23 Ağustos 2015 Pazar

Fantastik Türkler -2-


*Fantastik veya bilimkurgu yazan Türkleri okumaya hayret uyandırıcı bir şekilde devam ediyorum.

*Diğer kitap blogları gibi kasarak yazamayacağım. Bodoslama dalıyorum.

*Bir kere kapak benim çok hoşuma gitti. Do not judge a book by its cover gibi bir durum yok çoğumuzda. Kapağın kalitesi sanki içeriğini yansıtıyormuş gibi bir izlenim ediniyoruz her seferinde ve bu kitapta yanılmıyoruz da.

*Ne hikaye okuyabilen ne de yazabilen biri olarak bu kitaptan etkilenmeyeceğimi düşünmüştüm ancak öyle olmadı. İlk hikaye tam benlikti.

*En sevdiğim hikayeler Rüya Tarifleri, Melek, Güneş Hırsızları idi.

*Rüya Tarifleri büyülü gerçeklik tadındaydı. Zaten rüyalarla ilgili her şey ilgimi çektiğinden okumakta zorlanmadım. Ayrıca hikayenin bir kadının bakış açısından anlatılması  hoşuma gitmişti.

*Baş karakterin kadın olduğu diğer hikaye Güneş Hırsızları idi. Bu hikaye distopikti ve isyan içerikliydi. Romana dönüştürülebilecek kapasitesi vardı. Roman olsa hiç sıkılmadan okurdum. Çoğunlukla Türk yeni yazarlarda okuduğumuz o kasıntı hava yoktu. Gayet samimi ve şakacı  bir dille yazılmış. Genel olarak kitapta günlük dil kullanılması benim hoşuma gidiyor.

*Melek'te ise en sevdiğim plot twistlerden vardı. Benim yazmak istediğim türde bir hikayeydi kesinlikle.

*Her hikayenin kendi ana fikri vardı, kitap bu yüzden ayrı güzeldi. Birilerine taş atıldığı oldu, Ozzy'nin olaylara dahil edildiği oldu.

*Son dört ya da beş hikaye tamamen uzaylıları konu alıyordu. bir yerden sonra ben sıkıldım ama her uzaylı farklı çeşitlerde kurgulandığından pek sorun edilecek bir şey çıkmadı.

*Bence zevk alarak okunulacak bir kitap.

*Hep dediğim gibi dandik yabancı fantastikleri (hele hele YA'ları) okuyacağınıza bunlara zaman ayırın.


(Blog yazmayı unutmuşum.)

2 Ağustos 2015 Pazar

To be fond of Solitude


*Biraz önce makale yazar gibi gönderiye başladım ama ben yine içimde biriktirdiğim zehrimi akıtmak için geldim. Aşırı resmi cümleler kurarak derdimi anlatmak istemiyorum. Gerekirse söverim.  (Millete laf sokmayı iş edinmiş gibiyim, size dokunan bir konu varsa söyleyin onu da yazarım.)

*Ben introvert bir kişiliğim, içe dönüğüm. Çocukken de içe dönüklüğümü hardcore yaşadım şimdi de öyle yaşamaya çalışıyorum ama hem işim dolayısıyla hem de yaşımdan ötürü benden dışa dönük davranmam bekleniyor.

* İnsanların beklentilerini karşılamak gibi bir yükümlülük hissetmiyorum artık. Bunu ortaokulda ve lisede yeterince yaşadım, artık beklentiler umurumda değil, insanların benim hakkımda oluşturdukları negatif imaj beni ırgalamıyor.

* Çocukken yolda yanımdan geçen bir kadının benim için ne kadar suratsız dediğini duyduğumdan beri bu yorumlara alışığım. Ben asık suratlıyım çünkü kalabalıktan hoşlanmıyorum ve bazen sadece bağırsak gibi hareket eden varlıkların içinde yaşamak istemiyorum. Topluluklardan hoşnutsuzum, bunu yüz ifadem ile yansıtmam benim hakkım ve bu hakkı sonuna kadar kullanacağım.

*Ben kimseyi dışarı çıkma, gezme, yeni arkadaşlıklar kurma diye ikna etmeye çalışmadım ancak benim bazı etkinliklere katılmam için dört koldan ikna operasyonları yapıldı. Kendimi yeterince açık ifade etmeme rağmen her defasında daha girişken, daha güler yüzlü, daha da sıcak kanlı davranmam gerektiği söylenildi. Hatta meslektaşlarımdan  biri bunu had sınırını aşmayacağını düşünerek 'abla tavsiyesi' kısvesi altında bana daha çok gül dedi.

*İçe dönük biri olarak öğretmenlik için kendimi parçalamam yetmiyormuş gibi bir de gözümün gördüğü herkese ılımlı davranmam beklenildi.

*Duvarların değil insanların beni klostrofobik hissettirdiği pek dikkate alınmıyor. Var olmanızın yoğunluğu kaldıramıyorum. Bedenleriniz, enerjiniz, hele ki sesiniz beni kısıtlıyor, çığ gibi üzerime geliyor ve buna katlanmam bekleniyor.

*Evde, odamda zaman geçirmem beni sıkıcı yapmıyor, ben kendi başıma zaman geçirmeyi iyi biliyorum.

*Ben yalnızlığı seviyorum. Çevremde az insanın olmasını seviyorum. Gece balkonda kendi başıma oturmaya bayılıyorum. Yalnız gezmeyi, sinemaya gitmeyi, yemek yemeyi seviyorum.

*Yalnızlığıma her zaman sahip çıkayacağım.