım önde tıpkı Katniss'in olduğu gibi (ne kadar mıntıkaların en eziği olarak gösterilmiş olsa bile) Bu avantajı onun aynı zamanda dezavantajı olsa da onu diğerlerinden ayıran bir özellik ve onu "özel" kılan da bu.

*Savunmasızları ezen bir sistemin içinden cesur bir kızımız var, kendisi zeki, atılgan ve ne hikmetse sistemi yönetenlere gayet yakın. Tris kızımız dövüşmeyi, silah kullanmayı ve çakallık yapmayı öğreniyor çünkü kendisi Dauntless'ı seçiyor, bunları öğrenmesi zorunlu.


*Bunları öğrendiği için ve kendisi doğuştan gelen ve onu bir adım önde kılan (Prior) özelliği sayesinde diğerlerinin arasından sıyrılıp ezen sistemin bedenlenmiş hali ile savaşabiliyor. Onu köşeye sıkıştıranlara dirsek atıyor, alınlarının ortasından vuruyor. Ve birden direnişin yüzü oluveriyor. Karakter özelliklerini saymıyorum burada, çünkü pek gerçekçi değildi benim için.

*Eğer kendini savunan, ezdirmeyen, hatta koca bir sistemle başa çıkan bir bayan karakterin yapması gereken tekme atıp milleti diz kapağından vurmaksa ben yokum bu işte. Bunların altından kalkmak da bir başarı ama olması gereken bu değil. Bizim kızımız Cesaret'i değil, Zeka'yı seçmeliydi ve kendi aklıyla aşmalıydı o durumu.

*Ben istiyorum ki bize belirgin bir özelliği olmayan, basit bir yaşamı ve karakteri olan bir bayanın, varlığıyla yokluğu bir olduğu halde sistem ve toplum karşısında hem fiziksel hem de psikolojik olarak nasıl sağlam durduğunu göstersinler. Çünkü çoğumuz bu paragraftaki bayanız ve uçan tekme atmak bizi pek bir yere getirmez.

*Dersen ki ben silah kullanmayı öğrencem suikastçı olcam, o da senin bileceğin iş bebek.

*Haberlerde gördüm ki petshoplara sınırlama getireceklermiş, gerçekten sevindim buna.Kim yer almışsa bunun içinde çok teşekkür ediyorum. Dilerim ki toptan kapatılır.

*Dövüş sanatları desek de bunlar ruh dengesini ve dinginliğini sağlayabilmek için var, bu konuya çok takıldım, artık gidiyorum.

20 Nisan 2014 Pazar

News.


*Haberlerde bir kere de zeki insanları görelim istyorum sevgili gerçek ve hayali okuyucularım. Ne olur ki bir kere  örnek alınacak bir şahsiyet gözümüze sokulsa, hazine peşinde koşup daracık deliklerde sıkışan ve üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen bu kadar gelişmiş ülkenin elemanları gemileri batırarak hala nasıl Titanic'in aynısını yaşatabildiklerini göstermese.

*Tipimden dolayı "spiritüelliğim"  ve insanlarla arama minumum fiziksel temas koyuşum her zaman batacak sanırım. Adımı söylediğim anda utunacak adamın/kadının neden elini sıkayım?  Bu gereksiz dokunuşlardan vazgeçebilir miyiz lütfen? Bir bağ kurduktan sonra tenlerimiz değsin birbirimize.

*Ergen öğrencilerim olsa şimdi burada, yukarıdaki cümleyi nasıl yorumlarlardı biliyoruz. Bu arada hormonlarının en yüksek olduğu bu bahar aylarında bir gram olgunluğa muhtaç kaldığım bir gerçek.

*Bu arada, insanı hayrete düşürecek kadar berbat şarkılarla karşılaştım bugün. Hala, düşündükçe anlam veremiyorum.

*Nedense ben yağmur yağınca mutlu olanlara sinirlenmeye başladım. Çiçekleri koparıp kopaıp orasına burasına sokuşturanlara, hele hele, özel günlerde buket satın alanlara fazlasıyla kıl oluyorum. Doğa sizin estetik güzelliğiniz için yok. Her türlü ot toprağa aittir.

*Uzun bir süre sonra kuaföre gidince oradaki atmosfere maruz kalmak beni birazcık iğrendirdi. Kendisinden istemeyen bir parça ayrılırken (saç,renk, tırnak vs.) bu sohbet etme dürtüsüne hiçbir anlam veremeyeceğim. Saçıma dokunulmasından pek de hoşnut kalmadığım, kurutulurken ise hiç hoşnut kalmadığım zamanlarda ben kaybettiğim saçlarımın yasını tutarak sessiz kalır ve saçımı kesen kişinin canını sıkarım. Her seferinde somurturum, ayrıca gözlük takmadığım için her kesimin sonucu benim için bir nevi süpriz olur. Ben kuaförde gerginim,konuşmam.

*Sosyetik kişileri çocukların yanında görünce endişeye kapılıyorum.



*Son okuduğum Ursula kitabında (Tehanu, ki sağolsun Somay bey kitaptaki en önemli şeyi bize söylemişti)büyük hayal kırıklığına uğradım. Tenar'ımın yaşlanması koymadı ama bu kadar yumuşak kalpli, gergin ve "Ay,bu elbise çok güzel oldu."lu cümleleri beni kahretti. Kitapta  feminist eleştiriler vardı ve bu eleştirilerin yapılabilmesi için de Tenar'ın kitapta Ursula'nın yazdığı gibi davranması gerekiyordu ancak ve ancak ben soğukkanlı ve pek acmasız Tenar'ı/Arha'yı çok daha fazla sevmiştim. Tenar benim için hep siyah giyseleri içinde milletin ağzına sıçan yutulmuş rahibe olarak kalacak.

13 Nisan 2014 Pazar

HUZUR

*Fakat bizim memlekette aranan kaybolur.

*Garip bir tiksinme içindeydi.Bu güneş gözlerine batıyor, paylaşamadığı bu neşe onu rahatsız ediyordu.Çok karanlık, çok siyah, sessiz bir yer istiyordu.

*........çocukların güneşte kırılmış ayna gibi insana batan berrak çığlıklarla gülüp....

*Darlık,ıstırap sandığımız gibi az bulunur şeyler değildir, hele siz hayatınızdan bir kere soyunun; biz size ümitsizliğin her çeşidini bulmaya hazırız!

*Bu haliyle daha ziyade bir kabusu, yarım doğmuş bir fikri andırıyordu.

*........ölümün mü, hayatın mı çocuğuyuz?Bu saatti hangisi kuruyor, mevsimlerin eli mi, mutlak karanlığın parmağı mı?

*Yıldızlar aya karşı rüzgarların dağıttığı nisan çiçekleri gibi bir renk ve ateş kıvılcımında dağılırlar.

*İğrenç....İğrenç diyordu.Her şey iğrençti. İnsanlar arasında temiz, rahat hiçbir şey İnsanoğlu saadetin düşmanıydı.Onu nerede görse, nerede hissetse oraya hücum ederdi.

*Hayat, çok defa bir şeye asılmakla kabildir. Genç adam bu anda bu mucizeli bağlanışı hiçbir yerde bulamıyordu.

*Yeniye başından itibaren bizim olmadığı için şüphe ile, eskiye eski olduğu için işe yaramaz gözüyle bakıyoruz.

*Bir takım mekteplerimiz var, birçok şeyler öğretiyoruz. Fakat hep eksik olan bir memur kadrosunu doldurmak için çalşıyoruz.Bu kadro dolduğu gün ne yapacağız?Çocuklarımızı muayyen yaşlara kadar okutmayı adet edindik.Bu çok güzel birşey.Fakat günün birinde bu mektepler sadece işsiz adam çıkaracak, bir yığın yarı münevver hayatı kaplayacak.

*En iyi arzulardan bile bir yığın manasız üzüntü doğardı.

*Herkes az çok bir veya birkaç insan yüzünden kötüdür.

*Herkes kendinin mezarıdır.

*İnsan kanla hür olmaz.

*İlerlemiş saatin, sessizliğin, hazdan yorgun düşmüş sinirlerin yalnızlığını daha koyu, daha tahammül edilemez yaptığı bu dönüşlerde....

*Istırabın içinden geçeriz.Tıpkı çalılık, taşlık bir yolda yürür, bir bataktan kurtulmaya çalışır gibi ondan sıyrılmaya çalışırız. Fakat saadeti bir yük gibi taşırız ve birgün farkında olmadan yolun bir ucunda, bir köşeye bırakıveririz.

*Hepsi bir medeniyet çöküntüsünün yetimleridir.

*Madem ki o benim için her şeydir, o halde kainatımla ona taşınacağım!

7 Nisan 2014 Pazartesi

NOT HEDIE


*Mizacı somurtuk tüm okuyucularıma selam olsun.Her zamanki gibi yazma isteğimi nette sürterek harcadığım için kendimi kutluyorum. Gelelim bir önceki gönderim ile şimdiki arasındaki zamanda neler  küfür yumağıma yem olmuş, neler Middle Finger Diyarı'nı yollamış, neler minik elflerim ile coşup oynamış.

* "Kendini sev."olayında iç organları unuttuğumuzu fark ettim. Ben kendimde en çok bağırsaklarımı seviyorum. En çok anlaşabilidiğim ve tutarlı organım o. Sizi bilmem ama benim favorim bağırsak.

* Hala daha üzgün olduğumda kendimi cipslere vurmamam gerektiğini öğrenemedim.

*Okul servisi değişti ve bir öncekiden biraz farklı. Koltuklar daha var ve bu seferkinin kornası daha kalın sesli. Ne hikmetse kornayı hiç kullanmayan okul servisçimiz bu aralar sürekli korna kullanır oldu. Sanırım adam maskulenliğini servisin kalın sesli kornasında buldu.

*Yine yolda "Acaba şu yükseklikten yuvarlaksak ilk kim ölür? Arabanın altında kalsam sürünerek çıkabilir miyim?Vay godoş, sinyal vermeden solladı."gibi bilinç akışımın arasında fark ettim ki iki kişinin fikirleri birbirinden farklı olduğunda nedense sinirleniyoruz. Tarihte süregelen bir olay ve hepimiz yaşıyoruz ama ne kadar saçma olduğunu ilk defa bu kadar kapsamlı fark ettim. Amma moronuz biz yahu.

*Hala daha "O kadar  pilav ve tatlı ile nasıl kilo almıyorsun?"diyorlar. Sinirden iliğim eriyor neyden bahsediyorsun yahu?

*Somurtmanın doğal bir hak olduğunu düşünüyorum. Eğer moralim bozuksa somurtmayı bir lüks olarak görüyorum. Her gün yüzüme bakan insanların bunu tersine çevirmemi beklemesini de çok bencilce buluyorum. Kendi dertlerini bana yüklerlerken benim sormutmam ki benim yüzüm doğuştan asık bir kere belli kişilerin yanında değilsem, hedie gibi sıçrayarak koşmamı beklemeleri çok saçma. Etrafındakileri sürekli mutlu hissettirmeye çalışmak "benim moralimin içine etme şimdi, seninle uğraşama"demek. Artık tek başımıza hüznü yüklenmeyi öğrenmemiz lazım. Tabii ki en yakınlarımla dertleşirim ama onun bunun cefasını çekemiyorum ben artık. Bir de yalan yere kendilerine dert çıkartanlardan delice kaçıyorum. Hepimizin bir köşesi olsun, herkes kendi köşesinde ağlasın rahatsız edilmeden veya birilerinin gönüllü eşliği ile.

*İlk defa netten kitap siparişi verdim. İlk defa kitaplar bana gelecek.

*Kafayı Ay Savaşçıları ile bozdum. Düzgün tişört basan bir yer buldum mu kendime Ay Savaşçısı kreasyonu yapacam.
Cosplay | via Tumblr on We Heart It.

* "all i want is attention but only from certain people" Tumblr'dan yürüttüğüm bu cümle insan ilişkilerimin en iyi özeti.

30 Mart 2014 Pazar

Zamanlama


*Dün yazdıklarımı silip şimdi tekrar yazmaya başlama isteğim ile yine birlikteyiz gerçek ve hayali okuyucularım.

*Kulakmememde çıkan minnak sivilce ile artık biliyorum ki başım göğe erebilir.

* 'Başın göğe erdi mi?' cümlesi sanırım çocukluğumda duyduğum ilk sarkastik cümle idi ve sarkastik cümleleri sevmemin sebebi sanırım bu cümle çünkü ne denmek istediğini anlayana kadar birkaç yıl geçmişti.

*Çok kullanılanlar sekmem birer birer yok olmakta iken bilgisayar ayarları ile daha da iç içe olmamız ne kadar da etki-tepkisel bir olay oldu değil mi? (Bu cümleyi dün böyle kuramadım mesela.)

*Haberlere dikkat edince fark ediyorum ki bıçaklanan, kaza yapan, dövüşen, çalan çoğunlukla erkek cinsiyeti oluyor. Bu itkilerinin sebebini insaniyetten hayvansıllığa daha fazla kaymalarına veriyorum, ya da kadınlar çok başarılı bir şekilde saman altından su yürütüyor. Ama sonra bakıyorum tarihte amma kaliteli adamlar var, bu terazi canımı çok sıkıyor benim. Daha fazla sosyoloji okumam lazım.

*Biraz önce fark ettim ki ben daha 22 yaşındayım ve benden 8 yıl küçük bebelere öğretmenlik yapıyorum. Oğlum, ben daha patates soyamıyorum yahu. Benim hala üniversite gençliği döneminde yaşamam gerekiyordu. Öğrenciliği özledim ben. Ben daha küçüğüm, büyümedim yeterince T.T

*Ölümüne sıkı çalışma programım sayesinde 8-9 sene boyunca öğrenmediğim kadar çok Almanca kelime öğrendim ve artık Felsefe'de stoanın koridor haricinde ne anlama geldiğini biliyorum. Çok mesudum.

*Dün izlediğim 'Her' film ile yastık yorgana sarılıp Usagi gibi ağlayacaktım. Ayrıca filmdeki işletim sistemini Scarlet Johannson'ın  (bak yanlış yazdım artık böyle yaşamaya alıştım ben, düzeltmiyorum) seslendirdiğini öğrenince aklım çıktı tabii. Ne güzel seslendirmiş yahu. Oyunculuk budur dedim, hele hele hatun orada olmamasına rağmen o konuşamlara tepki veren erkek oyuncu (isme bakmaya da üşendim) da çok başarılıydı.  Filmin sonunu ben pek çözemesem de gereksiz yere bağdaştığım bir film oldu. Uzun paragraftan anlaşılacağı gibi sevdim filmi.

*Sonra dedim ki "Göğsüme yerleşen bu zombi elfler beni boğar başka bir filme geç." On the Road'a geçtim ve kitabını okurken sıkıldığım kadar sıkıldım filmden. Ben nedense bir türün başlangıç eserlerini sevemiyorum.  Dracula'yı da sevmemiştim mesela. What the fuck is wrong with me??? Bu cümleyi ingilizce yazmamın tek sebebi fuck kelimesini kullanmak içindi.

* Bazen bazı insanlar bana eğitim israfı gibi geliyor. O kadar sene bir bok öğrenemediklerini gördüğümde çok üzülüyorum. Kesin ben de boktan hatalar yapıyorum. Nalet olsun bize yahu. Çok ümitsizim.

* Şu eller Tumblr'da ne kadar rağbet gördü bilemezseniz, meğer tumblr kızlarının bu ellere çok ihtiyacı varmış. Yaşasın beyaz kemikli eller.

Sınırsız internete sevgilerimi sunuyorum ve facebookta kendi eline mührü basıp "oyum kendime" diyen kişiye bol nöronlar diliyorum.

Acaba bir yerlerde, birileri de beni sarkastik cümleler ile eleştiriyor mudur? Ne mesut bir dünya olurdu o dünya? Hepimiz gök kubbenin altında yeni yıkanmış hippiler gibi gezinir, papatyaları kopartmadan yeşillikler içinde yaşardık.
(Şu cümleyi Linkin Park'ı son ses dinleyip , somurtkan bir suratla yazmam bu konu hakkında ne kadar samimi olduğumun göstergesidir.)

Kendinize iyi bakın gerçek okuyucularım.


19 Mart 2014 Çarşamba

SÜLÜK


*Sevmediğim insan tipi ile bir şekilde aynı ortamda bulunmak nasıl sinir bozucu bir durum. 10 yıla yakın bir gözlemden sonra artık biliyorum ki boş konuşan, anlamsız yere yakınlık kurmaya çalışan ve şahsi mesafeden bir haber insanlardan ben baya hoşlanmıyorum. Sevmiyorum, uzak durun.

*Daha adımı yeni öğrenmiş insanlar ile yanak tokuşturmak ise nefret ettiğim bir şey. El tokalaşmak hayatımıza iyice oturmalı, hatta ve hatta uzaktan gözlerimi sıkıca kapatıp açarak selamlaşmaya geçmeliyiz. Topluca buna geçersek ben garipsenmeyeceğim.

*Sakız çiğneyen erkeklerin verdiği tiksintiden bahsetmeyeceğim bile.

*Fazlasıyla cinsiyetinin eksilerini yüklenmiş erkeklere ( erkek olduğu için kendini bir bok sanan) tahammülüm olmasına gerek bile yok bence. Bunlar nasıl çoğalıyor onu da anlamıyorum.Kim seviyor bunları yahu?

*Değerim yaşadığım dönemde ve günde bilinsin istiyorum ben. Öldükten sonra ve benimle geçirilen zaman dolduktan sonra "Ah, ne çok severdik onu!" denmesi cinnet sebebim.

*Böyle hep milleti dolaylı yoldan eleştirip laf sokuyor gibi gidiyor benim yazılarım ama bunların hepsi mızmızlanma.

*My Mad Fat Dairy iyice bunalıma sarınca ben de yönümü Ay Savaşçılarına doğru çevirdim. Ana karakter ruhsal bunalımları yüzünden saçma sapan kararlar alarak duvardan duvara atlamama neden olmadan bu diziden uzaklaşmalıyım dedim. Savaşçılar ile çok güzel takılıyoruz biz. Böyle Girl Power Girl Power.

*Yazdığım iki sayfanın silindiğini fark ettiğimde hırs yapıp 4 sayfaya yakın yazı yazmam benim karakterimde büyük bir değişimin göstergesidir diyeceğim ama saat 7'den beri işin başına oturamadım.

*Nerede yeşillik görsem kendimi üniversitemde sanıyorum ve artık o dönemi çoktan geçtiğimi fark edince Usagi gibi içli içli ağlamak istiyorum.

*Çeviri işini uzun yıllar sürdürebilen insanları buradan tebrik etmek istiyorum. Çünkü benim için çeviri kanımı hunharca emen bir sülüktür.


7 Mart 2014 Cuma

MİNNAK MİNNAK MİNNAK


Bu yazıyı yukarıdaki şarkı eşliğinde okuyun lütfen.

*Bu gönderiyi Çekirdek Kadrom'dan minnak Taritiwele'ye ihtaf ediyorum ve şu kısacak zaman diliminde neler dönmüş onu aktarmaya başlıyorum.

*En yakın tarihten başlarsak; yorucu bir iş gününden sonra, sırtımın ortasına kadar uzayan saçlarımı ensemde bol bir şekilde topladım. Kardeşim beni görünce "Uzun saçlı ergen erkeklere benzemişsin." dedi. "Ama rockçı erkeklere."dedim devil's horn yaparak.

*Erkek olsam yakışıklı olmasa bile bad boy kuuluğunda olacağımı biliyorum.

* Üşengeçliğimle çok pis inatlaşıyorum bu aralar. Bakalım sonucu nasıl olacak?

*8 yıllık deri ceketim sonunda soyulmaya başlayarak beni nasıl mesut etti anlatamam.Sırtından ve özellikle omzularından solarak soyuluyor ve geçirdiğimiz onca zamanı böylece temsil ediyor.

*Çok sevdiğim, açıkçası çok okumadığım Goethe'nin dediği gibi arkadaşım benim kim olduğunu gösteriyor. Şuanki yakın arkadaşlarımı düşününce ne kadar yol aldığımı görebiliyorum. Hepsi çok kıymetli nöronlara, bakış açılarına ve zihin yapılarına sahip. Bu gönderiyi Taritiwele'ye ihtaf etmiş olsam da aslında hepsine bir sone imişçesine gönderiyorum. Çekirdek Kadrom bir Aldous Huxley kitabı kadar değerli, Ursula Le Guin kitabı kadar yol gösterici. Hepinizin beyin kıvrımlarından üst üste öpüyorum, karakterinize sarılıyorum ve mantığınızı bağrıma basıyorum.

*Özeleştiri ve özdeğerlendirme için kesinlikle arkadaşlarınızı inceleyin, övündüğünüz ve gurur duyduğunuz kişilerle ilişki içindeyseniz siz de olmuşsunuzdur.

*Erkek versiyonuma kardeşim "Bayezıt" ismini koydu ben ise Erdem koydum.

*Yılda 100'e yakın kitap okuyan insan o kadar kitabı satın mı alıyor? Ne yapıyor,nereden buluyor o kadar kitabı yahu?

2 Mart 2014 Pazar

Pasif agresif


*http://www.pasifagresif.com/  Bilerek yapmıyorum ama her gönderimin içeriği ile alakalı bir site mevcut oluyor. Sizinle beraber daha neler keşfedeceğiz acaba?

*Canım sıkıldığı ve yapmam gereken işlerden kaçmak istediğim için her zaman sığındım limanıma koştum ve bazamın altında biriktirdiğim abudik gubudik eşyaları gün yüzüne çıkardım. Derinlemesine bir araştırmadan sonra çantamın içinden hiç çiğnenmemiş,poşetinde parçalanmış sakızlar, hiç kullanılmamış çizgili pipetler ve 2009 senesinden kalma Dream derginin veya Billboard'un verdiği naylon turuncu yağmurluk çıktı.

*Yağmurluğu görünce birden tabii ki lise çağlarıma dönüp o zamanki planlarımı hatırladım: Ben bunu saklayayım ki ileride Rock'n Coke'a gidersem giyerim, acayip havam olur,ehehehe.  Eehehehe, konser verilen alanın etrafından bile geçemedim ne konseri yahu,ahahahaha.

*Ben konser insanı değilim. Hatta ben müzik insanı bile değilim artık. En son üniversitede metal dinleyerek olaya son verdim. Şimdi 14-15 yaş grubu ergenlerinin böğürtülerini dinliyorum, bu bana fazlasıyla yetiyor.

*Sadece kendi çöplüğümü karıştırmış olmama rağmen kollarım ve bacaklarım obez bir bebeği saatlerce taşımışım gibi ağrıyor. Obez bebek kucaklamayanlar bu ağrıyı bilemez.

*Muhteşem bir başarıya imza atarak yeni aldığım nevresim takımına benzetildim:

Bim'den makul bir fiyata bulabileceğiz bu üzerinde milyon tane hatun suratı olan nevresim karakterimle yüz yüzde uyumlu çıktı. Tepkisizim.

*Saçlarını tepeden toplamış,somurtuk bayana azcık ama azcık benzemiyor değilim, bunu kabul ediyorum.

*Dakikalarımı ayırıp upuzun bir paragraf yazdıktan sonra,o yazının beni iyice yerin dibine sokacağını fark edince tüm emeğime ve zamanıma karşın her şeyi siliyorum ve daha kuul bi başlangıç yapıyorum.

*Birkaç hafta önce benden hayli küçük bir bloggera moral pompalayıcı bir yorum yaptım,çünkü uzun zamandır morali çok bozuktu ve kimseden yardım gelmiyor gibiydi. Ben de öne çıkıp ona bir paragraf yazdım, o da bana cevap yazdı.Gülümdedik,ayrıldık. Bunun üzerinden birkaç gün geçmişti ki yorumu yanlış kişiye attığımı fark ettim, meğer bloggerları karıştırmışım. Kime niyet kime kısmet'i birinci elden yaşadım,yaşattım.

*Bir milyoncudan aldım diye çok övündüğüm çiçekli cüzdanımın aynısını Tumblr'daki bir kızın gönderinsinde gördüm. İngilterede aldığı ve çok kuul diye övündüğü şey 3 liralık sepet ürünüydü.

*Üşengeçliğime karşı pasif agresif direnişe başlamaya karar verdim. Planlı programlı yaşayarak hedeflerime ulaşmayı amaçlıyorum. Kahrol üşengeçlik! Defol 'Sonra yaparım'cılık !

*Pasif agresif çünkü sadece agresif kısmı kalırsa kendi ağzımı burnumu dağıtmam gerekir.O da işe yarar gibi.


23 Şubat 2014 Pazar

Dengesini tutturamadığım sağlıksız ilişkim T.T


*Bir satır aşağı inmek için backspace tuşuna basmam ne kadar nörona sahip olduğumu göstermiştir sanırım.

*Biliyordum ki sınırsız internet ile insanlıktan çıkacaktım, nitekim çıktım da. Ardı arkası kesilmez dizi izlemelerim, sürekli hesaplarımı kontrol etmelerim, hiç birşey yapmazken bile sağ alt köşedeki internet simgesi bile yoldan çıkarıyor, kitap okumama(yazmama) engel oluyor, yüzümün yağlanmasını üç kat hızlandırıyor, gözlerimin içine ediyor ve tüm diğer alanlarımı kısıtlıyor ne yazık ki. Bunun geçici bir süreç olduğunu varsıyorum ve bir an önce bu "görmemişlik"ten (ki senelerdir sınırsız net görmedim ben) kurtulmak istiyorum.

*İnternet ile olan sağlıksız ilişkimde bitter çikolata tadında anlarım da olmadı değil. Birincisi American Horror Story'yi hunharca harcamam,İkincisi ise  My Mad Fat Diary oldu. Dizilerde işlenen ergen aşkları bana gençliğimi hatırlattı (4 sene öncesi) ve bir şekilde buruk hissettirdi.

*Her bölümde yurdum insanın yorumlarını okudum ve yakışıklı olduğu sürece bir karakterin tıbbi olarak onaylanmış sosyapat olmasının ve tüfek ile milletin yüzünü dağıtmasının genç kızlarımız için yeterli bir "soğutucu" etken olmadığını gördüm. Önemli olan ağlayarak romantik cümleler kurması ve hatta sevdiği kız için cinayet işlemesi. Go logic go!

* Bad Boy'lara olan zaafımızı da biri lütfen içimizden çıkarıp alsın. Bir yumruğa ve deri cekete tav olmayalım. 

* Türkiye insanının rezil olduğu  yerlerden biri kesinlikle Youtube yorum kısmı. Adamlar ne geyikler döndürüyor, bizimkiler ise minumum bayan cinsel organlarının argo versiyonlarını birbirlerine tekrarlıyorlar. Rezillik rüsvalık, yüzüne değil de yanına tükürmelik.Yanına tükürmek daha ağır çünkü. Salgı bezlerimi senin yüzün için niye çalıştırayım lan göt demek.

*Biz organları neden küfür olarak kullanıyoruz ki?Bak şimdi benim bütün küfür sözlüğüm sıfırlandı ya. Lanet.

*Sokakta artık Mario gibi balgamların üzerinden atlayarak yürüyorum. Bu heyecan için teşekkürler karşı cinslerim.

*İzlediğim bu dizilerden sonra fangirl'lüğümün sadece Pipet Dostu'na yeterli olduğunu ve ne Tate için ne de Finn için bir gıdımcık bile kalmadığını fark ettim. Yine de kahverengi gözler candır. En güzeli kahverengi göz. Kahve gözleri sevin, okşayın,öpün, uzun uzun bakın onlara.

*Bir de lütfen doğru dozda fangirl'lük yapın ne olusunuz, lütfen. Elin adamları için bilişim ağındaki tüm hesaplarınızı onlara adamayın.Size yazık, gerçekten üzülüyorum bak. Yapmayın böyle, her şey dozunda güzel.

*Dizinin yeni bölümlerini avlayacağım diye sanırım virüslü programlar indirdim. Açgözlülüğümün sonuçlarını hiç bu kadar kısa sürede almamıştım. 

help...help...help...



(üniversite için hazırlanan öğrencilerimiz daha Türkçe yazmayı beceremiyor.Size mutluluklar.)

14 Şubat 2014 Cuma

Saatleri Ayarlama Enstitüsü


Türk yazarları okumadığım için duyduğum utanç bu kitap ile bin kat arttı.

*Politikadaki hürriyet,bir yığın hürriyetsizliğin anahtarı veya ardına kadar açık duran kapısıdır.

*Onlar benim örneklerim,farkında olmadan yüzümde bulduğum maskelerimdi.

*Modern hayat ölüm düşüncesinden uzaklaşmayı emreder!

*Meslek, iş, kazanç düşünmüyordum.Fakat gün ve zaman denen birşey vardı ortada.Onu harcamak lazımdı.

*Hadiseler kendiliğinden unutulmaz.Onları unutturan, tesirlerini hafifleten, varsa kabahatlerini affettiren daima öbür hadiselerdir.

*Çok dikkat ettim,masallar adla başlar.

*Yıldızlar birbirleriyel konuşabilir, insan insanla konuşamaz.

*O, her manasıyla oyun bozan adamdı. Siyasi hayatı bu yüzden yarıda kalmıştı.

*İnsanoğlu insanoğlunun cehennemidir.Bizi öldürecek yüzlerce hastalık, yüzlerce vaziyet  vardır.Fakat başkasının yerini hiçbiri alamaz.

*En iyisi düşünememekti.Kaçmaktı.Kendi içime kaçmak.Fakat bir içim var mıydı?Hatta ben var mıydım?Ben dediğim şey; bir yığın ihtiyaç, azap ve korku idi.

*Herşeyde bir çocuk saçı yumuşaklığı var.

*Tecrübe sahibi demek,yıpratılmış olmak.........demektir.

9 Şubat 2014 Pazar

pazartesine birkaç saat kala


* "Okul başlıyor." sendromuna hala girmemin muhtemel açıklaması çok kuvvetli bir bedduadır sayın gerçek ve hayali okuyucularım. Lanettir, bir kara büyüdür.

*Yakın bir tarihte Middle Finger Diyarından birisi bizim tarafa geçmeyi başabildi.Kaçarak yapmadı bunu, nöronları kullanarak, misafirliğe gelmişken bile yanında kitap bulundurup okuyarak yaptı bunu.Oradan çıkması 4 uzun senesini aldı ama olsun.

*Blogta ilk gönderilerimi silmem gelecekte çok işime yarayacak gibi hissediyorum ama silmeyeceğim. Şuan ki tüm luzırlara örnek olmak istiyorum bu şekilde. Resmen acınası,resmen kusunç yazılar. Kendim de başkasının Middle Finger Diyarı'nda çıkmışım gibi hissediyorum ne zaman görsem o gönderileri.

*American Horror Story:Coven'i bitirdim ve supreme'i çok bölüm öncesinden tahmin ederek yine bir diziyi kendime bok ettim. Bu cümlem fazlasıyla kendini beğenmiş çıktı, ben de önünü alamadım. Ama demek istediğim, senaryonun yeterince kuvvetli yazılmamaış olmasıydı. Yine de oturdum ve izledim değil mi?O yüzden kazanan yine onlar, kime bok atıyorum ki?

*Üçüncü sınıf kitap yazmış adamların kalkıp da başka kitapları kötülemesi bana çok ama fazlasıyla ironik geldi. Bu konuyu bir türlü aşamıyorum.

*Magazin programlarında alt yazılar beni benden alıyor.

*Çok sevgili blog sayfamızın üst kısmında "sonraki blog" sekmesini bilirsiniz, arada sırada o sekme ile bir gezintiye çıkarım ve her defasında blog bana yemek tarifleri veren blogları açar. Bir portakalı bile kesemeyeşimin dönütü bu olsa gerek.

*Sınırsız internetin gelmesi ile kendimden geçeceğimi biliyordum,nitekim öyle de oldu.

6 Şubat 2014 Perşembe

Middle Finger Diyarı


*İçimdeki küçük elfler ve küfür yumağımdan sonra Pipet Krallığımda bir yenilik: Middle Finger Diyarı. Tüm godoşları ve moronları oraya sürüyorum.

*Şuan konular kurudu kaldı. Cidden bir cümle dahi geçmiyor aklımdan yazacak. Her gönderiye bu mızmızlanmayı sokuşturmak istemezdim ama elimde değil T.T

*Sosyolojik bilgi; küçükken ablam yemeklerimizi bitirelim diye bize "Tabağını ilk bitirene Japon barbie alıcam."dedi. O kadar hızlı bir daha yurtta güzel yemek bulduğumda yemişimdir heralde. Gel gör ki bu sözü birkaç yıl sonra hatırlatınca,bunun sadece bir kandırmaca, bir yalan, bir düzenbazlık olduğunu öğrendim. O an çiğnemeden yutarken aklımda canlandırdığım beline kadar uzun siyah saçlı, bembeyaz tenli ve kırmızı geleneksel elbiseli barbie hala aklımdan çıkmış değil. Uktelerim zaman tanımaz.

*Sonra hatırladım ki ben kırmızı kimonolu japon çokta kocaman olmayan ama bir barbieden daha büyük süs bebek aldım. I can do my own business,sister. Mohmohmoh.

*Sosyolojik bilgi 2: Bugün iş arkadaşlarımdan biri "Elf sen bir tarzını değiştirsen, saçına fön çeksen, makyaj yapsan buranın tozunu attırırsın."dedi. Önce bir baktım. Ve dediklerini analiz ettim.
1.Tarzım bok gibi miymiş şimdi benim?Fuck the system, neresi bok gibi?
2.Saçım bok gibi miymiş şimdi benim?Fuck the system, o kadar da değil, temiz olsa yeter.
3.Suratım bok gibi miymiş şimdi benim?Oh yeah,fuck the system, sonuçta aynaya bakmadıkça ben görmüyorum.
Sonuç; çıtkırıldım br kıvama gelip teşekkür ettim. Utandığımı sandılar, "Ben kendimi kendime kanıtladım bebeto."dedim. Çıkarmamız gereken sonuç uzun cümlelerim arasında kayboldu  gitti gibi,şuan ben bile işin ucunu kaçırdım, çıkarıma, sosyolojik bilgiye yazık ettim. Yazıklar olsun.

*Sosyolojik bilgi 3: Bugün, çok taze bir bilgi, iki karşı cinste ergenin öpüşmek için randevulaştığını duydum. Kadere bak ki aynı üst geçici kullanıyorduk ve ben oğlanın bonus saçlarının adımlarıyla bir yaylanmasını izlemek için onların arkasında yürümeye çalışıyordum ama soğuktan damarlarım büzüştüğü için ben hızlı, onlar ise hormonların verdiği ateş ile yavaşça ve rahatça yürümelerinden dolayı onların önüne geçtim, oğlanın saçlarını izleyemedim. Ve şu cümleyi duydum. "Öpüşmek için bugünü söylemiştin, hatırlıyormusun, söylemiştin, bugün demiştin. Ben çok net hatırlıyorum." Daha da hızlı yürüyerek hızla uzaklaştım ve evime sığındım.

*Carpe diem diyeceğim ama yalan bunların hepsi.

*Baya uzun paragraflar yazıyorum bakın, afferin bana.


*YAPBOZDAKİ BAŞARIM



THE END
AHAHAHAHA

(Parantez açmayı bıraktığımı fark ettim. Parantez Adam T.T)
Şimdi sıra Virgül Kadın da.  ,,,,,,,,,