10 Ocak 2015 Cumartesi

Uzun süreli hafızam


* Geçen gönderide uzun süreli hafızam beni yarı yolda bırakınca buraya yazcaklarımı not aldım ve bu sefer planlı bir şekilde ilerleyeceğim ancak beyin fırtınama durul da demeyeceğim.

*Yakın bir tarihte komikli kore dizilerine geri dönmüştüm. Son izlediğim dizi It's Okay, That's Love idi. Plot twistleri ile hoşuma gitti, bir de sanırım baharda veya yazda çekilmiş, renkler çok parlaktı, benim içimi açtı ancak konu beni sersemletti. Şöyle ki; psikoloji üzerinden gidiyordu ve ana karakterler zaten doktor idi esas oğlan dışında, o da bazı küççük sorunları olan bir yazardı. Her zaman ki gibi konuyu anlatmayacağım yalnız genelde diziler bir seyirde gider. Komikse daha komik olur ya da komikten drama geçer en son komik olur. Bu dizi çok dengesizdi ya, bir komikti bir dram yüklüydü. Bütün bir cumartesi-pazar diziyi aralıksız izleyince kendi gerçekliğime dönemedim. Kendimi o dizinin bir parçası gibi hissediyordum. Nibiçim üzüldüm ya, kendimi cidden zor toparladım. İzleyin, güzeldi.

*Ancak konum bu değildi. Dizideki bir karakter şizofeniden muzdarip. Birkaç bölümde bu hastalığın tedavisi ile ilgileniyorlar, nasıl ve neden ortaya çıkmış, belirtileri ne, zararları ne olabilir, bilimsel açıklaması vb. gibi türlü bilgiler veriyor ara ara. Bölümün dolmasını beklerken yorum kısmına baktım ve birinin sanrılara cin dediğini gördüm. "Bence de gerçek çünkü bizim dışımızda da yaşayan varlıklar var. Bence o cin."dedi ya, kötü olan bunun bir ikincisi olması. O kadar açıklama yapılırken bu kişi neyi seçip algıladı acaba?

*Bir de ben, bildik oyuncular olunca dizileri daha çok seviyorum, neden bilmiyorum. Sanki yeni bir ortamda bana eşlik edeceklermiş gibi geliyor.

*Kendi iradesi çok düşük biri olarak çare için spor salonuna yazıldım.

*Üniversitenin son yılında rehberlik dersinin final sınavı idi. O dönem Ölçme ve Değerlendirme dersi aldığımız için bir sınav nasıl hazırlanır bokuna kadar biliyorduk. Rehberlik Final sınavı Ölçme ve Değerlendirme kriterlerine göre o kadar kötüydü ki sinirimden soruları zor cevaplamıştım. Profesör kıdemindeki biri daha sınav hazırlamayı bilmiyordu ve ben sinirden kendimden geçiyordum. Cevapları birbirinin içinde olan soruları görünce normalde çok sevinmem gerekirdi ama benim gözüm dönmüştü. Bir soruda, harflerin içine FUCK YOU yazmıştım. Lisanslı bir bebe olarak öfkemi bu kanal ile akıtabilmiştim.

*Geçen hafta beyaz bir saç teline sahip olduğumu gördüm. Şahit olduğum kadarıyla ilk beyaz saç insana biraz panik veriyor. Ancak ben aynada beyaz saçımı görünce ehehehe moduna girdim. "I am becoming a silver lady." diye dolanmaya başladım.

*Geçen blog tasarımım F.Z.S'nin fark ettiği üzere birkaç yıl önce aldığım taytın desenindeydi. Şimdi de farkında olmadan blog tasarımıma benzeyen bir elbise almışım. Ona Perde diyorum çünkü perdeye benziyor, benzemiyor mu?

*Dün THE GIVER'ı izledim. Film ile hemfikir değilim. Duygular olmadan yaşamanın anlamı nedir ki diye sorgulayıp olumsuz duygulara( kıskançlık, nefret, öfke vs.) rağmen olumlu duygular edinilmeli diye mesaj veriyordu. Ancak filmde bir kısımda dişleri için başının ortasından vurulan fili gösterdikleri anda fuck it diye bağırasım geldi. Godoş davranışlarımızdan kurtulacaksak bence olumlu duygular feda edilebilir. (Filin ölümünü gördükten sonra verdiğim zincirleme tepki)


4 yorum:

Adsız dedi ki...

fotoğrafı gördüğümde "Allah'ım bu bir elbise olmalı nolur elbise olsun çünkü Elfomun üstünde çok güzel duracaktır" dedim kendi kendime :) güle güle giy bebek. yazmayı hiçbir zaman bırakma, her daim takipçinim :* F.Z.S.

MELEKSİ BÖĞÜRÜŞLER dedi ki...

Teşekkür ederim bebetoom. Yazmak zamanla daha da zor gelse de bırakmayacağım tabii, mektubunu da uygun vakitte göndereceğim hediyenle, ehehe heyecanlan.

Adsız dedi ki...

O_O aman Allah'ım çok fena heyecanlandım. Aşkla bekliyorumm... yarıyıl tatiline girmeden gelir dimi:) sabırsızlandım şimdi :)...F.Z.S.

MELEKSİ BÖĞÜRÜŞLER dedi ki...

Çok yazamadım yine ama. Perşembe göndermeye çalışırım. Ara tatile kalmaz.