23 Mayıs 2016 Pazartesi

Spotless Mind # 3


Ekim 2010'dan

*ben victoria frances gibi resim çizerim.Laurell K. Hamilton gibi de betimlerim adamıııı. (Victoria Frances gibi çizemiyorum tabii ki, bunu yazdığım dönemde de çizemiyordum. Sallamışım. Ama Hamilton'a yakın betimlemelerimin olduğunu hala düşünüyorum. Betimlemeyi ondan öğrendim.)

*kalabalık ortamlara girincede hep beynimde bir sayfada gökten bi bomba tam kalabalığın ortasına düşüyo ve etrafa organ parçaları saçılıyo beynimde de "Şimdi şuraya bi bomba atsalar nanayı yeriz."diyorum ya da "işte bura tam bombalık yer"diyorum,psikopat gibi dolaşıyorum,kafama bomba düşcek die tırsıyorum.  (Bunu neredeyse 6 sene öncesinden düşünmek üzücü olmuş. Özellikle Kızılay metro çıkışı çok kalabalık oluyordu, hala öyledir eminim ki. Elimde olmadan bunu düşünüyordum çünkü saldırıya çok açık bir alan. Zaten orada bir saldırı gerçekleşti de.)

*Kafadan çatlak,kayışları koparmış,sıyırmış ve anormal adamlara sempati beslediğimi fark ettim. (Adamlar derken adamlardan mı yoksa herkesten mi bahsetmişim çıkaramadım ama adamlardan bahsettiğimi farz edersek yukarıda saydığım özellikteki adamlara kesinlikle sempati beslemiyorum. Burada demek istediğim muhtemelen 'bad boy' imajı. Bu imajdan şimdi ölesiye nefret ediyorum. Agresif erkek en itici bulduğum erkek tipi. Genelleştirip her iki cinsiyetten bahsediyorsam eğer artık bunlara özenmiyorum. Örnek alabileceğim çok sevgili bilinçli, aydın kadınlar ve adamlar var.)

*bazen canaım çok sıkılınca milletin değil kendi blogumu okuyorum. (Bunu bayadır yapmıyorum. Sıkılınca kendi blogumu okumayı bıraktım çünkü daha çok sıkılıyorum.)

*gece gece heryer karanlıkken yaylana yaylana yürümeyi çok özlemişim,bu akşam onu farkettim.Geceleri ve karanlığı,özellikle yağmur yeni yağmış ve sokakları ıslatmışken,lambaların turuncu ışığı ıslak yollarda daha da bi yumuşak gözükürken içime çektiğim soğuğumsu havayla ve içimi sızlatan o garip duyguyla seviyorum Ankara'yı.Belki de çoğunlukla hata olarak gördüğüm hayatta bilinçsizce savruluşum gerçekten iyi bişey.Şuan bombok bi durumda da olabilirdim. Ama ben,beni buraya savuran bütün dalgalara teşekkür ediyorum duyamasalar da beni.Soğuk bir gecede yumuşak turuncu ışıklarla aydınlanan ıslak yollar sizin sayenizde. (Gece gece yürümelerimin üzerinden 6 sene geçmesini fark etmek garip. Böyle bir lükse sahip olduğumu unutmuşum. Hala kendimi üniversiteden yeni mezun olmuşum gibi hissediyorum ama bu bir yanılgıdan ibaret sanırım. Gece gece yalnız yürümek muazzam bir lükstü. Ankara'nın işlek bir caddesindeki yurtta kalmanın getirilerindendi. Gece gece tek başıma yürümeyeli yıllar oldu.)

*Yeni jenerasyon vampirlerin güneşin altında pırlanta gibi parladığını sanıyor ne yapım şimdi başımı duvarlarda sektircem. (Bu konuyu cidden aştım. )

*Sadece diğer sesleri susturmak için müzik dinliyorum. (Öğretmen olduktan sonra müzik dinlemeyi iyice bıraktım. Zaten derslerde yeterince sese maruz kalıyorum. Eve gelince sadece sessizlik olsun istiyorum. Bu aralar sadece temizlik yaparken dinliyorum. Yoksa temizlik çekilecek çile değil. Bu zorluğa göğüs germemi sağlayan Marina'ya, M.İ.A.'ye, Lady Gaga'ya ve Beyonce'a müteşekkirim.)

*Şimdi ben (sözde) ingilizce öğretmeni olcam ya (Üniversiteden mezun olup özel okulda başlayana kadar öğretmen olacağımı düşünmüyordum. Aahahahahaha.)

*Nedense parantez içinde yazınca kendimi güvende hissediyorum.Kalkan görevi görüyor sanki.Garip. (Bu duygunun bir karakter yaratıp yeni bir projeye dönüşeceğini kim tahmin edebilirdi ki?)

*çeviri senden nefret nefret nefret ediyorum tamam mı.İğrençsin,uyuzsun,gebergebergeber tamam mı?Tamam de. (Çeviriye duyduğum öfke hiç dinmeyecek.)

*Parantez Adam diye bi süper kahraman yarattım aklımda az önce.Tayt yerine deri pantolon giyiyo.Yazın pişik oluyo ama hiç aldırmıyor.Kulaklarında parantez şeklinde küpeler var.Siyah renkli mohikan şaçı ise düz değil eğimli.Anlamadız ama hoş gözüküyo benim aklımda. (Küpeler yok, deri pantolondan da emin değilim ama hala aklımda Parantez Adam.)

(Ruhum yaşlandıkça yazış tarzımın cool'laşmasını görmek içimi rahatlattı.)


2 yorum:

Ninca Samurayzadeoğlu dedi ki...

2010dan beri 6 yıl olmuş olması hiç gerçekçi gelmiyor bana. Böyle yazılar yazmanı seviyorum nedense.
Ankara mirasını ben almış gibi olduğum için diyorum bunları, sanırım Ankara'nın en güzel kısımlarını sen kapmış götürmüşsün çünkü ben yurtta kalırken belediye otobüsleri ve lağımla ilgili altyapı sorunlarından başka bir şey göremedim. İstanbul'un son baharı ne kadar güzelse Ankara'nınki o kadar iğrenç geldi bana, ama şu an bu yıla mı mahsus olduğunu tam olarak kavrayamadığım bir ilkbahar var görevini yaza teslim etmiyor. Sanırım yağmurlarını falan sevmeye başladım buranın (ben genel olarak iç Anadolu'nun çölünden geldiğim için)
Nasıl bir yorum yazdığımı şu an algılayamadım beynim pek çalışmıyor ama son olarak sana temizlik yapma azmini gösterdiğin için çok saygı duyuyorum.

MELEKSİ BÖĞÜRÜŞLER dedi ki...

Altı yıl geçtiğini kabullenemiyorum ben de. Ankara'yı severek orada okumuşlar için oradaki otobüsler bile sevilesi ama altyapı sorunu cidden çekilecek çile değil. Benim ikinci yılımda gider musluk sularına karışmıştı. Herkes ishal olmuştu. Çok fenaydı. Ankara yanında bir dost varsa çok güzel oluyor onu fark ettim. Ankara'da ilkbahar çok aldatır, yazı hiç yaşamadım. Hep eve dönüyordum yaz başında.
Temizlik zor iş, temizliğe başlamak daha zor ama yemek yapmaktan iyidir.