13 Aralık 2014 Cumartesi

SAHNENİN DIŞINDAKİLER


*İsabetli tek bir hareket veya fikri olmadığını, her gün hadiselerin yumruğuyla yeni baştan bir daha öğrenen bir toplulukta, bu tecrübe kelimesinden ne kastedilirdi, bunu çok sonra anladım.

*Yarabbim, gök ne kadar güzeldi. Ne kadar kandırıcı bir sesle bana yalnız kendimi düşünmem nasihatını veriyordu.

*Bir devlet batarken hısım ve akrabanın selameti düşünülmez.

*-Altı asırlık...
-Bırak şu altı asırı. Milletimizi duvarın dibine dayamışlar, siz hala altı asırdan söz ediyorsunuz! Ben size bugüne, bu ana ait işten bahsediyorum. Siz hala bir devlet-i muazzama diye tutturmuş gidiyorsunuz! Derimiz yüzülüyor, haberiniz yok mu?

*Kim bilir belki de neşe ve hayat emniyeti içinde felaketin bile kendisine güler yüzle gelmesini istiyordu. Fakat, kıvvet, o kadarcık olsa bile dostluğu ve muameleyi kabule razı değildi. Ona zaferinin maddi üstünlükleri yetmiyordu. Ayrıca bu zaferin manevi istismarını da yapacak, hayatına hakim olduğu şehri ve insanlarını da küçültecekti. Kıymetleri muhafaza etmenin imkansızlığı!

*Adamın o günkü hali hazin bir şeydi. Konuşan, gülen, kendi menfaatleri için çalışan, kızan mahluk, bir kelime ile insan, sadece bir mekanizmanın eline geçmekle küçük, zavallı, ürkek bir mahluk olmuştu. Gözleri, görmekten ziyade yalvarıyor, zaman zaman da kaçacak bir yer arar gibi etrafına bakınıyordu. Ona merhametten ziyade, insanoğlunun kendi benzerini bu hale koyuşu beni çileden çıkartıyordu.

*Bize kapıyı, ilk bakışta bütün iyilik kabiliyetleri doğduğu gün ebesi tarafından çalınmış hissini bırakan bir kadın açtı.

*İtiyat, dikkati köreltir.

*Belki de ahlak yoktu, iyilik yoktu, vazife yoktu. Hiçbir şey yoktu. Sadece bazı şeylere kabiliyetsizlik, bazı şeyleri kendisine neyletmek vardı. İnsiyaklarından korkmak ve kaçmak vardı. Belki de sadece terbiye ve korkmak vardı.

*Sülayman Bey bir mezarlık gibi ölümle doluydu. Bakışının dokunduğu her yerde irin dolu keseler patlıyor, sağlam uzuvlar çürüyor, ten et olup kopuyor, kemik un gibi ufalanıyor, insan eli leblebi gibi küçük parçalarına dağılıyordu.

*Bulutların yıldırım ve şimşek kokusunu koklayabiliyor.

Hiç yorum yok: