18 Ağustos 2014 Pazartesi

Kahır ve Pringles arasındaki yok edilemez bağ


*İnsanların çok sıkıldığı masa işini yapsam tek sorunum oturmaktan ağrıyacak belim gibi geliyor bana. Hayatımın mesleği masa başıydı, çok yanlış bir dönemeci döndüm ben.

*Öncelikle canımı sıkan şey şu; hayat tarzı bambaşka olan insanların etrafımı sarması ve onların sığlığında bir şekilde sosyal olmaya çabalamam. Yani evde yapılan yemek ve yediğimiz çikolatanın kaç kalori olması neden sohbet konumuz ben bunu bir türlü anlamayacağım. Kalori ve diyet konuları ortamdan koşarak uzaklaşmam için büyük bir etken oldu artık. Obez değilsen sorun yok işte ya, ye ya, ilerde zaten içeçek bir yudum su bulamayacağız, sen kalkmış leblebinin kalorisini hesaplıyorsun. İçim daralıyor.

*Yağmur yağınca neden şaşırıyor bazıları onu da anlamıyorum ben. Yani orta kuşak bölgesindeyiz diye biliyorum ben, bu kuşağa yağmur yağar, kar yağar, dolu yağar.Her sezonda bu şaşkınlığın sebebi nedir? Şemsiyen yoksa ve eve yürüyerek gideceksen yağmur biraz stres kaynağı olabilir, sucuk gibi ıslanacaksan anlayışla karşılarım ama yaz sezonunda yağmur yağdı diye şikayet edenlerin ağzını burnunu kırasım geliyor. İlerde kıçımızı yıkayacak su bulamayacağız. Susuzluktan enfeksiyon kapıp patır patır dökülcez lan. Yağacak tabii!

*Diplomanın getirdiği itibar bir boka yaramıyor. İzin verdiğimiz ölçüde amale oluyoruz arkadaşlar. Ne kadar boyun bükersek o kadar gırtlağımıza otururlar. İş haklarınızı iyi bilin.

*Yaşanan son gelişmeler üzerinden takip ettiğim şahısların bilişim ağları bana gösterdi ki bu ülkede ideoloji sahibi bir avuç insan var. Yüzsüz ve samimiyetsiz çoğu kişi. Ve tek yapabildikleri işlerine geldiği müddetçe muhalefet olmak. Önceden savunduğum düşünceleri bilişim kanalları üzerinden savunmak istemezdim çünkü bir işe yaramadığını düşünürdüm, şekilci gibi konuşup evimde kıçım rahatken atıp tutmak kolay olduğu için anlamsız gelirdi bahsetmek ama artık fikrimi değiştirdim. Olabildiğimce doğru bulduğum fikri veya aktiviteyi desteklemeye ve yaymaya çalıyorum çünkü en azından rahat geçen günümüzün bir kısmında rahatsız hissetmeliyiz. Canımız sıkılmalı ve tadımız kaçmalı. Eğer eliniz altında dünya kadar bilgi ve erişim gücü varsa sadece kıçımızla gülmek için olmamalı, biraz da tecavüze uğrayan çocuklardan, darp edilen bireylerden ve yok yere öldürülen kitlelerden haberdar olup canınız sıkılsın. En azından bu kadarını yapalım.

*Minnet duymayı öğrenmemiz gerek. Minnet duygusu edinmemiz gereken bir olgu. Medeni ayaklarına yatıp teşekkürler havada uçuşurken içi boşalmış ne yazık ki. Gerçekten müteşekkir olmayı öğrenmeliyiz.

*Bunları geniş topluluklara aktabilmek için çok uygun ve çok yararlı bir konumdayım aslında ancak beklentiler ve yakın gelecek bu fırsatı değerlendirmemize izin vermiyor. Kalpsiz doktorlar, mühendisler ve sözde başka prestijli iş sahipleri yetişiyor.

*Olumlu birkaç şeyden bahsedecek olursam; rüya güncesi çok başarılı bir şekilde ilerliyor. Umuyorum ki sene içinde de bu düzeni devam ettirebilirim. Ayrıca hangi ara oldu bilmiyorum ama artık kelime haznemi daha geniş kullanabiliyorum yazarken, bir kelimenin ikinci veya üçüncü varyasyonunu bulabiliyorum ve bu beni çok mutlu ediyor. Hatta bazen bildiğimden habersiz olduğum kelimeleri bile kullanıyorum. Ancak konuşmaya geçiremediğim hala bu kelime haznesini. Zaten ben kendi sesimi duymaktan da çok hoşlanmam.

*Bazı insanların sessizlikleri çok güzel şeyleri saklayabiliyor. Tanıdığım bu sessiz insanlardan birinin iki üç defa konuşmasına şahit oldum ve içerisinde gizli olan deli laf sokmasını dinledim. Bir de sessiz sakin sesiyle laf sokuyor, müthiş oluyor.

*Size samimiyetten uzak insanlar arasında sabır diliyorum sevgili gerçek ve hayali okuyucularım.

4 yorum:

Adsız dedi ki...

susuzluktan patır patır döküleceğimiz günler için kaygılanan sadece biz miyiz acaba? gereksiz yere açık tutulan musluklar ve boşa yanan lambalar için savaş vermem yakın çevrem tarafından bile garipseniyor. rüya güncesine devam:) inceleyeceğim günleri sabırsızlıkla bekliyorum. ayrıca insanların hesapsızca yiyebilme özgürlüğü varken şikayetlenmelerine artık ben de kızıyorum, sağlık sorunları kendilerini esir almadan şikayetlerinden vazgeçmeliler ve hayatı tehlikeye sokmadan yemeliler. doğru bulduğun yolda koş:) öptüm seni bebek. F.Z.S.

MELEKSİ BÖĞÜRÜŞLER dedi ki...

Umarım ki tek kaygılanan biz olmayalım. Ben de deli gibi lamba söndürüyorum, okulda bile nereden geçsem yok yere yanan lamba görünce gözüm dönüyor. Rüya güncesi geçen seferki gibi sıkıcı gitmedi, bir günde üç dört rüya ile sana hayli yüklü bir veri sunuyorum. Yemek yememeyi estetik açıdan sorun edenlerin ağzına çikolata sokucam konuşmaya başladıkları anda. Doğru bulduğum yol umarım beni "gerçek"bir insan ve etrafımdakilere yararlı kılar.

Ben de çok öptüm seni bebetom. (Mektuplaşsak bu kadar olurdu!)

:: RockunzeL :: dedi ki...

Ben de kaygılanıyor"dum". Yıllar boyu geri dönüşüm için evde atık ayıkladım, herkesle bunun kavgasını yaptım, her gittiğim yerde bunu elimden geldiğince uygulamaya çalıştım. Ama ben böyle yaptıkça ayırdığım atıkları inadına çöpe atan insanlarla karşılaştım. Ne yapsam sırf gıcıklık olsun diye ışığı suyu açık bırakan ruh hastaları vardı. Yanlış, biliyorum ama ben de vazgeçtim bu uğraştan. Kendim yapabildiğimi yapıyorum sadece, insanlara laf anlatmaktan vazgeçtim. Bu kadar gerizekalı ve laftan anlamayan bir toplum olamaz; olmamalı..

MELEKSİ BÖĞÜRÜŞLER dedi ki...

Duyarlı ve bilinçli hareket etmeye başlayınca bazılarını neden rahatsız ediyor anlamıyorum. Manyaklar ya. Böyle olmaları çok üzücü gerçekten. Gıcıklık olsun diye suyu açık bırakmak ne demek ya! Okuyunca bile sinirlendim.
Hödüklerin bizim gibileri yıldırmaları çok sinir bozucu. Yine de elimizden geldiğini yapmalıyız sanırım.