3 Mayıs 2015 Pazar

YAZIM HATALARIM VE ANLATIM BOZUKLUKLARIM


*Merhaba sevgili gerçek ve hayali okurlarım. Aslında başlığı ingilizce atacaktım, misleading words diye ama vazgeçtim, sonuçta ana dilimde yaptığım rezillikleri daha net anlatabiliyorum. O yüzden başlık budur.

*Canım sıkılınca bazı bazı yaptığım gibi kitap okumak yerine kendi blogumdaki gönderileri okudum. Kendi ürünümün bana yabancı gelmesinin ilginçliğinin yanı sıra yaptığım onca anlatım bozukluğu kendimden utanmama sebep oldu. Tam da şimdi gerçekleşen bu kendini uzun cümle kurmaktan alıkoyamama alışkanlığım (keşke kitap yazarken de bu denli akışkan ve renkli yazabilsem) beni yüzde yüz bir luzıra dönüştürdü. O yüzden cümlelerimi daha kısa ve onları kontrol ettikten sonra yayınlamaya karar verdim. (That's it babe!)

*Önceden kararlaştırılmış yıldızlarım ile devam ediyorum.

*Geçen gönderimde bahsettiğim üzere wattpad'de basılan kitapları okudum. Biri Karanlık Lise, diğeri Kötü Çocuk idi. İkisini de okurken içimdeki feminist elfim acılar içinde kıvrandı ve geleceğe umutsuzca baktı, bu kitapların yazım süresince sorumlu kişileri kınadı. Çünkü feminist elfimin en çok rahatsızlık duyduğu şey esas oğlan ile esas oğlanın takıldığı kızlar hakkın yapılan haksız yorumlardı. Şöyle ki, her iki kitapta da esas oğlan önüne gelen kız ile, daha doğrusu beğenileri karşılayabilecek kızlar ile birlikte olup sonraki gün o kızları yok sayarken bu davranışı gayet normal resmedildi. Hatta 'doyumsuz beyefendi'diye betimlendi. Ancak yazıldığı üzere çok ama çok ama çok yakışıklı ve etkileyici ve ağız sulandırıcı ve kalpleri hızlandıran ve ilk haftadan kendine aşık eden esas oğlan ile birlikte olan kızların hepsi sürtüktü, orospuydu ve şıllıktı. Cinsel isteği olan erkek çapkındı ve o erkeğe cinsel yönelimi olan, esas olmayan kızların tümü şırfıntıydı. wow,wow,wow. Bir neslin daha kendi hemcinslerine yakıştırmalar yapmasına hazır mıyız?

*Hal durum böyle olunca bloga içimi dökmeden önce tepkimi Goodreads'te göstermek istedim ve her zaman ki gibi elime yüzüme bulaştırdım. buyurun, bakın please;

(İsmimi neden karaladım bilmiyorum. Sanırım daha önce hiç burada yazmadığımdan.) Yaptığım yazım yanlışları ve anlatım bozuklukları yüzünden ciddiye alınmayacağım. Ühühüh. Damn it.

*Tam olarak iki gün önce aydınlanma yaşayarak çocukluk sevdamı katlettim. Tumblr'da pırlantalarla süslü bir poketopun resmini paylaştığım anda Pokemon dünyasının nasıl da çürümüş, nasıl da canice olduğunu fark ettim. Bir nevi pokemonlar üzerinden eğlence yaratmak ve onların üzerinden itibar kazanmak. Bir nevi değil resmen öyle. Pokemonlar hayvanlar baz alınarak tasarlandıysa bu hayvan dövüşçülüğüne girer. Yarabbim, pokemonları poketoplarda hapsediyorlar bir de. Artık pokemon'a eskisi gibi bakamayacağım. Eğlence için başka canlıların sömürülmesine karşıyım. Bir de arkadaş oluyoruz ayağı yapıyorlar ya. Fuck off! (Ciddi üzüldüm yalnız.)

*Kim zamanında ne yaptı hatırlamıyorum ancak çok yetenekli insanların Hollywood'da bulunduğunu düşünmek saçmalık. Veya konumu daha da genişletirsek Amerika'da. Bir Kore komedisi, bir Hint dramı, bir Japon gerilimi kıytırık Hollywood filmlerinden daha az izleyici kitlesine ulaşıyor diye onlardan daha az yetenekli insanların çalıştıkları anlamına kesinlikle gelmiyor. Örnek verdiğim ülkeler upuzun bir liste haline gelene kadar çoğaltılabilir. (Ben yetersizim.)

*Heyecanlanıp aksiyon ve dövüş sahnelerini yazamamama bayılıyorum.

*Ben koreografiyi çok beğendim ya, çok etkilendim.

3 yorum:

Adsız dedi ki...

aklıma hayvanat bahçeleri ile ilgili yaptığımız tartışma geldi. o zamanda aynı cümleleri kurmuştun ben aslanı, zürafayı, su aygırını, flamingoyu filan başka nerede göreceğiz deyince. hey gidi günler heyy...

missnobody.

MELEKSİ BÖĞÜRÜŞLER dedi ki...

Sonra benimle hemfikir olmamış mıydın ama? Ne güzel günlerdi, Pilita'da takılırken falan ühühüh.

Adsız dedi ki...

https://www.youtube.com/watch?v=dFh71_ftxLE