14 Şubat 2015 Cumartesi

Spotless Mind # 2

Eylül 2010'dan

*Çokta havalara girmiştim habulki.(Bu halbuki kelimesi çok hoşuma gidiyo.  (Halbuki hala hoşuma gidiyor. Hayalkırıklığımı ifade edebilmemde en uygun araç. (yazım hatarım diz boyu, çok üzücü.))

*Gitarlı küpe de aldım. (Gitarlı küpemin teki kayboldu, diğeri ise takı kutumun tenha diplerinde. 4 yıl öncesi kadar değerli değil.)

*Favorilerim uçtuğum rüyalar. (Artık rüyamda uçtuğumu görmüyorum. En azından rüyamda uçtuğumu görmek eğlenceliydi ve son zamanlarda tekniği öyle iyi kapmıştım ki yeterince odaklansam burada bile başarabileceğimi düşünüyorum. Şimdi biraz paslandım. Rüyamda bile uçmuyorum.)

*Facebook hesabım yok.Yani bildiğiniz hiç yok.Açılıp kapatılmış değil hiç hiç hiç yok. (Facebook hesabım hala yok. Bu kendimle kıvanç duyduğum bir konu.)

*Millet Edward'ın peşinden koşarken ben Lestat'ı tişörtüme bastırıp göğsümde taşıdım.Her zaman da taşırım. (Lestat tişörtümü attım. Ancak Lestat hala en sevdiğim vampir olmayı sürdürüyor, vampirlerden tıka basa doymuşsam da.)

*Toplu taşıma araçlarında ayakta kalmak ve bir yere tutunamamak...işte en büyük korkum. (Büyümem ile artık en büyük korkum veya korkularım değişti. Ancak bu endişelerim arasında yerini kimseye kaptırmıyor.)

*Kulağıma üçüncü deliği açtırmak istiyorum.Ciddenn istiyorum yaaa. (Kulağımda üçüncü deliği açtırmadım. Tırstım.Artık istemiyorum.)

*Ortaokulda ve lisede uyuz olduğum kişiliklere hala uyuzum. (Evet, hala onlara uyuzum.)

*Son sınıftayken çömler bizden kat kat havalı dururdu.  (Bu üniversitede de değişmedi.)

*DERS SEÇME:Bu da ayrı bi kıllık,üzerinde çok düşünülmüş sanırsam. (Üniversitenin kanser oluşumu hızlandıran olaylarından bir tanesiydi benim için. Hala daha hatırladıkça içim sıkılıyor.)

*DAHA AYLARI BİLMİYOR BİR İNGİLİZCE ÖĞRETMENLİĞİ ÖĞRENCİNİZ.TAM KENDİM OLUYORUM.HOCA KALK DESE AYLARI SAY DESE YÜRKÇE MEALİ İLE YAPAMAM VALLA. (Her dönem, öğrencilere öğretirken öğrenip onlarla birlikte unutuyorum. Çözemedim bu ayları bir türlü.)

*BİR KÜSTÜĞÜMLE BARIŞMAM ÇOK ZOR OLUYOR. (Yeni arkadaşlık kurmak bile benim için artık zahmetliyken barışmak...)

*GERARD’I GERART CEDRİC’İ KETRİK DİYE SÖYLERDİM ESKİDEN. (En azından denemişim.)

*DAKTİLO İSTİYORUM.BULURSAM KİTAPLARIMI ORDA YAZCAM.KİTAPLARI OLMASA BİLE BU ŞAÇMA ŞEYLERİ.KESİN BİRSÜRÜ YAZIM HATASI OLUR. (Daktilo alsam sırf çıkan ses için alırım. Kitapları onda yazmam. Yazım hatam ölümüne olur.)

*Arkadaşımın  gördüğü herkese beni yazar olarak tanıtması.
Herkesin beni yazar olarak tanıması.
Kitabımın daha üçte birini yazmama rağmen "Yazar"sıfatını kazanmak.
Egom zeplin gibi. (Artık şahsi tanıdığım kimseye kitap yazdığımı/yazmaya çalıştığımı söylemiyorum. Boş konuşuyor hissediyorum kendimi. Yazıyorum diye yazar kabul etmiyorum kendimi. Kitap basılırsa da etmeyeceğim. Bir kitapla yazar olunmaz. Egomun ağzı olsaydı da vurabilseydim.)

*Yurdun iğrenç yemeklerini yemek. (Yurdun yemeklerinden sonra hiçbir yemek bana kötü gelmedi. Hatta şikayetlene cevabını verdim. Yediğiniz yemeğe değer verin, değer. (Yalnız beşamel soslu tavuk harika oluyordu, o ayrı.))

*Lan diyince sinirin yatışıyor.Ne ilginç. (Artık 'fuck'ı kullanıyorum. Level up!)

1 Şubat 2015 Pazar

Without the Web


*İyi günler sevgili gerçek ve hayali okuyucularım. Tatil olduğundan ve çok az insan ile iletişime geçtiğimden bu zamanı huzur içerisinde hatta tatilde değil de hayatımı olağan akışında yaşıyormuşum gibi geçirdim. O yüzden bu seferki gönderim geyik niyetine olacak. Holley. (Bunu ağız dolusu söylemek bana nedense çok büyük bir tatmin duygusu yaşatıyor.)

*Yine uzun süreli hafızamın ipiyle kuyuya inmedim ve yazacaklarımı not aldım. Şöyle ki;

*Komikli kore dizilerine geri dönmem ile birlikte eski rahatsızlıklarım nüksetti. Bunlardan biri, kurgu içerisinde cool göstermeye çalıştıkları mimiksiz erkek oyuncular. O surat yapısına ve duruşuna ben ergenliğimden beri sahibim. Bu şekilde rol yapmanın çok zor olduğunu düşünmüyorum çünkü bu konuda ben doğuştan yetenekliyim, genlerimde var. İstesem Güney Kore'de cool erkek karakterlerini çok başarılı bir şekilde  canlandırabilirim.

*İkinci sıkıntı ise erkek karakterlerin romantik duygularını sözel ifade etmekten yoksun olduklarından biraz da olsa ilgilerini abusive yollarla aktarmalarıdır. Yani "Yanımda kal sevdiceğim."diyemediğinden kolundan tutulup geri çekmeler, kız uyurken öpmeler, diğer adamın (diğer adam yüzde doksan vardır) gözünü korkutmaya çalışmalar falan bana artık fazlasıyla abusive geliyor. Cıkcıklayarak izliyorum dizileri.

*Anlatmaktan ziyade dinlemekte daha başarılı olduğumdan insan ilişkilerim genelde pasif geçmiştir ki bunca zaman anladım ki dinleyebilmek marifetmiş. Her neyse, ben canı gönülden dinlediğim ve ağzı sıkı olduğumdan yakın veya uzak çevrem bana sorunlarını ve kişisel meselelerini anlatmaktan çekinmez. İstesem etrafımdaki çoğu insana azap çektiririm çünkü sır heybem hayli dolu. Mohmohmoh!

*Gelecekten ziyade geçmişten haz alan yapıp kaçınılmaz olarak beni istifçi yapmıştı, bu hem maddi dünyada hem de dijital dünyada kendini gösteriyordu. 8 sene önce beğendiğim, gün gelir böyle bir elbise diktiririm diye belleğe kopyaladığım elbiseyi ,yakın bir tarihte kitap kapağı olarak görmek beni şaşırttı. Havadan konuşmadığımı göstermek için size görsellerle geldim.

         
*İstesem kapak tasarımcısı da olabilirim yani.

*Artık dışarıda ilgi çekici bir bayana gözlerini diken bir karşı cins gördüğümde beni fark edene kadar ben de gözlerimi ona dikiyordum ki fark ediliyorum. Onlara kınayan bakışlar attığımı gördükleri anda kafalarını başka yöne çeviriyorlar ve azıcık da olsa kendilerinden utandıklarını seçebiliyorum. Birazdan cinayet işleyecekmişcesine bakışlara sahip olmak yararlı artık. Size de tavsiye ediyorum.

*Hayatımda her zaman toplu ortamda alkışın nasıl başladığını, kimin başladığını çok merak ederdim. Rüzgar gibi bir şey çünkü. Ancak okulun son gününde, kapanış konuşmasında, yanımda oturan öğrencim bu merakımı giderdi. Mutlak sessizlikte ellerini bir defa tereddütle çırptı ve herkes alkışlamaya başladı. O an yepyeni bir deneyim edindiğimi anladım. Umarım bir gün siz de bunu tecrübe edersiniz, görmeniz gereken bir olay.

*Bir ay boyunca olabildiğince spora gittim ve fitness'da daha başarılı olduğumu hocam ile anladık. O spora yatkın vücuduma veriyor ancak esas olay benim içsel motivasyonumda bitiyor. Tam pes edip aletten inecekken kendime şunları söylüyorum: "Post-apoliptik-distopik bir dünyadasın. Koşman lazım yoksa boku yersin. Bacakların kuvvetli olmalı çünkü zamanı gelecek duvarlara tırmanacaksın ve kol kaslarına ihtiyacın var çünkü zamanı gelecek birilerine yumruk atman gerekecek. Yoksa boku yedin."  Böylece turları başarıyla tamamlamış oluyorum.

*İki gün internetsiz kaldım. Bunun getirileri olduğu kadar -ev işinde istek artışı, yazma hevesi ve bunu hayata geçirme, daha çok kitap okuma vb.- götürüleri de oldu. Zaman geçsin diye kendimi Flo Diner Dash oyununa kaptırdım. Görev bilincimi o kadar yüksek tutmuşum ki gözlerimi kapattığımda elleri havada sipariş vermek isteyen insanlar görüyordum, çoğu da kırmızı elbiseli kızlardı. Neyse ki artık geçti, karnını doyurmak için bana hevesle bakıp hizmet bekleyen animasyon insanlar görmüyorum.

*Adam, kadına laf çarpar. Kadın, adama son sözü söyler ve arkasını döner. Kadın bir adım atar, ikinci adımında adam onu bileğinden yakalar. Kadın yavaşça adama döner. Dudakları yarı aralık haliyle önce bileğini kavrayan adamın eline sonra- gözünü bir kere yavaşça kırpar- adama bakar. Gözlerini açabildiği kadar açar, dudakları bir şey söylemek üzere gibi aralık durmaya devam eder. Adam duygusal birkaç cümle söyler. Kadın bunu yemez, kolunu sallayarak adamın elinden kurtulur. Kadın, adama lafı koyar. Arkasını dönüp gitmez üzereyken adam kadına arkasından sarılır. Kadın gözlerini kocaman açar, adam çenesini kızın omzuna yerleştirir ve gözlerini kapatır. Kız ne yapacağını bilemez. (istesem kore dizisi yazabilirim de.)

(İstesem her boku yaparım lan.)