31 Ağustos 2014 Pazar

Asimetrik Şarkılar


*Şarkılar eşliğinde kitap okuyup yazabilen arkadaşlara her zaman imreneceğim.

*Nereden başlayacağımı bilemediğim için çok önemli bir düşünürün dediği gibi "İstediğim gibi" başlayacağım.

*Çalıştığım okula native diye alının öğretmenlerin birisinin Türk olması gerçekten çok başarılı bir çalışma.

*Geçen haftalarda aldığım kitaplardan birini okuyup bitirdim. SİYAH PALTO'YU. (Resmini koymaya üşendim.) Yine güzel ve kaliteli çıkabilecek bir kitap harcanmış diye özetleyeyim ben. Hikaye İstanbul, New York ve Londra'da geçiyor ve çoğunlukla sonbahar ve kış. Siyah palto da işin içine girince baya gotik ve sert bir hava giriyor işin içine ama bu nişan, evlenecektik olayı çok bunaltıcı ya. Yemin ederim okurken sağa sola savruldum ayrılık acısı ve ayrılık sonucunda tadılan öfkeden dolayı. Bir de yaşlı bir teyze ile ilgili bir gizem var ancak ben olayı önceden çözünce yine bir anlamı kalmadı tabii (Tabii haklı çıkmanın verdiği bir mutluluk yok değildi.) Ayrıca yeni karakterlerin birbirine mıknatıs gibi yapışıp hemen aşık olmaları bıkkınlıktan dövünme sebebidir. Keşke son iki-üç bölümü ön kısma alıp gizemi iyice çoğaltıp kitap içindeki korkuyu ve karamsarlığı artırarak ve detaylandırarak yazsaydı Emel Kosi haım, çok daha güzel olacaktı çünkü konu kötü değildi ya. Yazık oldu yine. Üzülüyorum yapmayın böyle. Bir de ne biçim yazım hataları var ya, yazım hataları kadar noktalama işareti kullanmamışlardı.

*Şimdi de Gülşah Elikbank'ın Uykusuzlar kitabını okuyorum. Giriş kısmı gerçekten çok güzeldi, etkileyiciydi ve merak uyandırıcıydı. Sonraki 50 sayfa meğer ayarsız romantizme ve mızmızlanmalara gebeymiş. Bakalım nasıl devam edecek? İki kitaptır nişan ve ayrılık olayları çıkması içimi kabarttı.Mürüvvet  olaylarından soğudum.

*Dün The Fault in Our Stars'ı izledim. Winona Ryder'ın 19 yaşındayken Johnny Depp'den bahsettiği röportajı izlerken daha çok üzüldüm. Böyle "Nişanlıyız, çok mutluyuz ehe ehe."demiş 23 sene önce, şimdi neredeler diye düşünürken daha çok kederlendim. Kurgular kesmiyor beni. Zaten en son sanıırm Atuan Mezarları'nda üzülmüştüm ben. Ursula'mı geçemez kimse.

*Ben eskiden Beyonce'yi seviyordum da şimdi sevmiyorum. Keşke sevmeye devam edebilseydim çünkü cidden seviyordum. I am Survior dönemleri ne güzeldi be!

*Kitaplarda niçin omuzlarını silkmek cümlesini kuruyorlar? Kim omuz silkiyor lan?Bir göstersenize, gerçek hayatta kaç kişi omuz silkiyor? Dudak büktü neyse de omuz silkmek nedir? Bunlardan önce okuduğum kitapta herkes her cümlesinde omuz silkiyordu. Millattan öncesinden bahsediyoruz arkadaş, omuz silkmek denir ya?

*Ambalajında sıkışıp kalmış çikolataya "Arkadaşım!"diye seslenmek aramızdaki samimiyeti açıklar nitelikte.

* "Sonraki blog" sekmesi bir türlü istediğim tipte bloglar sunmuyor ama hep imalı mesajlar veriyor. Yemek tarfi veren bloglar, anaların çocuklarının resmini paylşatığı bloglar, kozmetik ürünleri tanıtan bloglar ve son olarak moda blogları ile sürekli laf çarpıyor bana. Halbuki ona değer üç beş insandan biriyim, neden böyle yapıyor ki?

*Fazla iyi dizayn edilmiş ve yeni tasarımları kullanmış sayfalardan direk çıkıyorum ben. Eski usül seviyorum. Bir de yeni blog açanlar çok bariz oluyor. Her gönderide farklı renk kullanıyorlar. Ben de yapıyordum ya. Çömezlik işte.

*Kol saatimi uyurken bile çıkarmazken sağ bileğime bileklik takınca neden kendimi duvardan duvara fırlatasım geliyor anlamıyorum. Bilekliklerimi takmak istiyorum ben, ühühühü.

*Rüya Güncem'i süsleyeyim derken içine ettim. Gelecek zamanda size kanıtlarla göstereceğim.

18 Ağustos 2014 Pazartesi

Beklentileri Karşılayamamak

Arama Anahtar Kelimeleri

GirişSayfa görüntüleme
bugun ankara mamakta acik kuaförler
1





Bilmiyorum, bilmiyorum. Ben Mamak'a hiç gitmedim ki.Ühühüh.






Kahır ve Pringles arasındaki yok edilemez bağ


*İnsanların çok sıkıldığı masa işini yapsam tek sorunum oturmaktan ağrıyacak belim gibi geliyor bana. Hayatımın mesleği masa başıydı, çok yanlış bir dönemeci döndüm ben.

*Öncelikle canımı sıkan şey şu; hayat tarzı bambaşka olan insanların etrafımı sarması ve onların sığlığında bir şekilde sosyal olmaya çabalamam. Yani evde yapılan yemek ve yediğimiz çikolatanın kaç kalori olması neden sohbet konumuz ben bunu bir türlü anlamayacağım. Kalori ve diyet konuları ortamdan koşarak uzaklaşmam için büyük bir etken oldu artık. Obez değilsen sorun yok işte ya, ye ya, ilerde zaten içeçek bir yudum su bulamayacağız, sen kalkmış leblebinin kalorisini hesaplıyorsun. İçim daralıyor.

*Yağmur yağınca neden şaşırıyor bazıları onu da anlamıyorum ben. Yani orta kuşak bölgesindeyiz diye biliyorum ben, bu kuşağa yağmur yağar, kar yağar, dolu yağar.Her sezonda bu şaşkınlığın sebebi nedir? Şemsiyen yoksa ve eve yürüyerek gideceksen yağmur biraz stres kaynağı olabilir, sucuk gibi ıslanacaksan anlayışla karşılarım ama yaz sezonunda yağmur yağdı diye şikayet edenlerin ağzını burnunu kırasım geliyor. İlerde kıçımızı yıkayacak su bulamayacağız. Susuzluktan enfeksiyon kapıp patır patır dökülcez lan. Yağacak tabii!

*Diplomanın getirdiği itibar bir boka yaramıyor. İzin verdiğimiz ölçüde amale oluyoruz arkadaşlar. Ne kadar boyun bükersek o kadar gırtlağımıza otururlar. İş haklarınızı iyi bilin.

*Yaşanan son gelişmeler üzerinden takip ettiğim şahısların bilişim ağları bana gösterdi ki bu ülkede ideoloji sahibi bir avuç insan var. Yüzsüz ve samimiyetsiz çoğu kişi. Ve tek yapabildikleri işlerine geldiği müddetçe muhalefet olmak. Önceden savunduğum düşünceleri bilişim kanalları üzerinden savunmak istemezdim çünkü bir işe yaramadığını düşünürdüm, şekilci gibi konuşup evimde kıçım rahatken atıp tutmak kolay olduğu için anlamsız gelirdi bahsetmek ama artık fikrimi değiştirdim. Olabildiğimce doğru bulduğum fikri veya aktiviteyi desteklemeye ve yaymaya çalıyorum çünkü en azından rahat geçen günümüzün bir kısmında rahatsız hissetmeliyiz. Canımız sıkılmalı ve tadımız kaçmalı. Eğer eliniz altında dünya kadar bilgi ve erişim gücü varsa sadece kıçımızla gülmek için olmamalı, biraz da tecavüze uğrayan çocuklardan, darp edilen bireylerden ve yok yere öldürülen kitlelerden haberdar olup canınız sıkılsın. En azından bu kadarını yapalım.

*Minnet duymayı öğrenmemiz gerek. Minnet duygusu edinmemiz gereken bir olgu. Medeni ayaklarına yatıp teşekkürler havada uçuşurken içi boşalmış ne yazık ki. Gerçekten müteşekkir olmayı öğrenmeliyiz.

*Bunları geniş topluluklara aktabilmek için çok uygun ve çok yararlı bir konumdayım aslında ancak beklentiler ve yakın gelecek bu fırsatı değerlendirmemize izin vermiyor. Kalpsiz doktorlar, mühendisler ve sözde başka prestijli iş sahipleri yetişiyor.

*Olumlu birkaç şeyden bahsedecek olursam; rüya güncesi çok başarılı bir şekilde ilerliyor. Umuyorum ki sene içinde de bu düzeni devam ettirebilirim. Ayrıca hangi ara oldu bilmiyorum ama artık kelime haznemi daha geniş kullanabiliyorum yazarken, bir kelimenin ikinci veya üçüncü varyasyonunu bulabiliyorum ve bu beni çok mutlu ediyor. Hatta bazen bildiğimden habersiz olduğum kelimeleri bile kullanıyorum. Ancak konuşmaya geçiremediğim hala bu kelime haznesini. Zaten ben kendi sesimi duymaktan da çok hoşlanmam.

*Bazı insanların sessizlikleri çok güzel şeyleri saklayabiliyor. Tanıdığım bu sessiz insanlardan birinin iki üç defa konuşmasına şahit oldum ve içerisinde gizli olan deli laf sokmasını dinledim. Bir de sessiz sakin sesiyle laf sokuyor, müthiş oluyor.

*Size samimiyetten uzak insanlar arasında sabır diliyorum sevgili gerçek ve hayali okuyucularım.

8 Ağustos 2014 Cuma

Yersiz Özdeşleşmeler


* Bu melodiyi aslında başka bir şarkıda duymuştum ama yorum okuma alışkanlığım sağolsun orjinalini bulunca kötü sözlerle benzenmiş güzelim melodiyi çarçur etmemiş olduk sevgili gerçek ve hayali okuyucularım.

* Sıkıntılı bir durumda iken bilinçaltımın bana sunduğu Öğüt Rüyası ile bir kez daha bilinçaltımın ne kadar değerli olduğunu fark etmiştim, onun da beni çok sevdiğinin ve önemsediğinin mesajıydı bu. O yüzden çok sevinmiştim ve tabii ki de bana verdiği öğüt doğrultusunda hareket edince sorun çözülmüştü. Ayrıca F.Z.S ile yaptığım kısa ama çok değerli bir sohbetin ardından rüya güncesi tutmaya karar verdim. Gecelek nesiller benim bilinçaltımdan beslenebilir, tabii ben ölüp gittikten sonra.

*Deftere yazdığım ilk rüyada Gaspard Ulliel matematik öğretmenimdi ve bizi quiz yapıyordu, sorular ise fransızcaydı. Bilmediğim bir dil ve matematik birleşince tabii ki nöronlarım hiç yokmuşçasına davrandı ve ben tam sayılı kesiri bileşik kesire çeviremedim. Ühühühühü T.T

*Kargo firmasının "sizi bulamadık, kargonuzu şubeden alın." diye mesaj attıktan bir saat sonra kuryenin gelmesi nasıl sikko bir süprizdir.

* Kargo idefixtendi ve bir kutuydu, içerisinde sadece kitap olan kargoyu köpük içerisinde göndermişler. Benim belleğim Ptt'nin güzel poşetlerinde kim bilir kaç kilonun altında gitti geldi birşey olmadı. Ptt acil postası ile aramdaki bağ hiç kesilmeyecek sanırım. Çünkü orada çalışan teyze ile özdeştirdim, üç sene sonra benimle sohbet eden ve son sınıftayken bana "Üniversiteye yeni mi başladın?" sorusu ile iyice kalbimde yer eden teyze ile. Son sınıfta hippie gibi gezmemin sonuçları beni halkın içine sokmayı başarmıştı. Çok mutluydum, o yüzden forever PTT.

* Esas konuya gelirsek bu sefer havadan konuşmadım ve gerçekten yeni, bayan fantastik yazarların izini sürüp kitaplarını satın aldım. Şimdilik üç tane var.

*Bunları okumama muhtemelen daha çok var. Okuduktan sonra da üşenmeyip yorum  yazmayı düşünüyorum.

*İlk izlenim olarak şunu söyleyebilirim ki kitapların arka kapakları daha güzel tasarlanmış. ama niçiiiiiin böyle yapıyorsunuz?

* Bir de kitapları açarken nedense kendi yazdığım kitaplar bana gönderilmiş gibi heyecan yaptım. Yine durduk yere özdeştirim kendimi yazarlarla.

*Aynanın Diğer Tarafında'nın olayı tam anlamadım, 600 küsür sayfa ve içinde çizimler falan da var. Açılış yazısını yayın evi yazmış ve baya övmüş, övdükleri kadar çıkar umarım çünkü kapaktaki deriler içindeki kızıl abla veya artık abi ise bana çok umut verdi.

* Saat de periler okulunda geçiyor sanırım. İçine bir göz attım, hem Türk isimleri hem de yabancı isimler var. Çok garip yahu, çok yadırgıyorum ben Türk ismi görünce böyle perili vampirli kitaplarda. Buse vampirmiş, vay anasını, bizim Hakan da kurt adammış falan garip yani.

*Siyah Palto'ya göz gezdirdim ve tek gördüğüm nişan olaylarıydı. Konu kuzgunlar neyin, o yüzden beklentim yine yüksek. Böyle nişanlı olayı diye gidiyorrsa bütün kitap; it is bad, very bad.




*Hasretimden dayanamayıp evde Joshua içeceği denemelerine kalkıştım ve tabii ki başaramadım. Kim olduğunu sizin bilmediğiniz ama benim bildiğim sen, Joshua'yı yapıldığı yerde benim için de iç, olmaz mı?