31 Aralık 2016 Cumartesi

Bullshit.


*Merhaba sevgili okuyucular. Evrende mini minicik varlığınızı sürdürmeniz nasıl gidiyor?

*2017 yılının daha güzel olacağına inanmak tam bir bullshit.

*Enerji kullanımını kesip onarım var demek tam bir bullshit.

*Çay vermem dediniz diye hapse atılmak tam bir bullshit.

*Çoğu şey bullshit.

18 Kasım 2016 Cuma

İ am a fucking pessimist.


*"Ben cidden çocuk yapmayacağım" dedim.

*Güldü.

*" Kimse beni ciddiye almıyor ama 20 sene sonra görürsünüz."dedim.

*Güldü.

14 Kasım 2016 Pazartesi

Mental breakdown


*Seneye idealist ve hümanist başlayan her öğretmenin üç ay içinde sinir krizine girdiğine şahit oldum.

*Lanetler okuyarak sınıftan çıktılar.

*Demek ki sorun sadece biz, öğretmenler, değiliz.

12 Kasım 2016 Cumartesi

selfcare


*Kendime verdiğim sözlerin hiçbirini tutmuyorum.

*Aslında kendi işimi aksatıyor sayılırım.

*Kendi zamanımı heba ediyorum.

*Kendimi bekletiyorum.

*Sevmediklerime bile bunları yapmazken neden kendime yapıyorum?


27 Ekim 2016 Perşembe

The rice


*Merhaba sevgili gerçek ve hayali okuyucularım. Hayattaki savruluşunuz nasıl gidiyor?

*Hal hatır sorduktan sonra hafta boyunca aldığım notlardan devam ediyorum.

*Okuduğum diğer blog yazarlarına yorum bırakmam çok nadirdir. Genellikle söyleyecek bir şey bulamadığımdan sadece okuyup geçiyorum ama bazen içimden bir şey söylemek geliyor ve yorum bırakıyorum. Karşılık vermediklerinde sinir oluyorum. Öğretmenler odasına günaydın diyerek girip cevap alamamışım gibi oluyor. Hoşuma gitmiyor.

*Bir de bu blog yine işleyişi değiştirmiş. Kullanıcıların adreslerini göstermiyor. Ben nasıl yeni blogger keşfedeceğim acaba?

*Küçükken evde yapılan pilavın hiç bitmediğini sanırdım. Çünkü evde her gün pilav yenirdi. Sonra bir gün tüm dünyam sarsıldı. Annem tavuklu pilav yaptı ve ertesi gün yoktu. Nasıl yoktu? Kim kendinden geçmişçesine bitmeyen pilavı bitirebilirdi? Aklım almamıştı. Büyüdükçe annemin sürekli pilav yaptığını anladım. Çünkü pilavsız hayat tatsızdı.

*Beyonce'un Who run the world şarkısını dinleyip mırıldanırken hep who run the worlds diye söylüyorum farkında olmadan. Pararlel evrendeki dünyalarda da aynı durum geçerli benim için.

*Ben 13 yaşımdayken, evlendiğimde düğün yapmamaya karar vermiştim. Bu kararımın bir lanete dönüşeceğinden habersizdim. Çünkü o zamandan sonra hep bir düğün salonunun dibindeki apartmanda yaşadım. Her yaz saatlerce halay dinlemek zorunda kaldım. Evlendim ve düğün yapmadım(aldığım en güzel kararlardan biri). Bunun laneti sürdüreceğini düşünemedim. Kışın ülkenin diğer ucuna geldim. Ve yine düğün salonun dibindeyiz. Her gece halay dinliyoruz.

*Siz öğrenciyken öğretmeninizin yanında arkadaşınıza gerizekalı diyebiliyor muydunuz? Ve ya 'Bir bok bilmiyorsun.' veya 'Sikerler'. Öğretmen zili çaldıktan sonra koridorda rahatça, elleriniz ceplerinizde yürüyebiliyor muydunuz? Bir öğretmen sizi o vaziyette gördüğünde ve neden hala dışarıda olduğunuzu sorduğunda 'Gidiyorum ya.'diye cevap veriyor muydunuz? 'Hocam yeterince korkutucu değilsiniz. Bizi korkutmazsanız sessiz olmayacağız'dediniz mi hiç? Veya öğretmeniniz 'Siz koyun musunuz? Güdülmek mi istiyorsunuz?' dediğinde sırıtarak 'Koyunum.' der miydiniz? Sınıfta otistik bir sınıf arkadaşınız olsa size sorduğu bir soruya sesinizi yükselterek 'Sanane' diyebilir miydiniz? Olmazmış gibi gelebilir. Ama oluyor. Ve her gün.

15 Ekim 2016 Cumartesi

Spotless Mind #4

KASIM 2010

*Gallows dinleyince özellikle Orchestra of wolves'u gaza gelip birini öldürebilecekmiş veya son gaz ters yönde motor sürebilecekmişim gibi ya da çıplak ayakla ormanda ciğerlerimi patlatacak kadar hızlı koşabilecekmişim gibi hissediyorum. (Uzun süredir Gallows dinlemedim ama dinlesem sanırım yine böyle hissederim.)

*Bugün bi adam Ankaray'a "Noluyo lan.Nereye?"dedi durması gerekirken devam edince.Gözlerim yaşardı hemcimsimi görünce ben de konuşuyorum Ankarayla. (Ankaray ile konuştuğumu unutmuşum. Evet, toplu taşıma aracı ile içimden konuştuğum oluyordu.)

*Ankaray =Metro=toplu taşıma aracı=Roller costar=Kliması diğer tüm klimaları ezip geçebilen bir çufçuf. (Ankaray'a ilk bindiğimde öyle heyecanlanmıştım ki hızlı trene binmiş kadar olmuştum. Yalnız, ne denli küçük ve saf olduğumu anladım şuan. Metro benim için eğlenceli bir yenilikmiş.)

*Pembeyi harbi sevmiyorum. (Hala sevmiyorum.)

*Ben de tam boy Ville Valo posteri varya,var işte kocaman,gerçek boyutlarında.Var olduğunu hatırladıkça mutlu oluyorum. (Tam boy Ville Valo posterim olduğunu da unutmuşum. Posterlerimi öğrencilerime dağıtmıştım geçen sene. Belki bunu da vermişimdir. (Poster dağıtan bir öğretmeni bile üzebiliyorlar, yazık.))

*Sevgimi sıvılaştırabilirim=Ağlayabilirim. (En yakın tarihli sevinçten ağlamamın üzerinden dokuz ay geçti.)

*İlk izlediğim kore dizisi Trt1'de Düşlerimin prensiydi. (Beni bir celebrity crushtan diğerine sürükleyeceğini kestiremedim. Dizi izleyerek dil öğrenildiğini de bu şekilde kanıtlayabilirim. Nasıl yazıldığından haberim olmadan Korece öğrenebildiğim kadar kelime öğrenmiştim.)

*İÇİMDE BİR HİS VAR   İyimser elf: Burs çıkacak.Sonra ben bütün paramı kitaplara yatıracağım.Kütüphanem dolup taşacak.Bu görüntü karşısında mest olacağım. (Burs çıkmıştı ama paramı kıyafete yatırdım. Kitapları okulun kütüphanesinden okuyordum.Bir kitapevinden alabileceğimden daha çok kitaba ulaşmış oldum.)

*Ankara'da kuşlar uçmuyor ya çok mallar.Benim ole bir imkanım olsa sekerek yürümem sürekli uçarım.Aptal kuşlar.Kuş beyinli  kuşlar. (Şehir böyle bir şey işte. Kuş bile doğasına aykırı yaşıyordu.)

*O kadar kitabı severim ama bi Fareler ve İnsanlar bende yıllarca süren ve sürecek bir etki bıraktı. (Arkadaşlıklarımı devam ettirememe problemimi bu kitabı 11-12 yaşımda okumama yoruyorum.)

*Yarın da edebiyat sınavım var.Bu kadar sene ben edebiyatı çoğ seviyorum,edebiyattan yüksek lisans yapacağım derkenn umarım en düşük notu alıp rezil rüsva olmam millete.O zaman okulu bırakım abi.Bu rezillikle yaşayamam. (İngiliz Edebiyatı vizelerinden hep yüksek, finallerinden hep düşük alarak sene sonunda ortalama getirdim. Yüksek lisans yapmadım ve yapacağımı sanmıyorum. Bir de şu var ki, kendi dönemimde ilk edebiyat sınavından birkaç sınıf içinde en yüksek ben almıştım. O yüzden bu durumu kurtarır.)

*Belki Robert Smith'in saçları olsaydım hayatım daha egzanrtik olurdu. (Benim hayatım da fena değil bence. Şuan Robert Smith'in saçı olmaya özenmiyorum.)

*Belki kokoş olsaydım hayır bu ithimal yok.Korkunç. (Bence kokoş olmaya başladım.)

*Belki de hayatımda hiçbirşey başaramadan ölücem. (Hedeflerimi gerçekleştirmeden öleceğimi anlarsam galiba ciddi üzülürüm ama bu hedefler gerçekleşmese bile öğretmenlik bir şekilde ruhsal doygunluk yaşatan bir meslek. Senenin başında ingilizceden nefret ederken sonunda severek ayrılıyorsa okuldan öğrenci veya daha ilk haftamızdan 'Galiba bu sene ingilizceyi öğrenebileceğim.'diyorsa bu beni yeterince memnun ediyor.)

*Belki benim de postallarım olcak. (İki çift postalım var. Ben deli gibi ararken hiç bir yerde yoktu ne yazık ki. Zaten ben hep modayı önden takip ettiğimi düşünüyorum.)

*Şimdi bu izleyici bölümünde tamam izleyicilerim var da acaba hakkaten okunuyor muyum? (Galiba okunuyorum.)

*Kemiklerim (evet onlarla konuşuyorum,başkasına ait kemiği sevmişsem onla da konuşurum) sizi sevdiğimi biliyorsunuz niye ortaya derimi yırtacakmışsınız gibi çıkmıyorsunuz.Öyle olabilmesi için ne kadar zayıflamalıyım?Cevap ver bana köprücük kemeği. (Pipet Dostu köprücük kemiklerimin gittikçe belirginleştiğini söylüyor ama pek umurumda değil. Kemiklerle eskisi gibi ilgilenmiyorum.)

10 Ekim 2016 Pazartesi

Golden Shot


*Merhaba sevgili hayali ve gerçek okuyucularım.

*En son celebrity crush'ımı unutmaya çalışıyordum. Neyse ki kurtuldum bu illetten. Gerçek hayatıma adapte olabildim.

*Galiba önce okulda vuku bulan olaylardan bahsedeceğim. Şuan en eğlendiğim zamanlar onlar.

*Atandığım okulda norm fazlası çıkınca üç hafta boyunca başka bir okula geçmeyi bekledim. Resmen Kafka'nın Şato'sunu yaşadık okulca.

*Hayatımda en çabuk ve en kolay yalan söylediğim yer sınıf. Şöyle ki, öğrenciler yaşımı sorduğunda hep iki-üç yaş fazla söylüyorum ki aramızdaki yaş farkı iyice artsın. Kaç yıllık öğretmen olduğumu sorduklarında iki katını söylüyorum ki görmüş geçirmiş bilsinler. Sonra yaşımla çalıştığım seneyi örtüştürmediklerinde 'Üniversitede de çalıştım.' diyorum. İyice akılları çıkıyor.

*Böyle rakamlarla oynayınca da 'Ne kadar minyoniksiniz.'diyorlar. (Bu sabah cidden dendi bu cümle.)

*Hayatlarında ilk defa Almanca gördükleri için 'Ya hocam İngilizceyi Almanca ile karıştırıyoruz' diye havalanıyorlar. Sonra duolingodan öğrendiğim yeni kelimelerle akıllarını alıyorum falan.

*Ayrıca çok ilginçtir. Ülkenin öbür yakasında bazı öğrencilerimin tipleri ile buradaki öğrencilerim tipleri neredeyse aynı. Aralarında akrabalık da yok. Sanki aynı öğrenciyi ikinci defa sıfırdan başlatıyor gibiyim. Nostaljik hissediyorum.

*Okuldaki bir branştaşım ile aynı kolejde, farklı şubelerde çalışmışız. Ben iki hafta dayanabilmiştim. O altı ay dayanmış. Diğer branştaşım ile ise aynı üniversiteden mezunuz. 'Yaradanım' dedim. 'resmen dualarımı kabul etmişsin.' Çünkü arkadaşsızlıktan ciddi ruhsal sıkıntılar çekmeye başlıyordum.

*Altı buçukta kalkıyorum.

*Beni tanıyanlar bunun ne denli büyük bir milat olduğunu bilir.

*Bir de bir ay sonra spora yazılacağım. O yüzden şimdi kendimden geçmişcesine abur cubur ve fast food tüketiyorum. Vedalaşıyorum gibi bir şey.

*Aylardır yazılarımda doğru düzgün bir görsel kullanmadım. Bu sizi rahatsız ediyor mu?

*Ve bir yazıp bir bıraktığım romanı bilişim ağına sundum. Okumak istersiniz belki.
kıvılcım

(Bunlar nasıl böyle kapak hazırlıyor ya?)

29 Eylül 2016 Perşembe

21 Eylül 2016 Çarşamba

Kiddos


*Yedi aydır Diyarbakır'dayım.

*Bebeklerin ve çocukların güldüğünü bir kere duydum.

5 Eylül 2016 Pazartesi

High Heels?


*Merhaba sevgili gerçek ve hayali okuyucularım.

*Taşındığımızdan ötürü internetim bir aydır yoktu. Olmadığı için çok ağladım ama olmaması aslında daha yararlıydı. Yazık ettim kendime.

*Ailemin alışkanlığını devam ettirerek bulunduğumuz evin çaprazındaki binaya taşındık. Bizde kanda var herhalde.

*Çok düzenli bir şekilde her gün yarım saat dans etmeye başladım. Ve kol kaslarım Pipet Dostu'nu oldukça etkiledi. On yıllık göbeğimi de eritebilirsem kendim ile bol bol övüneceğim.

*Çalıştığım özel okullarda bana zorla kumaş pantolon ve topuklu ayakkabı giydirmeye çalıştılar. Giymemek için çok direttim. Şimdi ise spor ayakkabı ve kot pantolon ile bir yıl takıldıktan sonra topuklu ayakkabı ve takım elbise giymek istiyorum. Okul başlayınca coşacağım.

*Daha okullardan açılmadan norm fazlası çıktım. Kariyerim hayatımdaki en heyecanlı şey.

*Sonra daha güzel yazarım.

28 Temmuz 2016 Perşembe

I might cry as well.


*Dedektif Kurukafa'nın son kitabı okuyorum ve yarısı çoktan bitti. Kitap 766 sayfa. (Sayfa sayısına bakayım derken son cümleyi okudum. Neyse ki anlaşılır bir şey değildi.)

*İçimdeki küçük elfler ağlıyor.

22 Haziran 2016 Çarşamba

It's hot, hot DAMN!

(Pipet Dostu ile en sevdiğimiz youtuber taklidi ile)

*Merhaba arkadaşlar, ben Elif, bugün sizinle havanın sıcaklığı ve bunun hayatımdaki türlü etkileri hakkında konuşacağım.

*Devam ettirecektim ama bu kadarı yeterli.

*Yaz mevsimini seven kişilerin kışın giyinmeyi bilmeyenlerden ve yazlıkları olan veya farklı şehirleri gezip yüzebilecek kadar parası olan insanlardan oluştuğunu düşünüyorum. Çünkü ortalama bir insan için bunun sevecek bir yanı yok.

*Şimdi ise aldığım notlara göre yazıma devam ediyorum.

*Beş veya altı sene öncesinde takip ettiğim bir blogger gönderisini önce kağıda yazıp sonra buraya geçtiğini söylüyordu. Onu bloguna adanmış biri olarak görüyordum ama artık yazmıyor.

*Çok kişiyi takip ediyorum ama içlerinden sadece iki üç tanesini doğru düzgün okuyorum. Okumayı sevdiklerim hep yazmayı bıraktı.

*Takip ettiğiniz biri yazmayı bırakmışsa ölmüş de olabilir.

*Geçmişten kopamayan bir yapım var ve bu sosyal medyada stalkera dönüşmeme sebep oluyor. Yıllar önceki arkadaşımın bahsettiği arkadaşını bile bulup gizliden takip edebiliyorum. Reality Show gibi bir şeye dönüştü benim için.

*İzlediğim en saçma makyaj videosu kızın yanaklarındaki kırmızılığı yok etmek için üç kat kapatıcı sürüp sonra allık uygulamasıydı.

*Bir de herkes nasıl birden dolgun dudaklı oldu anlamadım.

*Daha notlarıma başlamadım bile.

*Her yaz yaptığım iki bu yaz da kendime belli hedefler belirledim ve bunu yaparken özellikle çok yönlü olmasına dikkat ettim. Yani sadece okumaktan ibaret olmasın istedim çünkü abarttığımda göz kuruluğundan boşluğa bile bakamaz hale geliyorum. Ve sürekli oturarak yapılan aktiviteler olmaması için türlü seçenekler ekledim.

*Seçeneklerden biri dans etmek. Çocukluğunuz Mtv ile geçmişse Britney Spears, Destiny's Child, Nsyc vb. şarkıcıların danslarını izleyerek geçmiş demektir. Bir de tabii Mezdeke faktörü. Benimle birlikte kardeşim ve kuzenim de dans etmeyi sevince oyunlarımız dansı da içeriyordu. Neden bu kadar maziyi andım bilmiyorum. Background information olsun. Fitness ve pilatesten çok çabuk sıkılıyorum, bu yüzden dans daha mantıklı.

*Bu dans olayını da şu şekilde çözdüm. Daha önceden bahsettiğim sıkılsa bile Edward Makas Eller'i 8 yaşında izleyen yiğenim youtube'da Just Dance isimli bir oyun buldu. Normalde wii konsolunda oynanıyordu ama kullanıcılar kendi performanslarını kaydedip yüklemiş. Sanki siz oynuyormuşsunuz gibi oluyor. Sevdiğim şarkılardan bir liste oluşturdum, öyle dans ediyorum.

*Listedeki şarkılardan biri 99 luftballons. İzlediğimde kapasitemin içerisinde gözükmüştü. Dansın sonunda ağlayacaktım. Bir kere denemenizi rica ediyorum.

*Ayrıca matematik öğrenmeye karar verdim. Alfabeyi bilemeyen öğrencilerimi eleştirirken kendi matematik cahilliğim gözlerimin önüne geldi. Soyut kavramlardan sorumlu lobum ihmalkarlığım yüzünden ağlamaya başladı. Ben de dokuzuncu sınıf konularından başladım. Zaten en son dokuzuncu sınıfta doğru düzgün matematik görmüştüm. Kümeler bile bildiğim gibi değilmiş. T_T

*Diğer hedeflerimden ve notlarımdan başka gönderide bahsederim. Bu yeterince uzun oldu.

*Sususz kalmayın, nöronlarınızı besleyin.

27 Mayıs 2016 Cuma

OH WOW!


*Artık dahiliye ve kulak burun boğaz doktorlarına faranjitimle şaşkınlık nidaları attırıyorum.

*Çünkü luzır olmak bunu gerektirir.


23 Mayıs 2016 Pazartesi

Spotless Mind # 3


Ekim 2010'dan

*ben victoria frances gibi resim çizerim.Laurell K. Hamilton gibi de betimlerim adamıııı. (Victoria Frances gibi çizemiyorum tabii ki, bunu yazdığım dönemde de çizemiyordum. Sallamışım. Ama Hamilton'a yakın betimlemelerimin olduğunu hala düşünüyorum. Betimlemeyi ondan öğrendim.)

*kalabalık ortamlara girincede hep beynimde bir sayfada gökten bi bomba tam kalabalığın ortasına düşüyo ve etrafa organ parçaları saçılıyo beynimde de "Şimdi şuraya bi bomba atsalar nanayı yeriz."diyorum ya da "işte bura tam bombalık yer"diyorum,psikopat gibi dolaşıyorum,kafama bomba düşcek die tırsıyorum.  (Bunu neredeyse 6 sene öncesinden düşünmek üzücü olmuş. Özellikle Kızılay metro çıkışı çok kalabalık oluyordu, hala öyledir eminim ki. Elimde olmadan bunu düşünüyordum çünkü saldırıya çok açık bir alan. Zaten orada bir saldırı gerçekleşti de.)

*Kafadan çatlak,kayışları koparmış,sıyırmış ve anormal adamlara sempati beslediğimi fark ettim. (Adamlar derken adamlardan mı yoksa herkesten mi bahsetmişim çıkaramadım ama adamlardan bahsettiğimi farz edersek yukarıda saydığım özellikteki adamlara kesinlikle sempati beslemiyorum. Burada demek istediğim muhtemelen 'bad boy' imajı. Bu imajdan şimdi ölesiye nefret ediyorum. Agresif erkek en itici bulduğum erkek tipi. Genelleştirip her iki cinsiyetten bahsediyorsam eğer artık bunlara özenmiyorum. Örnek alabileceğim çok sevgili bilinçli, aydın kadınlar ve adamlar var.)

*bazen canaım çok sıkılınca milletin değil kendi blogumu okuyorum. (Bunu bayadır yapmıyorum. Sıkılınca kendi blogumu okumayı bıraktım çünkü daha çok sıkılıyorum.)

*gece gece heryer karanlıkken yaylana yaylana yürümeyi çok özlemişim,bu akşam onu farkettim.Geceleri ve karanlığı,özellikle yağmur yeni yağmış ve sokakları ıslatmışken,lambaların turuncu ışığı ıslak yollarda daha da bi yumuşak gözükürken içime çektiğim soğuğumsu havayla ve içimi sızlatan o garip duyguyla seviyorum Ankara'yı.Belki de çoğunlukla hata olarak gördüğüm hayatta bilinçsizce savruluşum gerçekten iyi bişey.Şuan bombok bi durumda da olabilirdim. Ama ben,beni buraya savuran bütün dalgalara teşekkür ediyorum duyamasalar da beni.Soğuk bir gecede yumuşak turuncu ışıklarla aydınlanan ıslak yollar sizin sayenizde. (Gece gece yürümelerimin üzerinden 6 sene geçmesini fark etmek garip. Böyle bir lükse sahip olduğumu unutmuşum. Hala kendimi üniversiteden yeni mezun olmuşum gibi hissediyorum ama bu bir yanılgıdan ibaret sanırım. Gece gece yalnız yürümek muazzam bir lükstü. Ankara'nın işlek bir caddesindeki yurtta kalmanın getirilerindendi. Gece gece tek başıma yürümeyeli yıllar oldu.)

*Yeni jenerasyon vampirlerin güneşin altında pırlanta gibi parladığını sanıyor ne yapım şimdi başımı duvarlarda sektircem. (Bu konuyu cidden aştım. )

*Sadece diğer sesleri susturmak için müzik dinliyorum. (Öğretmen olduktan sonra müzik dinlemeyi iyice bıraktım. Zaten derslerde yeterince sese maruz kalıyorum. Eve gelince sadece sessizlik olsun istiyorum. Bu aralar sadece temizlik yaparken dinliyorum. Yoksa temizlik çekilecek çile değil. Bu zorluğa göğüs germemi sağlayan Marina'ya, M.İ.A.'ye, Lady Gaga'ya ve Beyonce'a müteşekkirim.)

*Şimdi ben (sözde) ingilizce öğretmeni olcam ya (Üniversiteden mezun olup özel okulda başlayana kadar öğretmen olacağımı düşünmüyordum. Aahahahahaha.)

*Nedense parantez içinde yazınca kendimi güvende hissediyorum.Kalkan görevi görüyor sanki.Garip. (Bu duygunun bir karakter yaratıp yeni bir projeye dönüşeceğini kim tahmin edebilirdi ki?)

*çeviri senden nefret nefret nefret ediyorum tamam mı.İğrençsin,uyuzsun,gebergebergeber tamam mı?Tamam de. (Çeviriye duyduğum öfke hiç dinmeyecek.)

*Parantez Adam diye bi süper kahraman yarattım aklımda az önce.Tayt yerine deri pantolon giyiyo.Yazın pişik oluyo ama hiç aldırmıyor.Kulaklarında parantez şeklinde küpeler var.Siyah renkli mohikan şaçı ise düz değil eğimli.Anlamadız ama hoş gözüküyo benim aklımda. (Küpeler yok, deri pantolondan da emin değilim ama hala aklımda Parantez Adam.)

(Ruhum yaşlandıkça yazış tarzımın cool'laşmasını görmek içimi rahatlattı.)


14 Mayıs 2016 Cumartesi

Duolingo is my bestie!







Decades


*Ülkenin farklı kesimlerinden hangi öğretmenle konuşsam yeni jenerasyonun pratik zekasının eridiğini söylüyorlar.

*Katılıyorum. 2000'liler pratik zekada çuvallıyor.

*Ama 90'lıların da onlardan geri kalır yanı yok.

*Yaşıtlarımın gerzekliklerine şahit oldukça içten içe hüngür hüngür, salya sümük ağlıyorum.

*2000'lilerin pratik zeka eksikliği ise hep 80'li ebeveynlerinin suçu. 80'li veya 70'li.

(Özellike 'ana-baba' kalıbını kullanmıyorum çünkü önce annenin zikredilmesi sorumluluğun önce onda olduğunu ima eder gibi. Beni rahatsız ediyor. )

2 Mayıs 2016 Pazartesi

Calm and Steady


*Kaç yaşımdan beri bilmiyorum ama hep yeşil koltuğum olsun istemiştim. Yeşil koltuğum var.

*Yeşili sevmeme, turuncuyu sevmememe neden olan nedir?

*Böyle olgun cümleler kurduktan sonra Morganville fangirllüğü yaparak yazıma devam edeceğim. Hayatımda okuduğum ilk vampir romanı Anne Rice'a aitti. Sonra ise Laurell K. Hamilton okudum ve ergenliğimin idolü oldu. Bir süre sonra Anita'yı zorbanın tekine dönüştürdüğü ve olur olmadık yerlerde cinsellik kullandığı için ondan soğudum. Kitapların artık bitmesi gerektiğini düşündüm. Ancak Morganville serisi kitaplar ilerledikçe seviye atladı. Ana karakterler ve kurgu, kurgunun içine bilim girmesi, rasyonel yollarla sorunların çözülmesi, yeni öğeler kullanılırken klasik vampir unsurlarından çıkmaması çok hoşuma gitmişti. Tıpkı çikolatalı dondurma yemek gibiydi. Aynı ritimde yazılsa 35 kitap dahi olsa okumaya kararlıydım. Olsaydı okurdum. Ama bitti. Ve bok gibi bitti.

*Son,vurucu, cümlemin üzerine bir şey yazarak vuruculuğunu azaltmak istemem ama cidden kitap kötü bitti, yani kalitesizdi. 14 kitap boyunca süper yazıp 15. kitapta nasıl böyle rezil edilir aklım almadı. Neden, neden, neden?

*Ben, çok eski yakın arkadaşım tarafından nostalji unsuru olarak kullanıldım. Sonra acısını çıkardım.


*Yaza katlanmamı sağlayan tek şey dondurma.

22 Nisan 2016 Cuma


*İnsanın kendi kendini yiyip bitirebilme özelliği keşke bu zaman diliminde ortaya çıkmasaydı, benim için. Çünkü cidden çok ama çok yanlış bir zaman.

*Ayrıca Maslow'un piramidindeki son basamakta can çekişiyorum. Cidden hiç zamanı değildi.

* Bu olayı aştığımı düşünüyordum.

*Beyin için rutin iyi değilmiş.

*Rutinim bozuldu ve şuan ruhen sıçmış gibi hissediyorum.

*Birinci dönem bir öğrencim beni hep "You are so cute teacher!" diye betimliyordu. Cute olmayı bir türlü benimseyemedim.

*Bir de çok alakasız ama kocaman yanaklı güzel kadınların varlığı özgüvenimi artırıyor. (e.g. Nurgül Yeşilçay)

10 Nisan 2016 Pazar

Pockets


*İç çepsiz yaşamayı hak edecek ne yapdık biz kadınlar?

30 Mart 2016 Çarşamba

THE DUST


*Merhaba gerçek ve hayali okuyucularım. Az ve öz olmak her daim iyi, sevindirici, tatmin edici ve dinlendirici. I like you in that way.

*İnsanların kötülük ve moronluk kapasitelerine çoktan alışmış olmam gerekirken mekan ve kişiler değiştikçe her seferinde yeniden insanların kötülükleri ve moronlukları karşısında hayrete düşüyorum.

*Hayatımda insan sayısını bilerek az tutmam her zaman benim hakkımda "O niye bizimle oturmuyor? Neden bizimle konuşmuyor? Niçin günaydın demedi? Yoksa bizi sevmiyor mu?" vb sorulara gark edecek. Üzerinde düşünün durun gerzekler, sizi cidden sevmiyorum.

*Hümanistliğim zaman içinde kaybolduysa bu benim suçum mu? İdeallerimi sürdürmek zorunda değilim. Dokuz yıldır hayalini gerçekleştirmeyen bir insanım. Benim için çok boşluk yaratacak bir durum değil.

*Biraz önce aklımda gönderi yazarken bu kadar alaycı ve kötümser değildim. Farkında olmadan yılgınlığım irin gibi birikmiş.

*Bu dünyada çocuk pornosu diye bir olgu söz konusuyken çocuk yapmaya heveslenenlere sabır diliyorum. Çünkü çocuğunuzu korumak için büyük bir çaba ve güç sarf edeceksiniz, yine de bazen koruyamayacaksınız.

*Erkeklerin kadınlara, genç kızlara, kız çocuklarına, erkek çocuklarına, genç erkeklere, diğer erkeklere, hayvanlara ve cansız cisimlere tecavüz etmelerini aklım almıyor.

*Kadın tecavüzcülerin  olmadığını da göz ardı edemeyiz.

*Kadınların birbirini yaka paça aşağılara çekmelerini de göz ardı edemeyiz.

*Bir afgan kadının "Türkiye'ye dönmektense Avrupa'da ölürüm daha iyi." demesini okuyunca bizim için cidden üzüldüm.

*Burada yaşamak zorlaşsa da gidecek başka yer de yok artık benim gözümde. Birkaç nadir ülke kaldı o kadar. Amerika'da yaşamaktansa Türkiye'de ölürüm daha iyi. Avrupa ilk bakışta cezbedici gelse de orası da boktan. Tecavüz oranlarının en yüksek olduğu ilk on ülkeyi araştırıp bakarsanız baya şaşırırsınız. Japonya'da yaşamayı da o kadar arzu etmiyorum artık. Liseli genç kız fetişleri ve avlanma politikaları beni rahatsız ediyor.

* 'Coğrafya kaderdir.'

*Tez elden zengin olsam keşke, kendime ada satın alabilsem. Gerçi bazıları kredi çekip alınabilecek kadar ucuzdu.

*54 kilo olmama rağmen 100 kiloluk bir kadının yağ oranına sahip olmam çuval çuval yediğim pilavdandır. Canım pilav.

*Pilavsız hayat zor.

*Özel okullardan kurtulup devlete atandım. Yarım gün ders izleyip( yeni sistem) rapor yazıp öğretmenler odasında kitap okuyorum ve özelde çalıştığımdan 200 lira daha az alıyorum.

*Yukarıdaki yaşadığım ütopyadır. Bu ütopya gerçektir. Ve bazıları bu çalışma koşullarına bile şikayetlenebiliyor.

*Benden daha mızmız insanları çekemiyorum. Çünkü bu olayın rock bottom'ı benim. Daha derini ağzını yüzünü dağıtmalık.

*Atandığım şehir Diyarbakır. Derlermiş ki 'İnsan bir buraya gelirken bir de buradan giderken ağlarmış." Ben gelirken ağlamadım. Yalnız da değildim, Pipet Dostu da benimleydi. Ama üç dört yıl sonra giderken ağlayabilirim. Çünkü ilk evim burada oldu ve bazı insanlar cidden çok iyi yürekli. (Özellikle bazı taksiciler)

*Gönderinin başlığına gelirsek, ev sizinle savaşan bir mekanizmadır. Ne kadar temizlerseniz o kadar toz üreten bir varlıktır, farkında olmadığınızda toz topaklarının evrimleştiği bir kaynaktır. Annelerimiz haklıymış gençler, evin işi hiç bitmiyor. Ananızın elini öpün.

(*İnsan yemek yapmaya başlayınca eli ya soğan ya da sarımsak kokmaya başlıyormuş. Yeni bir evren benim için.)

8 Ocak 2016 Cuma

HÜSRAN


*Merhaba sevgili gerçek ve hayali okuyucularım.

*İç sesim blogta gönderi yazıyormuşçasına konuşmayı bir türlü kesmediği için yazayım dedim yoksa canım hiç istemiyor.(Bu cümleyi bile önceden düşündüm. İç sesim dedi daha doğrusu.)

*Beni en başından beri okuyan birkaç kişi var. Blogu açtığımda üniversiteye yeni başlamıştım. Üniversiteyi bitirdim. İşe girdim,çıktım,girdim çıktım, girdim, çıkacağım ve buna ek olarak mürüvetlendiğimi de göreceksiniz. (Mürüvetlendim kelimesini konu hafiflesin diye uydurdum. Genelde blog temam milletin suratına diyemediklerimi gelip burada kusmam olduğu için özel hayatımı yazmaya alışkın değilim. Bu bile cümleler israfı.)

*Bu işe girip çıkma olayında eklemek istediğim bir şey var ki o da kovulmayı istifa etmeye yeğlediğimdir. Kovulmak çok rahat. Deneyimim var.

*Tuşlu telefondan tuşsuz telefona (çünkü dokunmatik ekran benim için pek havalı bir şey değildir. Çatçat tuşları olması daha güzel.)geçtiğimde zil melodim M.I.A'in bir şarksıydı. Ama çok gelişmiş telefonum çökünce sistemi tekrar kurmak zorunda kaldık. Tüm fotoların gitmesinin yanı sıra müziklerim de gitmişti. Bu durumda en iyi kararın yeniliğe açılmak olduğunu düşündüm.Bu koca paragrafı yeni zil melodimin Ay Savaşçıları'nın açılış müziği olduğunu söylemek için yazdım. Telefonum açılca önce algılayamıyorum çünkü gözümün önüne hemen klip geliyor, nerede olduğumu şaşırıyorum, sonra bilinçaltımda bir kısım bir yerlerden savaşçıların çıkageleceğini sanıyor ama bu çok ama çok kısa bir an, böyle şimşek gibi bir nevi, bazen müziği dinlemek için telefonu beklettiğim oluyor. Bari bu sefer bir iki mısra duyayım diye.

*Bir seneden beri içimde beklettiğim bir yıldız ise mesaj sesi. Benimki kuş ötmesiydi. Ve ilk zamanlar sokakta yürüken mesaj gelirse etrafımda kuş var sanıyordum. 2000'li öğrencim ise bol ağaçlı okulunda kuş sesi duyunca birine mesaj geldiğini sanmıştı.

*Bazı tumblr bebeleri milenyum bebelerinin teknoloji açısından çok üstlerine gelindiklerini savunuyor ama ben gerçekten üzücü yetiştirildiklerini düşünüyorum.

*Yaş ortalaması otuz beşi geçmiş öğretmenler içinde çalışıyorsanız çok garip olaylara tanıklık edebilirsiniz. Hem hiçbir şeyi umursamayıp hem de en küçük şeyi kafaya takıyorlar ve ölümüne kavgacılar. Her an bir şey olacak diye bekliyorum. İnanılmaz aksiyonlu.

*Çikolatayı bıraktım. Çikolatalı pasta yerim hala ama artık genel anlamda çikolata yemicem T_T(bitter de olur aslında.)

*Bazen öğrenciler çok basit bir gramer konusunu anlamayınca kendim nasıl öğrendim diye hatırlamaya çalışıyorum ki onlara da öyle anlatayım ama hatırlamıyorum. İngilizceyi nasıl öğrendim bilmiyorum, unutmuşum. Bazı kelimeleri şarkılardan öğrendiğimi biliyorum ama reported speech, passive falan bunları nasıl öğrettiler bana, ben nasıl özümsedim bilmiyorum. Bir ara present perfect'te zorlandığımı hatırlıyorum ama onu da çözmüşüm. Ama tam olarak ne zaman ne oldu bilmiyorum.

*Okumayı nasıl öğrendim hatırlamıyorum. Çarpım tablosunu nasıl ezberledim hatırlamıyorum. Yazmaya nasıl alıştım hatırlamıyorum.

*Kız oyunlarında yemek yapmaya bayılıp gerçekte yemek yapmaktan rahatsızlık duymak benim marifetlerimden biridir.

*Bu kadar yeter.

1 Ocak 2016 Cuma

Good Job Earth!




*Unutmadan söyleyeyim; Amerikalı erkek yazarlar güneş bir gün patlayıp sönecek diye çok korkuyor. Ayrıca küçük oğlan çocuklarının ağzından yazıyorlarsa eşinden ayrılmış, yeni sevgili yapmış anne karakteri onların ayrılmaz parçası.