24 Aralık 2014 Çarşamba

Am I Wrong?


*Dün yaşadığım içsel buhranım kendini başka sanatsal yönle gösterdi. Kitabı yazarken ki üç cümle anca yazabilmiştim, birden kendime yazamadığım için hakaret dolu sözler sıralamaya başladım. Kendimi kaptırmışım. İki sayfa boyunca hiç durmadan yazdım ve çok zevk aldım. Cidden eğlenceliydi. Belki de kitabı bu haliyle yayınevlerine göndermeliyim.

*Son izlediğim komikli kore dizisi City Hall idi. Dizinin içinde azcık politika vardı. Küçük bir belediyede dönen olayları anlamakta güçlük çektim. Ya gerçekten politikadan bir bok anlamıyorum ya da aynı esnada örgü örmekten olayın ucunu kaçırdım. Tüm suçu örgüye atamayız tabii. Dizi iyiydi ya, izleyin bence.

*Korra nasıl bitti lan!

*Yolda bir araba bize yamuk yaptığında illaki arabanın yanından geçerken sürücüye bakarız. Suratını bilinçaltıma yerleştireyim ki zamanı gelince kime neye göre davranmam gerektiğini bileyim.

*Bahsedecek daha çok olayım vardı.

*Goodreads'te kendime 55 kitabı hedef koymuştum ve bu hedefe ulaşamayacağım. Çok ilginç bir olay değil. Ancak senenin bitiminde bana kocaman Luzır demesini istiyorum.

*İngilizce öğretmeniyim diye her ingilizce kelimeyi bildiğimi varsayanlara onların bilemeyeceklerini tahmin ettiğim türkçe bir kelimeyi soruyorum. Tabiisi bilemiyorlar. Tanpınar'cığım sağolsun. Rahmet içinde yatsın.

*Bir daha ki sefere yazacaklarımı not alacağım. Yazarken hatırlamıyormuşum.

16 Aralık 2014 Salı

One word guides me to another


*Böyle artistik düzeyi kendimce fazla olan başlıklar atıyorum ama içerik tamamiyle çerez olacak.

*Konuşmalardan ve televizyondan dikkatim bozulmasın diye açtığım yüksek sesli müzik dikkatimi dağıtıyor.

*Vedalaşırken her kalıbın önüne "Hadi!"demeyi kim başlattı? Hadi görüşürüz, hadi baybay, hadi hoşça kal. Vedalaşma kalıplarını bile bir giriş ile söylüyoruz ki bunun ne kadar uzun süredir devam ettiğini geçen gün odamdan dinlediğim Yeşilçam filmi ile anladım. Hababam Sınıfı'nın bir filminde çok net bir şekilde Yonca Evcimik'in Hadi görüşürüz dediğini duydum.

*Nemlendiri dudak kremi almak için eczanedeydim, "Nemlendirici ruj istiyorum" dedim. Adam "Lipstik mi?"dedi. "He" dedim "He, ondan." Arkadaş, lipstick ruj demek zaten, jargon ayağını da yemem.

*Erkeklerin nemlendirici ruj sürememeleri kötü bence. Kadınlarla özdeşleştirilen bir görüntüsü olduğu için ürünü kullanamıyorlar. "Nolcak lan, bu kadar şeyden?"diyebilirsiniz. Ancak dudak koruluğu ve kurudukça yalama ihtiyacı, yaladıkça daha çok kuruyup acıması kötü bir loop.

*Soyad devam etsin diye hala oğlan çocuğuna sahip olmak isteyen insanları aklım almıyor. Sanki paşa çocukları, asilzadeler de oğlan çocukları olup soyadları dünyada yankılanmaya devam edecek. Kendi kendimize edindiğimiz ve çok önemsediğimiz sosyal statülerimiz ne kadar komik.

* "Sen kimsin ki benimle böyle konuşuyorsun?"

*Başka bir bayanın Ursula'ya manevi ananem demesi beni azcık üzmedi değil, Ursula'nın bizden haberi bile olmasa da onu bu kadar sahiplenmem yersiz gibi ama tanısaydı beni önemserdi ya, severdi falan, yol gösterip, sıçıp batırdığımda  akıl verirdi. Ne güzel olurdu lan.

*Öz ninelerimin dedelerimin ellerinden öperim tabiisi.

*Öğrencilerim için harcadığım onca emek karşısında her gün hürmet görmek ve elimin öpülmesini istemek çok değil ya.

*Genel olarak Tumblr'ı zaman yiyen bir canavar olarak görüyorum ama aslında bana çok şey kattığının farkındayım. Kimin gönderilerini dikkate aldığınız çok önemli. Civil Rights, Feminizim, sanat, tarihi kişilikler, tarihi olaylar ve belki de hiç bulaşmayacağım fizik ile ilgili bilgileri bu site sayesinde ediniyorum. O yüzden biri Tumblr'ı kötülerse çok pis bozuşuruz.

*Öğrencilerimden biri Last Air Bender'a sıkıcı deyince gözüm döndü. Aramızdaki ilişki bitti, benimle bir daha konuşma dedim. Kabul etmiyorum, dedim. Meğer filmden bahsediyormuş. He tamamdır, sorun yok o zaman diyerek konuşmayı sonlandırdık.

*Müzik eşliğinde yazdığımdan yarı bilinçli cümleler kuruyorum.

* Oyun içerisinde ağlamak fiilini  rol yapmayı reddeden ve bunun erkekliğine yakışmadığını ima eden öğrencim hatrına lütfen küçük oğlan çocuklarının istediklerince ağlamalarına izin verin.

13 Aralık 2014 Cumartesi

SAHNENİN DIŞINDAKİLER


*İsabetli tek bir hareket veya fikri olmadığını, her gün hadiselerin yumruğuyla yeni baştan bir daha öğrenen bir toplulukta, bu tecrübe kelimesinden ne kastedilirdi, bunu çok sonra anladım.

*Yarabbim, gök ne kadar güzeldi. Ne kadar kandırıcı bir sesle bana yalnız kendimi düşünmem nasihatını veriyordu.

*Bir devlet batarken hısım ve akrabanın selameti düşünülmez.

*-Altı asırlık...
-Bırak şu altı asırı. Milletimizi duvarın dibine dayamışlar, siz hala altı asırdan söz ediyorsunuz! Ben size bugüne, bu ana ait işten bahsediyorum. Siz hala bir devlet-i muazzama diye tutturmuş gidiyorsunuz! Derimiz yüzülüyor, haberiniz yok mu?

*Kim bilir belki de neşe ve hayat emniyeti içinde felaketin bile kendisine güler yüzle gelmesini istiyordu. Fakat, kıvvet, o kadarcık olsa bile dostluğu ve muameleyi kabule razı değildi. Ona zaferinin maddi üstünlükleri yetmiyordu. Ayrıca bu zaferin manevi istismarını da yapacak, hayatına hakim olduğu şehri ve insanlarını da küçültecekti. Kıymetleri muhafaza etmenin imkansızlığı!

*Adamın o günkü hali hazin bir şeydi. Konuşan, gülen, kendi menfaatleri için çalışan, kızan mahluk, bir kelime ile insan, sadece bir mekanizmanın eline geçmekle küçük, zavallı, ürkek bir mahluk olmuştu. Gözleri, görmekten ziyade yalvarıyor, zaman zaman da kaçacak bir yer arar gibi etrafına bakınıyordu. Ona merhametten ziyade, insanoğlunun kendi benzerini bu hale koyuşu beni çileden çıkartıyordu.

*Bize kapıyı, ilk bakışta bütün iyilik kabiliyetleri doğduğu gün ebesi tarafından çalınmış hissini bırakan bir kadın açtı.

*İtiyat, dikkati köreltir.

*Belki de ahlak yoktu, iyilik yoktu, vazife yoktu. Hiçbir şey yoktu. Sadece bazı şeylere kabiliyetsizlik, bazı şeyleri kendisine neyletmek vardı. İnsiyaklarından korkmak ve kaçmak vardı. Belki de sadece terbiye ve korkmak vardı.

*Sülayman Bey bir mezarlık gibi ölümle doluydu. Bakışının dokunduğu her yerde irin dolu keseler patlıyor, sağlam uzuvlar çürüyor, ten et olup kopuyor, kemik un gibi ufalanıyor, insan eli leblebi gibi küçük parçalarına dağılıyordu.

*Bulutların yıldırım ve şimşek kokusunu koklayabiliyor.

5 Aralık 2014 Cuma

To restrain order


*Küfür Yumağı'm kabarıyor gün be gün.

*Öfkemi yazıyla bile aktaramıyorum, öfke zehirlenmesi geçireceğim.

*Güç insanları bu kadar çirkinleştirmemeliydi. Bu kadar mantık dışına itmemeliydi.

*Elde edilen onca başarıyı göz ardı edip bir başarısızlık ile bütün otorite figürleri tarafından eleştirilmek şuana kadar aldığım maaşlarım hepsini karşıladı gerçekten.

* '....mısınız? misiniz?' li emir ve aşağılama cümleleri 3 aydır koltuğu olan bir adamdan geliyor.

*Bu kadar moronca davranan insanların benden en az 10 yaş büyük olmaları harcadıkları zamana saygı duymamı engelliyor. Zamanla bilgeleşmek gerekmez miydi?

*İki ucu boklu değnek üzerindeyiz.

*Ben ne kadar yıldız atarsam atayım öfkem geçmeyecek, içimde minik bir kütle olarak yer alacak. Beslenen bazı nefretlerin saf ve yerinde olduğuna inanıyorum ve ben bu haklı nefretlerime değer veriyorum. Parası ödenen bir fahişe imişiz gibi çalışanlara ağzına gelen söylenirse ettiğim tüm ah'lar fitil fitil çıkacaktır zaten. Ve bu ah'lar bedenlerinden ıstırapla çıkarken ben ve nefretim memnuniyetle varlığımızı sürdüreceğiz.

*(Alesim bombok.)