8 Ocak 2016 Cuma

HÜSRAN


*Merhaba sevgili gerçek ve hayali okuyucularım.

*İç sesim blogta gönderi yazıyormuşçasına konuşmayı bir türlü kesmediği için yazayım dedim yoksa canım hiç istemiyor.(Bu cümleyi bile önceden düşündüm. İç sesim dedi daha doğrusu.)

*Beni en başından beri okuyan birkaç kişi var. Blogu açtığımda üniversiteye yeni başlamıştım. Üniversiteyi bitirdim. İşe girdim,çıktım,girdim çıktım, girdim, çıkacağım ve buna ek olarak mürüvetlendiğimi de göreceksiniz. (Mürüvetlendim kelimesini konu hafiflesin diye uydurdum. Genelde blog temam milletin suratına diyemediklerimi gelip burada kusmam olduğu için özel hayatımı yazmaya alışkın değilim. Bu bile cümleler israfı.)

*Bu işe girip çıkma olayında eklemek istediğim bir şey var ki o da kovulmayı istifa etmeye yeğlediğimdir. Kovulmak çok rahat. Deneyimim var.

*Tuşlu telefondan tuşsuz telefona (çünkü dokunmatik ekran benim için pek havalı bir şey değildir. Çatçat tuşları olması daha güzel.)geçtiğimde zil melodim M.I.A'in bir şarksıydı. Ama çok gelişmiş telefonum çökünce sistemi tekrar kurmak zorunda kaldık. Tüm fotoların gitmesinin yanı sıra müziklerim de gitmişti. Bu durumda en iyi kararın yeniliğe açılmak olduğunu düşündüm.Bu koca paragrafı yeni zil melodimin Ay Savaşçıları'nın açılış müziği olduğunu söylemek için yazdım. Telefonum açılca önce algılayamıyorum çünkü gözümün önüne hemen klip geliyor, nerede olduğumu şaşırıyorum, sonra bilinçaltımda bir kısım bir yerlerden savaşçıların çıkageleceğini sanıyor ama bu çok ama çok kısa bir an, böyle şimşek gibi bir nevi, bazen müziği dinlemek için telefonu beklettiğim oluyor. Bari bu sefer bir iki mısra duyayım diye.

*Bir seneden beri içimde beklettiğim bir yıldız ise mesaj sesi. Benimki kuş ötmesiydi. Ve ilk zamanlar sokakta yürüken mesaj gelirse etrafımda kuş var sanıyordum. 2000'li öğrencim ise bol ağaçlı okulunda kuş sesi duyunca birine mesaj geldiğini sanmıştı.

*Bazı tumblr bebeleri milenyum bebelerinin teknoloji açısından çok üstlerine gelindiklerini savunuyor ama ben gerçekten üzücü yetiştirildiklerini düşünüyorum.

*Yaş ortalaması otuz beşi geçmiş öğretmenler içinde çalışıyorsanız çok garip olaylara tanıklık edebilirsiniz. Hem hiçbir şeyi umursamayıp hem de en küçük şeyi kafaya takıyorlar ve ölümüne kavgacılar. Her an bir şey olacak diye bekliyorum. İnanılmaz aksiyonlu.

*Çikolatayı bıraktım. Çikolatalı pasta yerim hala ama artık genel anlamda çikolata yemicem T_T(bitter de olur aslında.)

*Bazen öğrenciler çok basit bir gramer konusunu anlamayınca kendim nasıl öğrendim diye hatırlamaya çalışıyorum ki onlara da öyle anlatayım ama hatırlamıyorum. İngilizceyi nasıl öğrendim bilmiyorum, unutmuşum. Bazı kelimeleri şarkılardan öğrendiğimi biliyorum ama reported speech, passive falan bunları nasıl öğrettiler bana, ben nasıl özümsedim bilmiyorum. Bir ara present perfect'te zorlandığımı hatırlıyorum ama onu da çözmüşüm. Ama tam olarak ne zaman ne oldu bilmiyorum.

*Okumayı nasıl öğrendim hatırlamıyorum. Çarpım tablosunu nasıl ezberledim hatırlamıyorum. Yazmaya nasıl alıştım hatırlamıyorum.

*Kız oyunlarında yemek yapmaya bayılıp gerçekte yemek yapmaktan rahatsızlık duymak benim marifetlerimden biridir.

*Bu kadar yeter.

Hiç yorum yok: